şükela:  tümü | bugün
  • tezkereye bir kala, şafak doğan güneş diye haykıranların birliğin huzurunu kaçırmamaları için gönderildikleri çarşı. ihtiyarî olup kimi yerlerde teklifi dahi yasaktır. tezkereci çarşısı da denebilir, aklınızda bulunsun.
  • 307 kd lerin cogunun denetleme nanesine çıkamadığı çarşıdır.
  • sınır karakollarında veya iç güvenlik bölgesinde * isen diğer çarşı izinlerin gibi olamayan, olamayacak çarşı iznidir.
    orada bir çarşı var uzakta; çıkmasaktaaaa gezmesekteee o çarşıı bizim çarşımızdır diye de igrenç bir şekilde entryi noktalıyorum ve böylece nacizane çok kötülerinizi de sonuna kadar hakediyorum.
  • bölük komutanının keyfine göredir bu çarşı izni. "zaten iş yapmayacak, ayak altında dolaşmasın bari" gibi bir mantığı var zannımca.
  • çarşıların en güzeli, en sonuncusudur.
  • şu an içinde bulunduğum gündür. içim kıpır kıpır. poşet de olsa bitirdik gidiyoruz. 329'ların bir çoğu da aynı duyguları yaşıyor. hayırlı olsun sevgili tertiplerim. şafak doğan güneş!
  • diğer askerler m1 ve g3'lerini almak için sırayla silahhaneye giderken sivil şekilde otobüs beklediğim an, sevincimi duyumsayamadığım ama içimde adressiz bir yerde yutkunamadığım bir sızının varlığını hissettim nedense. askerler eğitime hazırlanırken tezkerecilerin yüzlerindeki mutluluğu okuyordum yüzlerinden. sesler kesildi, görüntü ağırlaştı ve makarada bir film sarılır gibi gözlerimin önüne perdelendi.

    bir an çıkıp içimden tepelere süzüldüm. sonrasında bir rüzgarın boynuna atılıp içtimadaki askerlerin tepelerinden keplerinin üzerlerine şefkatli dokunuş darbeleri savurarak aralarına dağıldım. bu sağır sessizlikte her şeye uzaklaşan ve yabancılaşan bir çift gözden ibarettim. bedenimi seyrederken uzaktan, zihnime hiç unutulmayacak siyah beyaz kareler kazıyor gibiydim. belirsiz bir ses o halimi hiç unutmayacağımı fısıldıyordu. oysa bir çift gözden ibarettim. duymuyordum hiçbir şeyi. ya da duyduğumu sandım.

    silahlı adamlar çoğalıyordu her yerde. parmaklarının ucunda biriken nefretleri yüzlerinden okunmuyordu. belki de son kez göreceğim bu sahneleri unutmamak üzere zihnime kazımak isteyen benliğim, o adamlara yabancılaşıp vaziyetten bir şaşkınlık yaratmaya çalışıyordu. hasretle yorulan ciğerlerden göğe saçılan buharları izledikçe bulanıklaşıyordu gözlerimin önündeki içtima karesi.

    otobüse binmek için süzülüyorum tepelerden ve içime giriyorum. bir koltuğa oturup cama bakarken, buğulu camlara şafaklarını kazıyan ve yüzlerine neşe yerleşmiş insanlar görüyorum. tanıdık suratlara duyarsız kulaklarımın karmaşasında semaya bakıyorum. sonrası kör karanlık. bir süre sonra arkadaşlarımın kollarında buluyorum kendimi. kahvaltı yapacak bir yer ararken kaçıyorum aralarından. sebebini bilmeden. bildiğim sadece onları kandırmaya yetecek bahaneler. bir sigara yakıyorum. ayaklarımın beni götürdüğü yere gidiyorum. oturduğum an bir parça çalıyor. o'nu düşünürken sıkça dinlediğim bir parça. ardından çalan parçalar da öyle. şaşırırken duygulanıyorum. ne anlayabiliyorum ne de anlamak istiyorum. boğazıma düğümlenen ayrıntılara boğulmuşken, çırpınıp aralarından sıyrılıyorum. çıkamıyorum içimden, kaçamıyorum kalbimden.
    a
  • eğer aynı hafta içinde çarşı izni ile denk getirilirse tadından yenmeyecek olaydır.
  • aynı gün terhis olacağım 3 tertibimle beraber hamama gittiğimiz çarşıdır.
    bildiğin hamama gidip, neşe içinde askerliğin tüm kirini tozunu bedenimizden ve ruhumuzdan temizlemiştik. ertesi akşam anamızın, babamızın, sevdiğimizin karşısına temiz temiz çıkalım hesabı...
  • çarşıların en kötü tarafı akşam tekrar geri dönüp o kapıdan tekrardan girmektir ama tezkere çarşısında geri döndüğün zaman o kapıdan son kez girdiğini bilmek kadar güzeli yok. ya ertesi gün ya da birkaç gün sonra o kapıdan çıkıcak ve bir daha asla girmeyeceksin.

    biraz karışık duygular yaşarsın. oğlum son çarşımız keyif alalım dersin ama bir yandan ulan çabuk bitsin şu gün dersin.