şükela:  tümü | bugün
  • bir sair. bir aralar galatasaray lisesi mudurlugunu de yapmis. ankara ve ızmırde de adini tasiyan iki okul bulunuyor. bu okulda okuyanlara tifil deniyor. bu tifillar fransizca felan ogreniyorlar. ankaradaki hos bir ortamdi eskiden. kucuk barakalari vardi. insanlari da iyiydi. ama simdi yeni kocaman bir binadalar ve okul tam kolej havasina girmis durumda.
  • galataray lisesinden şimdiye kadar çok az kişi tevfik fikretin mezun olduğu not ortalamasıyla mezun olmuştur. türk edebiyatında çok büyük bir yeri vardır. serveti finün hareketinin öncülerindendir. bir yazısı sansüre uğruyana kadarda serveti finun dergisinin başında bulunuyordu. hatta serveti finün dergisinin bir fen dergisiyken bir edebiyat dergisi olması tevfik fikretin çabalarıyla gerçekleşmiştir.bi dönem robert kolejinde hocalık yapmıştır . oğlu haluk'u ülkeye faydalı bi adam olması için yurt dışına yollamış ona ülkesine yaralı olmasının gerekliliini anlatan birde şiir yazmıştır fakat haluk babasını hiç iplememiş türkiyeye dönmemiş ve amerikada papaz olmuştur. ayrıca robert kolejinin orda aşiyanda kendi çizdiği ve yaptırdığı mükemmel bir yalısı varmış zamanında...
  • girdiği işlerden istifa etmesiyle rekorlar da kıracak kişidir.
    3 kere de gs lisesinden istifa etmiştir.
  • rivayete göre gaz bi protesto olayı sırasında kendini galatasaray lisesi'nin kapısına zincirletmiştir.
  • - servet-i fünun döneminin yazarıdır.
    - aruz ölçüsünü türkçeye ustaca uydurmuştur.
    - ilk dönemlerde bireysel konuları ele almış fakat sonraları toplumsal konuları işlemisştir.
    - haluk’ un adı ile yazdığı şiirleri gençliğe adamıştır. (haluk’ un defteri)
    - ilk çocuk şiirlerini yazmıştır. (şermin)
  • ayhan songar bir tarihte (1985) tevfik fikret için "dengesiz ve ruh hastası" demişti.
  • galatasaray lisesinde tevfik fikret salonu vardır. en azından vardı bir aralar.
  • "balikcilar" adli siirin yazari
  • 1867-1915

    tüm zamanların en büyük 3 türk şairinden birisidir*. atatürk'ün en beğendiği ve ileride fikirlerinden en çok yararlandığı şairdir.

    aşiyan müzesi ölümünden önce kendisinin yaptırdığı ve ikamet ettiği bir evdi.

    (bkz: han ı yağma)
    (bkz: fikri hür irfanı hür vicdanı hür olmak)
    (bkz: sis şiirinin tablosu)
    (bkz: geçmişten gelen)
    (bkz: rübab ı şikeste)
    (bkz: halukun defteri)
    (bkz: haluk fikret/@huger)

    i expect no gifts from any, nor beg for wing or feather
    in my own sky, in my own heavens, on my own i soar
    to bow beneath slavery's collar weighs heavy on my neck
    i'm a poet, my thoughts are free, wisdom free, conscience free

    dizelerinin sahibi.

    (bkz: tevfik fikret mi mehmet akif mi)

    ataturk kendisi icin sunlari soylemistir, "o'nu biz mektep sıralarında okurduk. ondaki heybet, ondaki vakur, ahenk hiçbir şairimizde yok... o, hem büyük şair, hem de insandır.”

    -------------------------------------------------------------------------

    fikret hakkinda yazilmi$ guzel bir yaziyi da burada sizlerle payla$mak istiyorum:

    servet-i fünuncular, olarak adlandırılan edebiyat akımını temsil eden sanatçılar; tanzimat edebiyatçıları gibi korunan, sırasında bağışlanan, beğenilen, yararlanılmak istenen aydınlar olarak değil, istibdat yönetiminin kolayca gözden çıkarabileceği küçük memurlar olarak hep korku, kuşku içinde yaşadılar. ama bu durum gene de aralarından tevfik fikret gibi, kimseden bir şey beklemeyen, bağımsız kalmak isteyen, emeğinin karşılığından başka çıkar aramayan, kendi mısralarından bir alıntıyla nitelendirecek olursak; “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” bir sanatçının yetişmesini engelleyemedi.

    19.yy’ da osmanlı toplumunun yaşam biçimini ve buna bağlı olarak da sanat anlayışını etkileyen bir kültürel kimlik değişimi yaşadığı ve bu değişimin batılılaşma yönünde olduğu bilinmektedir.
    türkiye’de batılı sanat anlayışının yerleşmesinde etkin rol oynayan tevfik fikret’in asıl adı mehmed tevfik olup, 26 aralık 1867 tarihinde istanbul (aksaray)’da doğmuştur.

    şairliğinin yanında ressamlığı da olan, çok yönlü osmanlı aydınlarındandır. gerek düşünceleri, yaşantısı, gerekse geride bıraktığı eserleri, bir aydın olarak döneminin karmaşık siyasal yapısı karşısında nerede durduğuna ışık tutar. 1899’ da robert kolej’de verilen bir çaya eşi ile birlikte gitmesi, ki bu olay üzerine tutuklanması, kadınlar için toplumda ve yönetimde biçilen role karşı çıkışı, eşitlik ve hürriyete verdiği öneme örnek gösterilebilir. bütün çalışmalarının temelinde, oğluna duyduğu sevginin yatmakta olduğu bilinmektedir.bu da gelecek için gençliğe duyduğu güveni simgelemektedir.

    18.yy sonları ve 19.yy başlarındaki dönemin çalkantılı ortamında; iyimser ve umutlu şiirlerinin yanında, acı, zorbalık, baskı ve haksızlıkları da konu edinmesi; sanatçının yaşam içindeki konumu, yaşama bakışı, dönemin olumsuzluklarından etkilenip, sorunlarına çözüm aradıkça, dünya görüşünün yaşadığı dönemin kültür koşullarını zorladığı şeklinde özetlenebilir. özgürlük ve eşitlik anlayışı, ezilen insanların çıkarları doğrultusunda toplumsal bir öz kazanmıştır. sınıfsal çıkarlara dayalı yönetim biçimini eleştirmiş, belli egemen sınıfların koyduğu yasalara ve yönettiği devlete karşı çıkmıştır. ekonomik hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan kitlelere, kağıt üstündeki siyasal özgürlüklerin bir anlamı olmadığını göstermiştir. özellikle mimarı olduğu aşiyan’daki evi halkçılığının güzel bir kanıtıdır.

    bu köşkün her noktası üzerinde titizlikle çalışarak, uykusuz geceler geçirmiştir.evin içini büyük zevkle döşemiş, duvarlarını tablolarla bezemiş, büyük bir incelikle bahçeye zamanın en güzel çiçeklerini ekmiştir, kısacası konacak her taşın yeri, şekli üzerinde günlerce uğraş vermiştir. ne yazık ki bu kadar özenle hazırladığı , kendisi için manevi bir sığınak olan bu evde, on yıl bile yaşayamamış 19 ağustos 1915’te ölmüştür. kayınpederi mustafa efendiye vasiyeti, buraya gömülmek yönünde olmasına rağmen mustafa efendi aşiyan’ın sonraları kimin eline geçeceği konusunda kaygı ve şüpheler taşıdığından, sanatçının defni eyüp’teki aile mezarlığına olmuştu.

    aşiyan

    fikret’in “inziva” düşüncesinden kaynaklanan koru içinde bir ev hayali, öncelikle duygusal şekillenme olarak gerçekleşmiştir.

    rumelihisarı’nda kayalar mezarlığı üstündeki sırtta boğaziçi üniversitesi çevre duvarı bitişiğinde, tam göksu’nun karşısına denk gelen boğaz’a hakim konumdadır.

    sanatçı evini “kuş yuvası” anlamında farsça bir sözcük olan “aşiyan” olarak adlandırmış. şair, ressam, yazar olarak kendini kabullendirmiş olması yanında fikret’in en büyük eserlerinden biri de aşiyandır. evin planları, kendi mimarlık anlayışına göre yine kendisi tarafından tasarlanmış, peyzajcısı, dekoratörü de kendisidir. on yıldan fazla süren bir çabadan sonra, inşaat 1905’de başlayıp 1906’ da tamamlanmış. sürenin uzunluğu, fikret’in yazdığı mektuplarından anlaşıldığı üzere parasızlıktandır.

    1905’de babasının aksaray’daki evini iki bin liraya satınca evine kavuşması için gerekli paranın bir kısmını elde ederek, kolejin alt tarafındaki düzlüğü, sahibi nurettin sevim bey’in annesi semihe hanım’dan satın alarak yapımına başlanmış, kolej yönetiminden alınan avansın katkısıyla da yapımı tamamlandı. bu tarihten sonra,1890’da evlenmiş olduğu trabzon valisi olan dayısı mustafa bey’in kızı nazime hanım ve 1895 doğumlu oğlu haluk’la birlikte burada yaşamaya başlamıştır.
    sanatçı, öteden beri bu bölgeye hayran.yanında batı’ ya karşı türklüğün sembolü olan rumelihisarı, arkada ahmet vefik paşa’ nın arsası üzerine kurulan robert kolej, tam karşıda göksu deresi, küçüksu kasrı, ileride anadoluhisarı , altta güngörmüş mezarlık, ötelerde kandilli, kanlıca sırtları... aşiyan’ ın temelleri böyle zengin bir tarih ve tabiat dekoru içinde yükselmiş.

    üç katlı bir evdir. fikret zamanında zemin katı, yemek odası, mutfak, çamaşırlık ve kiler olarak kullanılmış. fikret’in ölümünden sonra yemek odası iç duvarı kaldırılarak genişletilmiş. mutfağın denize bakan yüzünde basık yayvan kemerli küçük bir pencere bulunmakta, bu pencere sanatçının sokrat’a olan hayranlığı ve saygısındandır ki, “sokrat’ın penceresi”olarak nitelendirilmiştir.
    giriş katının giriş ve bahçe ya da servis olmak üzere iki kapısı bulunmakta. giriş, evin denize bakan doğu yönünde ve kapı salona açılıyor. salonun kuzey yönünde geniş bir penceresi ve pencerenin iki yanında camlı iki küçük bölme bulunmakta, arka duvarında ise küçük bir ocak yer alıyor, arkadaki iki odaya dar ve karanlık koridorla geçilmekte. servis kapısı, güneyde zemin kata inen ve üst kata çıkan merdivenin bulunduğu antreye açılır.

    üst katta beş oda, bir banyo bulunmakta olup, girişteki geniş oda sanatçının çalışma odasıdır. bu kattan dışarı açılan kapı, arkadan bir köprü ile bahçeye bağlanmakta.

    bahçe düzenlemesi sanatçının “sanat doğayı değiştirmemeli, onu tamamlamalıdır” inancından hareketle doğallık bozulmadan, özenilerek gerçekleştirilmiş. sandalyeler, masalar taşlardan kaba yonu oluşturulmuş, iki havuzdan biri sarp kayalar arasındaki doğal bir gölcüğü andırmakta, düzenli yollar, düzenli çiçekler yerine de özgürce boy veren çiçekler, fıstık çamları, otlar arasından geçen düzensiz patikalar tercih edilmiş. havuzun arkasındaki büyük kayada da fikret’in altı mısrası yer alıyor.

    tevfik fikret’in, henüz hayatta iken aşiyan’ ın içi ile ilgili bilgiler ise şöyledir: eşya özenilerek seçilmiş, çok pahalı olamayan, fakat zarif biblolar, tabaklar ve heykelciklerle süslenmiştir. duvarlar tablolarla dolu, her şey temizlik içinde pırıl pırıl parlardı.güzelliğe susamış bir ruh olgunluğunun yansıması olan salonun her noktası zihni yormadan saatlerce düşündürür. rengarenk camları, gotik tapınaklarını, sade, çiçek girlantlı duvarları, eğimli tavan ise eski yunan yapılarını andırır. sedef kakmalı, kadife döşeli sediri, kanepeleri eski istanbul zevkini yansıtmakta. cilalı tahtalara serilmiş zarif seccadeler, hayalinizi buhara’ ya, iran’a uzatır.şu yüksek tişre lamba, şu fağfur kaseler ihtiyar çin’in malıdır. siyah zemine sırma kartal işlemeli paravana, ince resimli küpler, volkanlar ve padgudalar adalarına aittir. loş mini bir girintinin bir tarafındaki ocak, karşısındaki uzun minderi, şal örtüleri, işlemeli yastıkları, ayet levhaları, tavandan sarkan arabesk lambası ile zihninizi asırlar arasında dolaştıran islam şarkı’nın efsanevi odalarına götürür, sedefli, oymalı sigara iskemleleri, bağdat’ ı, şam’ ı düşündürür.

    uygun yerlere nefis ciltler, içlerinde her gün taze çiçekler yaşayan gale, sevr vazoları, etrafa serpiştirilmiş heykeller, çevreler...tahtın yanındaki şömineli hacleyi babasının hatırasına ayırmış, yağlı boya tablosunu yapıp asmıştır, ayrıca baba yadigarı örtüler, seccadeler, levha ve sedef çekmece. az ötede hocası recaizade ekrem bey’ in buruşuk, mavi bir paspartu içinde, başı açık fotoğrafı asılı. kitap dolabının üstündeki vazoda, her zaman o resme doğru uzanan zarif, taze bir çiçek demeti. salonun bir köşesine de haluk’ un çocukluk hatırası resimler.

    fikret’ten sonra aşiyan

    ölümünden sonra, eşi nazime hanım bir süre bu evde yalnız oturmuştur. sonraları, ekonomik zorluklardan dolayı köşkün alt katını kolej öğrencilerine pansiyon olarak kiralamak durumunda kalmış, bu sırada da ilk onarım yapılmıştır. ardından amerikalı bir profesör bir yıl oturmuş, bu dönemdeki tadilatta değişiklik olarak banyo ve arkaya iki oda eklenmiştir. bunlar dışında zaman zaman eşyalar satılmış ve amerikan koleji’ nin binayı satın almak istemesi üzerine, dönemin milli eğitim bakanı hasan ali yücel, istanbul belediyesine başvurarak satın alınıp, bir “edebiyat-ı cedide müzesi” ne dönüştürülmesini önermiştir.

    belediye 1940’ da binayı satın almış ve 1945 yılında müze açılmıştır.açılış öncesi beş yıllık sürede aşiyan’ a ait eşyaların toplanması girişimleri gerçekleştirilmiş, yazı masası seneler sonra üniversite mahzeninde bulunmuş, karyolası bulunamadığı için benzetilerek yeniden yaptırılmış, sahilden müzeye kadar parke, bir de taş merdiven yapılmıştır. bahçede taş yollar, tahta parmaklıklar, binanın iç kısmında ise elektrik tesisatı düzenlemelerle, üçüncü tadilat gerçekleşmiştir.
    müze arşivinde bulunan, bu konu ile ilgili belediye başkanı dr.lütfi kırdar’ın bir mektubu şöyledir:”aşiyan’ın robert kolej tarafından satın alınmakta olduğunu sayın dr.adnan adıvar’dan işitince ilk düşüncem fikret’in evinin, başka ele geçmemesi ve istanbul belediyesi’ne mal edilmesi oldu. bizde, şimdiye kadar bir edebiyat müzesi de olmadığı için, aşiyan’ı satın aldıktan sonra, burada tevfik fikret ve onun mensup olduğu edebiyat-ı cedide için müze tesisi münasip olacağını da düşündüm.

    dr.adnan adıvar’dan bir türk şairinin evi olan bu binanın istanbul belediyesi tarafından müze haline konulacağını söyleyerek amerikalılar nezdinde aşiyan’ı almaktan vazgeçmeleri için tavassusta bulunmasını rica ettim. sayın doktor, bu ricam üzerine robert robert kolej idaresine müracat etti ve onları iknaa muaffak oldu. amerikalılar 4000 lirayı vermiş oldukları halde, büyük nezaket göstererek muameleyi durdurdular ve aşiyan’ı satın almayı bize bıraktılar. tam bu sırada a zaman milli eğitim bakanı bulunan sayın hasan ali yücel’den bir mektup aldım.o da aşiyan’ın satın alınarak edebiyat-ı cedide müzesi haline konulmasının münasip olacağını bildirdi.

    daimi encümen’e teklifim üzerine aşiyan’ın bu maksatla satın alınmasına 6. 2. 1939 tarihinde karar verildi.aşiyan 2. 2. 1940 tarihinde istanbul belediyesi adına tevfik fikret’in eşi bayan nazime fikret’ten 1000 liraya satın alındı. sayın bayan nazime fikret’in bu işte gösterdiği hüsnü niyeti takdir ve teşekkürle yad etmek bir kadirşinaslık borcudur.

    aşiyan satın alındıktan sonra 945 temmuzuna kadar tamir ve tanzim edildi; yolu yapıldı.edebiyat-ı
    cedide’nin kurucuları ve alemdarları olan tevfik fikret, abdülhak hamid, recaizade ekrem, samipaşazade sezai beylere ait eserleri ve hatıraları toplayarak müze’yi kurduk ve 19 ağustos 945’te tevfik fikret’in ölümünün 30. yıldönümünde açılma törenini yaptık.bu törende hem şair ve hem edip olan eski milli eğitim bakanı hasan ali yücel de bulunarak fikret’in hayatını tasvir eden çok kıymetli bir söylevde bulundular.

    müzeyi gün geçtikçe daha ziyade zenginleştirmeye çalıştık ve çalışmaktayız.” 19 . 8 . 1958’ de faruk, cumbul vatan gazetesi’ ne yazdığı “aşiyan’ ın öksüzlüğü” başlıklı yazısında aşiyan’ ın durumunu şöyle ifade eder: “büyük fikret aşiyan’ dan göçeli 43 yıl geçmiş. o gidince aşiyan öksüz, bakımsız kalmış! o güzelim bahçe harap olmuş! o en ince noktasına kadar hassasiyetle korunan bina kendi kaderine terk edilmiş; yer yer çökmeler baş göstermiş! bahçedeki toprak kayması yüzünden de aşiyan iki yıl kapalı tutulmuş...aşiyan yolu üzerine çitten bir duvar örmüşler ve üzerine de “ziyarete resmen kapalıdır” yazmışlar!...binanın en güzel özelliklerinden birini teşkil eden koleje açılan merdiven param parça olmuş ve öylece bırakılmış...şairin akraba dost ve öğrencilerinde bulunan bazı eşyaları, kitapları, tabloları ile mektuplarının alınması için hiçbir çaba sarfedilmez olmuş!”

    aşiyan için çizilen bu karanlık tabloya benzer anlatım, sanatçının eyüp’teki mezarı için de geçerlidir. 24 aralık 1961’de tevfik fikret derneği’nin girişimleriyle kabri aşiyan’a devlet töreni yapılarak nakledilmiş, aynı tarihten itibaren de “aşiyan müzesi” adını almıştır.

    başlangıçta tevfik fikret ve abdülhak hamid’ in mevcut eşyaları ile edebiyat-ı cedide mensuplarının fotoğraf ve eşyaları bir araya toplanarak oluşturulan müzeye, 1959’da şair nigar hanım’ın kitapları ve arşivi de eklenmiştir. zamanla koleksiyonların zenginleşmesine katkıda bulunan kurum ve kişilerse; istanbul belediyesi, kütüphane ve müzeler müdürlüğü, belediye müze ve kütüphanesi, topkapı sarayı, yüksek öğrenim kurumu, fikret’in eşi nazime hamım, abdülhak hamit tarhan’ın eşi lüsyen hanım, nigar hanım’ın oğlulları salih keramet ve feridun nigar, fahri uzun, besim deringör, vecdi bingöl, nebire nigar, selma onan, ercüment ekrem talu, dr. adnan adıvar, esat sezai sümbüllük, dr.hikmet giber, ali ekrem bolayır’ın kızı beraet enata, nurettin sevim, hüseyin pektaş, celal hulisi kalameni ve eşi, cenap şehabettin’in kızı şivezat hanım ve mühlis gök.

    sırasıyla 1953, 1959, 1975, 1982, 1989, 1991 ve en son olarak da 17 ağustos 1999 depremi sonrası meydana gelen çatlaklarla, çevrede toprak kayması nedenleriyle büyükşehir belediyesi, kütüphane ve müzeler müdürlüğü’nce on dört ay süren bir restorasyon geçirmiştir. binanın temelleri sağlamlaştırılmış, alt yapısı ve bahçe peyzajı, iç ve dış boyaması eski görünümüne sadık kalınarak yenilenen bina 2001 yılı müzeler haftası (18-24 mayıs) kapsamında düzenlenen fikret’in eşi nazime fikret’e ait fotoğraf, kendi yaptığı işlemeler, bohça ve seccadeler, perde ve danteller ile özel objelerden oluşan, belediye başkanı tarafından açılışı yapılan “nazime fikret’ten izler” adlı sergi ile tekrar ziyaretçi ile buluşmuştur.

    müze olarak aşiyan

    üç katlı olan müzenin zemin katı bugün idari işler bürosu olarak kullanılmaktadır.
    birinci katta fikret’in hocası recaizade ekrem’in yağlıboya portresi ve edebiyet-ı cedide sanatçılarının fotoğraflarının sergilendiği edebiyat-ı cedide odası; halife abdülmecid tarafından yapılan bir yağlıboya tablosu, fotoğraf, kişisel eşyalar ve giysiler, çalışma masası, koltuğu, sandalyelerin sergilendiği abdülhak hamid salonu; kitapları, kişisel arşivi, masa, sandalyeler ve dolabının teşhir edildiği şair nigar bölümü bulunmakta.

    tevfik fikret bölümü; ikinci katta yatak odası ve çalışma odası olarak iki bölüm halinde düzenlenmiştir.

    yatak odası, sanatçının yaşadığı dönem de aynı işlevle kullandığı odası olup, eşyalar orijinal zamanında kullanılmış olan koltuk takımı, mangal, ve mihri hanım’ın ölmeden önce aldığı alçı maskın kopyasıdır.

    çalışma odasında ise masası ve koltuğu, çeşitli yazı takımı parçaları, ile kendisi tarafından yapılmış olan yağlıboya tablo ve desenler, natürmort, portre, peyzaj, eşi ve oğlunun portreleri ile, sis şiirine atfen halife abdülmecid tarafından yapılıp armağan edilen, sis tablosu sergilenmektedir.

    fikret’in güzel sanatlara; resim- heykel- mimariye ilgisi ve sevgisi doğaya olan tutkusundan kaynaklanmaktadır. bu özelliği de onun tüm yaşamını ve sanatını şekillendirmiştir.aksaray’daki babasının evini sevmemesinin nedeni de budur. kolejdeki öğretmenliği sırasında, evle okul arasındaki yolu ağır ağır yürüyerek, dikenli patikadan doğanın güzelliğini sindirerek yürüdüğü dayısının rumelihisarı’ndaki evinde kalması, sonradan da aşiyan’ı inşasının nedeni de bu.
    fikret için bu ev, aynı zamanda edebiyatçı dostlarıyla ilişkilerini sürdürdüğü yerdir. çok az insanla görüşmekte olan sanatçının dostları da kendisi gibi sanatçılar olup, sanat olsun, siyaset olsun fikir alışverişleri yapabilecekleri, birbirlerine bir şeyler katan, etkileyen, tamamlayan aydınlardan oluşmaktaydı.

    namık kemal’in oğlu ali ekrem bolayır hatıralarında, tevfi fikret’in kendisine bıraktığı en büyük yadigar olarak, babasının bolayır’daki türbesinin planlarını çizip resmini yapmış olmasından söz etmekte. bu da göstermektedir ki; tek mimari çalışması değildir aşiyan.
    mithat cemal kuntay, fikret’i ziyaretini anlatığı bir anısında; aşiyan’ın kapısı, bir çift sarı, yuvarlak topuzu olan büyük bir kapı, binanın ev değil saray olmasını gerektirecek tarzda ve bir uşağın kapıyı açacağı varsayımını uyandırmakla beraber, kapıyı konuklarına açan bizzat fikret oluyor demektedir.bu tür ifadeler hırçın, kavgacı ve dönemi ile uzlaşamayan sivri dilli sanatçının, dostlarına ve dürüst insanlara karşı hümanist , mütevazi yönünü vurgulamaktadır.

    doğa, o’nun yaşam alanının atmosferi olduğu gibi, şiirlerinin, resimlerinin ve kendini ifadesinin aracı da olmuştur, konusu da. çalışma odasında asılı bulunan peyzaj ve natürmortlar sanatçının bu yönünün kanıtları olarak günümüze kalmış örneklerdendir. edebiyatçı dostu hüseyin kazım kadri’nin kızı rikkat hanım’ın yağlıboya portresinde küçük kızı, kucağında çok sevdiği güllerle betimleyen sanatçı; dönemin modasına uyarak yaptığı portre çalışmaları için direkt ya da fotoğraftan bakarak yaptığı çalışmalarında eşi, oğlu ve yakın çevresini konu edindiği gözlemlenebilmekte.

    dönemin büyük ressamı halife abdülmecid’in, edebiyatçı abdülhak hamid’i resmettiği yağlıboya tablosu, fikret’in abdülhamit istanbul’una alışık olunmayan ağır suçlamalar getiren şiiri etkisinde kalarak yaptığı yağlıboya “sis” tablosu, avrupa’da resim eğitimi almış çok az hanım sanatçıdan biri olan mihri hanım’ın almış olduğu ”fikret maskı”gibi çalışmalar incelendiğinde anlaşılmaktadır ki; aşiyan, yalnız anılarda kalmış objeleri bünyesinde toplamış bir yer değil, fikret’in özel yaşamı ve bağlantıları ile cumhuriyet öncesi sancılı dönemin, sosyal, siyasi, sanatsal yapısına ışık tutacak çok şeyi, çatısı altında toplamakta, “yuva” misyonunu sürdürmektedir.

    kaynakça
    geleş, fadime; “bir sanatçının istanbul’a izdüşümü-aşiyan”, arkitekt,
    mayıs-haziran 2003/3, yıl:70,s.70-77
    (benim yaziyi aldigim kaynak: www.hurriyetim.com.tr/agora/article.asp?sid=3&aid=1166)