şükela:  tümü | bugün
  • tevekkul islami anlamda ustune dusen her seyi yapip(yani essegini saglam kaziga baglayip) gerisini allaha birakmaksa da, edebi kullanimda essegin cayira salinip mevlanin kayirmasina tekabul edebilmektedir.essegin olmesi halinde ise fazla yaygara yapilmadan mutevekkil olunur kabullenilir.
    kayip esek bulundugunda ise "allaha sukredilir", zugurt tesellisi yoluyla mutlu olunur ki dogu felsefesini anlayis dinamigini ben bu orneklere sigdirmakta bir sakinca gormuyorum.
  • güvene yazınca tevekküle de yazmak farz oldu içkin. tevekkülün en sarih tanımını, açıkçası fazilet takviminde buldum ben. diyordu ki: tevekkül, allah teala'ya güvenmektir. sudan berrak bir tasvir... şerhi de var leziz... işte efendim, sanatına, mülküne, kuvvetine, anana bubana, evladına, eşine dostuna güvenmek beyhudedir. zira bunlar sebeptir ve fanidir. elden çıkması, yitip gitmesi, ölüp bitmesi mümkündür. işbu yüzden allah'a güvenmek farzdır, farzmış, öyle diyor fazilet... ben fazilet'e inanıyorum. bana neta gelene, sığın bulanıklığından kurtulup, derinin berraklığında tecelli eden kişi, kurum ve kuruluşlara hürmetim sonsuz...

    allah'a güvenmiş olan zat, o'nun halkettiği bilinen-bilinmeyen her şeye de güvenir, deye tembel aklı yürüteyim ben şimdi... aklın gözü astigmat, fakat bacak kasları kuvvetli, maşallah femorisi filan evlere şenlik... yürüsün o vakit akıl, hatta koşsun, fakat helecanlanıp düşecekse koşmasın aman, yürüsün badi badi yeter... ata neyn de binmesin, attan inip eşeğe binmek her dem olasıdır zira öyle konformist durumlarda... ne diyorduk, hah, kadir-i mutlak'a, muktedir-i muazzam'a, zat-ı zülcelal'e, malik-ül mülk'e, vedûd'e, hâkim'e, âlim'e, musavvir'e güvenen, denize de güvenir, balığa da güvenir. havaya, ateşe, toprağa güvenir, güle ve bülbüle güvenir. insanda allah'ı görüyorsa, ledün'den yana bahtı açıksa, insana da güvenir.

    zaten allah'a güvenmiş zat, her nevi, insanlı ya da insansız şerden allah'a sığınmıştır. başına bir musibet geldiği vakit allah'a yönelip, o'ndan yardım istemiştir. yani "güvendim bak nooldu, bu zamanda kimseye güvenmeyeceksin arkadaş, insanoğlu çiğ süt emişgeniş" diye zır zır zırıldamamış, içinde bulunduğu hâlin dilini okumaya, manasını bulmaya, bulmacayı çözmeye, imtihanını geçmeye azmetmiştir. işbu muhterem zat, güvenin künhüne vasıl olduğu için emin olmuştur, eman bulmuştur. mavi kuşu kanadından tutmuştur. bahtiyardır, gam bağından kurtulmuştur. vesselam o, olmuştur. düpedüz yırtmıştır! biz hâlâ dikmeye kasan kendimize bakalım mahzun... ya râb bize acısın, cağnım efsun...

    insan deyince akan sular accık duraksıyor elbet. çetrefil dolu mevzu... alengir yüklü yapı... mahlukat eşrefi ya insan, o bakımdan... hem aşağıların en aşağısında, hem yukarıların en yukarısında... nefsinde hem iyiliğe kabiliyeti, hem kötülüğe eğilimi taşıyan cinsten... ağır yük, çetin görev... nasıl oluyor, anlayan varsa beri gelsin sayın zat-ı okuyucu! hakikaten gelsin ve bencağıza da anlatsın bi zahmet... şu aciz kulun bizar kalbini bir yol sulasın ne hikmet... her ne hâl ise, biz güvenle tevekkülü harmanlayıp neticeye bakalım: sebeplere yapışmak elzemdir [sebepli-sonuçlu dünya, diyalekt-ül alemin], tevekkül ise farzdır. tevekkeli değildir.
  • güvenle, emniyetle göbekten bağlıdır.

    diyelim ki çok güvendiğiniz bir dostunuz var. ne zaman arasanız, iki eli kanda olsa bile hoop yanınızda. arayınca geleceğini bilme hali, tevekkül. bir kere aradınız, gelemedi ama siz bilirsiniz ki gelebilecek olsa gelirdi. gelmediğinin bir sebebi olduğunu bilmeniz, tevekkül. aradınız telefonu açmadı. arar geri nasılsa demek, tevekkül. aradan günler geçti, aramadı. kesin bir şey oldu buna demek, tevekkül. öldüğünü öğrendiniz, pek üzüldünüz, olsun diğer dünyada karşılaşırız biz onunla demek, tevekkül.

    eninde sonunda size döneceğini, size geleceğini bilmek tevekkül. gelmiyorsa bir şey olduğunu bilmek, ölse bile karşılaşacağınızı bilmek tevekkül.

    güvenli, emin bilmek demek tevekkül.
  • tevekkül, kendini kaderine teslim etmektir. kaderciliğin bir uzantısıdır. ancak tanrı'ya bağlı olan kalp kötü şey düşünmez. tevekkül olan herşeyi rıza ile karşılama halidir.
  • "allahü teâlâya tevekkül et, işini o'na teslim et. ibrâhim aleyhisselâm, allahü teâlâya öyle tevekkül etti ki, ateşe atıldığı hâlde cebrâil aleyhisselâm dâhil hiç kimseden yardım istemedi.

    cebrâil aleyhisselâm kendisine; "bir ihtiyâcın var mı?" diye sorunca, "sana yok, o'na var." dedi. "o'ndan iste." deyince, ibrâhim aleyhisselâm; "o hâlimi biliyor, o bana yetişir, istememe gerek yok." buyurdu.

    yûsuf aleyhisselâm, zindandaki arkadaşından yardım isteyince, rabbi kendisine; "âciz bir mahlûka dayandın ve başından geçenleri ona anlattın, ihtiyâcını ona söyledin. hâlbuki veren ve vermeyen benim. fayda ve zarar veren de benim."

    (ismail fakirullah)

    tevekkül tevhid'den bir şubedir ve oldukça yüksek bir idrak mertebesine denk gelir. kısacası, tevekkülü biz nasıl tanımlarsak tanımlayalım, iş laf ebeliğinden öteye gitmez.

    tevhidden nasiplenmeyen kişi, kendi nefsine, cüzi kuvvetine dayanmaktan başka yol bulamaz. bu durumda ona gelen hitap şudur:

    17. sağ elindeki nedir ey musa.

    18. musa: "o benim âsâmdır, ona dayanırım, onunla davarıma(bedenime) yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi.

    19. allah, “onu yere at ey mûsâ!” dedi.

    20. mûsâ da onu attı. bir de ne görsün! o, hızla sürünen bir yılan olmuş!

    bu ayetlerde cüzi nefsi terketmenin gerekliliğine işaret ediliyor çünkü küllileşmemiş bir nefs, testiyi kırıp okyanusa dökülmemiş bir nefs, şerli, karanlık ve şeytani bir varlıktır. dolayısıyla "yılan" sembolü ile temsil edilir.
  • "kış geçti, öksürük haplarıyla
    geçti cumartesi
    hiçbirşey söylemeyen sözlere varmak için
    herşeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti
    incir… yarpuz… karamela…
    la havle ve la kuvvete illa billah. "

    (bkz: ismet özel)
  • ibrahim* olmaktır, tevekkül.

    rivayet bu ya, rumi der ki; "...ateşe atılmak vardır. lakin ateşe atılmadan önce kendinde 'ibrahimlik' olup olmadığını araştır. çünkü ateş, seni değil; ibrahimleri tanır"...

    tevekkül gün geldiğinde; "bıçak keser mi, kesmez mi... ateş yakar, mı yakmaz mı... o da allah'ın takdiridir." diye secde edebilmektir.
  • kirmani'ye göre: bulmak ve kaybetmek sırasında kalbin sukûnet içinde olmasıdır.
  • özürlü olacağını, bir sürü ameliyat geçireceğini, sonunda sakat kalabileceğini bilerek karnındaki hasta bebeği doğuran kadının sonrasında yaşanan hastane süreçlerinde ayakta kalmasını sağlayan islamı aşan evrensel bir meziyet.
    ya da evladı lösemi olan bir annenin o acı tedavi aylarına katlanabilmesini sağlayan doping.
    insan kılığına girmiş iblislerin işkence tezgahlarında acı çeken insanı ayakta tutan güç.

    doğu ve batı bilgeliğinde anlatılan ama hissedemediğimiz yücelik. hint bilgelerinin, manastırlar dolusu hristiyanın arayıp durduğu maden.

    muhtemelen insanın fıtratında var, ancak ortaya çıkması her kişide farklı. değerli bir madenin hemen toprağın altında olması ile, binlerce metre derinde olması gibi. ama orada. ulaşılabilir.

    toplumları miskinliğe iten şey tevekkül değil, tevekkül bahanesinin arkasına gizlenmiş tembellik.
  • allah’a mutlak güven. sufi terminolojide nefsi marziye de denir.