şükela:  tümü | bugün
  • cevdet paşa'nın kazasker sıfatıyla idari amir olduğu fırka-i ıslahiye'yle ilgili kısımdan; çukurova, 1865-66 civarları:

    "... çünki bulanık'daki tabur bu kerre fırka-i islâhiyye'ye karışmış olduğundan bu vakte kadar hisâbını kat' etmesi emr olunmağla bulanık'da bulunduğu müddetce erzak ve sâire muhtarlar ma'rifetiyle karyelerden toplanıp verilmiş idi. ahâli bu makule şeyleri beylere ve ağalara meccânen veregelmiş oldukları cihetle bu eşyânın esmânını almak ümidinde değiller idi. fakat rü'yet-i muhâsebe ile alacaklarının te'diyesi emr olunmağla kanber efendi ve ba'z-ı muhtârân gelip tabur binbaşısı ve kâtibi ile rü'yet-i muhasebeye giriştiklerinde kıyye ve fî'et ma'lûm olmadığından hayrette kalmışlar. bunlar bir çadır içinde hisâb ile meşgul olduklarında fakir dahi böyle bir muhâsebe-i nâ-şinîdeyi görmek üzere bi'z-zât çadır önüne vardım ve bir sandalye üzerinde oturdum. binbaşı: "yağın kıyyesi burada kaç kuruşadır" deyu suâl ettikte kanber efendi ile arkadaşları birbirinin yüzüne bakıp: "kıyye nedir" deyu sordular. meğer bunlar kıyye ve dirhem isti'mâl etmeyip yalnız batman kullanırlarmış. hâlbuki haleb ve maraş cihetlerinin batmanları muhteliftir. bulanık batmanı kangısına muvâfık olduğu ma'lûm değil idi. lede't-tahkîk maraş batmanına muvâfık olduğu anlaşıldı ve hisâbı bu batman üzerine görmek lâzım geldi. bunun üzerine tabur kâtibi: "pek iyi yağın batmanı burada kaç kuruşadır" deyu sordu. "burada para ile yağ alıp satan yoktur" dediler. "ya birinize yağ lâzım olursa ne yaparsınız" denildi. "komşudan alırız. ana lâzım olursa o da bizden alır" dediler. binbaşı: "ya nasıl edelim efendi" dedi. kanber efendi biraz tefekküre vardı ve kalkıp bulanık'lılardan bir ihtiyar âdem çağırdı: "sen bir kaç sene evvel maraş'a gitmiş idin. orada yağın batmanını kaç kuruşa veriyorlardı biliyormusun" deyu sordu. "evet ol vakit şu kadar paraya olduğunu işitmiş idim" deyu cevâb verdi. anın rivâyeti üzerine vaz'-ı fî'et olundu. ba'dehû tabur kâtibi: "soğanın batmanı kaç paraya" deyu ol ihtiyar âdemden sordu. ihtiyar tebessüm ederek: "soğanın para ile alınıp [satıldığını] âbâ vü ecdâdımdan işitmedim" deyu cevâb verdi. çâre yok artık askerin diier yerlerdeki mübâya'âtına kıyâsen bir fî'et konuldu. bulanık'lılar dahi buna râzî oldular. ben de: "bu hisâbların netîcesi helâllaşmağa mevkuftur" dedim ve herifler ile helâllaştım. gâvur-dağlılar burada dahi fırka-i islâhiyye'den gördükleri âsâr-ı adâlete nazar-ı te'accüb ile bakarak taraf-ı devlete müncezib oldular. yerli ağaların ahâli üzerindeki nüfûzlarına za'f-ı küllî geldi."

    "...derûn-ı karyede her sabah tâze tereyağı çıkarıldığından yevmiye birer mıkdâr şey almak istedik. buraca dirhem ve kıyye ve fî'et mâlum olmadığından fî'etinin ta'yîninde zahmet çekildi. nihâyet bir su tası gösterildi. anın üzerine pazarlık edildi. pek ucuz bir fî'et kesildi. her gün sabahleyin bir tas dolusu âlâ ve tâze tereyağı alınırdı. ma'lûm olduğu üzere av etlerinin en âlası durrâc dedikleri kuştur. bu kuşların çukurova sanki vatanıdır pek kesret üzere bulunur. hacı osmanlı karyesi avcıları her gün durrâc vururlar. avcılar ile dahi pazarlık etmek istedik. akçe ile pazarlığa girişmediler. her durrâc başına şu kadar barut kurşun saçma istediler. biz dahi istediklerini vermek ve üstüne birer mıkdâr akçe dahi ilâve etmek üzere pazarlık ettik. her gün beşten ona kadar durrâc vurup getiririler ve bedeli olan barut ve kurşun ve saçmayı alıp giderler ve üst tarafındaki akçeye çendan ehemmiyet vermezlerdi. lâkin adana'dan fırka-i islâhiyye'ye pek çok esnaf gelip gitmeğe ve her türlü eşyâ getirip satmağa başladıkları gibi köylüler dahi derhâl paranın kıymetinin takdîr eder oldular. bir cumâ günü ma'iyyet me'mûrları ali kâhya'nın hânesinde kuzu yemek üzere ruhsat alıp gittiler. aşçı ve ba'z-ı levâzımat [alıp] götürdüler. resmen ali kâhya'nın vâlidesine müsâfir olup ali kâhya'nın on üç yaşında bir çocuğu dahi ayak üzerinde müsâfirlere hizmet ederken başkâtibimiz mazhar bey çocuğa hitâben: "para istermisin" deyu sormuş o dahi: "isterim" deyu cevâb vermiş. "parayı ne yapacaksın" demiş: "para ile ne yaparlar bilmem" dedikte: "ya bilmediğin şeyi nasıl istiyorsun" deyicek "bir kaç gündür bizim köyde bir para lâkırdısı çıktı. anınçün görmek isterim" demiş. bunun üzerine mazhar bey cebinden biraz çil akçe çıkarıp çocuğa vermiş. bakıp "tuhaf şey" diyerek geri vermek istedikte: "al senin olsun" demiş. "ya bunu ne yapmalı" deyu sormuş. mazhar bey dahi: "adana'dan gelen esnaf ve tüccâra bunları verirsen fes ve emsâli her ne istersen alırsın" demiş olduğunu çadıra avdette garâibden olarak hikâye eylemiştir. lâkin garîbdir ki para mu'âmelesini bilmeyen çocuklar bir kaç gün zarfında paranın kadrini öğrendiler. muhtarların çocuklarına bahşiş îtâsiyle şuraya buraya tahrîrât-ı mühimme gönderirdik. kemâl-i emniyyet ile götürürler ve para ile sâ'îlik ederlerdi."