• 80 li yılların başında, dinleyecek doğru dürüst bir şeyler aradığım dönemde birdenbire eye in the sky albümünü ele geçirip hayran olduğum, o günden bu güne kadar geçen süre içinde de dinlediğim tüm albümleri ile bende derin izler bırakan, müzik hayatıma yön veren, hatta daha da önemlisi, müzik hayatımın başlamasına, elime bir enstrüman alıp kulağa hoş gelebilecek sesler üretme isteğimin oluşmasına sebep olan, o yıllarda çıkarttığı bir albüm ile * kurduğum ilk ciddi müzik grubuma verdiğim isime kadar pek çok konuda borçlu olduğum deha olan alan parsons ustanın türkiyeye 2 kez konser vermeye gelen alan parsons live project grubu öncesinde stüdyo orijinli olarak oluşturduğu ve dünyaya ingiliz ekolünün aslında futboldan çok daha fazla rock alanında etkili olduğunun anlaşılmasına sebep olan grupların başlarında yer alan oluşum...
    (bkz: uzun cumle kurma sendromu)
  • alan parsons, her şeyden önce, kimilerinin ‘müzikal deha’ etiketini yakıştırdığı bir müzisyen, bir ses teknisyeni ve kayıt mühendisidir, the alan parsons project de taifesi, projesi, saz heyeti.
    jigue’, ‘luciferama’, ‘eye in the sky’, ‘sirius’, ‘mammagamma’ gibi eserlerini trt’nin tek televizyon kanalı olduğu dönemlerde jenerik müziği olarak duymuşsunuzdur mutlaka. pink floyd’un başarısında çok çok önemli bir payı vardır, ama hiçbir zaman çok popüler olmamıştır, şimdi dahi toplantılarda, etkinliklerde, hatta düğünlerde çalmayı kabul etse de, rock müziği tarihinde gözardı edilemeyecek bir etkiye sahip olmuştur.

    peki, alan parsons ve taifesinin yaptığı işlerin 'zamanının ötesinde' olmasından söz edilebilir mi? (sözlük bağlamında algılamayalım lütfen, bu olumlu'yu olumsuz'a çeviren tuhaf bir simya olur.) belki de.

    1976 yılına gidiyoruz. alan parsons ‘proje’sini henüz toparlamış ve ilk albümlerini çıkarmışlar: ‘tales of mystery and imagination.’- parsons’ın tabiriyle ‘poe’nun işlerinden esinlenilerek yapılmış bir koleksiyon/derleme/seri.’

    1976 yılında –ya da genel bir bakışla 70lerde- rock müziğinin anaakımı nedir peki? elbette klasik rock ya da rock’n roll. led zeppelin –gelmiş geçmiş en iyi gitaristlerden biri olan jimmy pageli ve gelmiş geçmiş en iyi vokallerden biri olan robert plantli zeplin-, deep purple, progresif gruplarından eloy ve camel, sonra def leppard, white lion, pink floyd, jethro tull, rolling stones, hâlâ sürmekte olan jimi hendrix ve the doorsetkisi...adlarını şimdi sayamayacağım pek çok önemli grup ve rock müziğinde yaratıcı bir patlama, rock’ın yerüstüne çıkması.

    alan parsons’ın müziğinin bunlardan ayrılan yanı nedir peki? elektronik etkisi –klavyenin kullanımı-, aksak ritimler ve bas gitar ağırlığıyla şekillenmiş değişik ‘ses’i. alan parsons, tam anlamıyla ‘pyschedelic’ sayılamaz, ancak parçalarında pink floydvari ya da led zeppelin’in kimi parçalarında rastlanan ‘geçiş sesleri’ (örneğin, whole lotta love’daki orgazm efekti) mevcuttur. alan parsons’ın müziğinin ‘ses’i temizdir ve ‘kolay dinlenebilir’ bir yapıya sahiptir, enstrümanların her titreşimi çok önemlidir, müzik bulamaç halinde ortaya konmaz, tam tersine bas gitardan çıkan notalar çıplak da kalsalar, onlara parçaya havasını verebilecek bir önem bahşedilmiş olduğundan, müzik yalın ve etkileyicidir.

    ‘elektronik’ öğelere geri dönmek istiyorum. elektronik müzikle uğraşan bir tanıdığıma göre elektronika’nın ilk örneği human league’in 1981 tarihli ‘dare’ albümü ve bu albümde göze çarpan ‘don’t you want me’ parçasıdır (eh işte, işkembeden sallamak serbest nasılsa bu konuda, ama bir fikir versin diye bu örneği seçtim)- oysa alan parsons, 1976’da 80’lerin basitliğiyle değil, rock ile harmanlanmış, klasik ve yer yer senfonik esintiler taşıyan, zengin –hatta leziz- bir elektronik-rock yapıyordu ve şu anda aklımıza gelen şeklinden çok daha farklı bir ‘ses’ti bu.

    ‘tales of mystery and imagination’da poe’nun meşhur şiiri ‘the raven’a atfen yapılmış ve aynı ismi taşıyan bir parça mevcuttur. vokallerine baktığımızda, şiirin elektronik bir vokalle verildiğini görürüz (yalnızca şiirin bir özeti değil, aynı zamanda şiirin 'yapmak istediğini' yapan şarkı sözleri)- ki, 70lerin teknolojisi gereği, bu onyılda ender görülen bir tekniktir. kısacası, alan parsons, mühendisliğinin ve ekspertizinin verdiği yaratıcılıkla kayıt tekniğini, müzikal çizgisi yararına ‘kötüye kullanmış’tır.

    alan parsons, bunun yanında, çok başarılı ‘konsept albüm’lere de imzasını atmıştır. yukarıda bahsettiğim ‘tales of...’ dışında, alan parsons project’in hemen hemen bütün albümleri ‘konsept albüm’ olma özelliği taşır.

    dinleyiniz, dinletiniz, düğününüze çağırınız.
  • tematik albümleri, şarkının başından sonunu tahmin etme olasılığınındüşüklüğü* ve başka birşeyle ilgilenmeksizin dinlendiği takdirde verdiği haz ve gaz ile, senelerdir dinleyerek büyüdüğüm, "müzik"ten anladıklarımı geliştiren grup. ayrıca konserlerinde*sahneye hayatımda biraraya getiremediğim kadar çok ingilizce cümleyi arka arkaya sıralayıp yalvarmama neden olan grup.
  • her biri birbirinden daha güzel şarkıları olan, efsane grup. old and wise, let's talk about me, eye in the sky, days are numbers adlı şarkıları mutlaka dinlenmelidir. aslında hepsi dinlenmelidir. aslında canlı dinlenmelidir. aslında, aslında, evet evet çok iyidir...
  • uzun bir suredir birseyler karalamak istiyordum, bu sacma geceye nasip olmus.

    hani bazen ile baslayan girisleri sevmem. hani bazen, insanin hicbir muzigi dinleyesi gelmez. genelde butun gun muzik dinleyen insanlarin basina cok sik gelir. surekli sarki eklemekten yorulmus bedenler bir muddet sonra bundan sikilmaya baslarlar. boktan bir gunde ne yapsa hosuna gitmez zaten insanin, orasi ayri. ama genelde suc muzige atilir boyle durumlarda. ''ne aptal sarki'', ''off butun gun bunlari dinledim'' cumleleri en basit disavurum sekilleridir.

    alan parsons project, bunlari hicbir zaman hissedemeyeceginiz garip bir grup. oyle baktiginizda ahim sahim bir marifeti yok. kendi halinde bir grup. bir nevi muzigin john fante'si. kirilgan, naif.. en aptal sarkilarini dinleseniz bile rahatsiz etmez, ''ben ne yapiyorum, off ne aptalim'' diye dusundurtmez. acik konusmak gerekirse bence guzel sarkilarina baktigimiz zaman da elle tutulur bir marifet goremeyiz. eye in the sky, old and wise ve bircok benzeri duragan sakin sarkilar. ama benim gozumde alan parsons project aptal zamanlarin can simidi.

    muzik dinlemekten zevk alamayacak kadar bezmis bunyelerin can simidi. iyi ki varsiniz yahu.