şükela:  tümü | bugün
  • ters köşe ve oyun içinde oyun yapmaya çalışan film...ne çok kötü ne çok iyi...
  • fena olmayan ancak çok da iyi olmayan film. çerez kıvamında gidebilir.
  • sunuş ve gelişme bölümleri sıkıcı. ocean's elevenın komedi kopyası gibi. daha da basit oyunculuk, kötü espriler, kötü kurgu. çerezlik yani.

    fakat final yaklaştıkça, tüm bu tatava n'için anlaşılıyor. film boyunca yerlerde sürünen keyif, bir anda zirve yapıyor.

    finali kaçmaz; ama bu finalden keyif alabilmek için filmin tüm bu tatavasına katlanmak gerekiyor.
  • hemen hemen tüm soygun filmleri gibi seyirciyi "ters köşeye yatırmaya" çalışan bir film. kurt russell (crunch calhoun) ve matt dillon (nicky calhoun) rollerine cuk diye oturmuşlar; keza kenneth welsh (uncle paddy) ve chris diamantopoulos (guy) da güzel performans sergilemişler ama tipini, tarzını sevdiğim abuk adam jay baruchel (francie tobin) fazlasıyla sırıtmış. hani kötü oynadığından değil. rolü aşırı etkisiz, gereksiz, anlamsız; sırf kanadalı olduğu için kadroya dahil edilmiş gibi duruyor. film ise geneli itibariyle, süresinin de uygun olması nedeniyle haftaiçi bir akşam izlenebilecek kafa yormadan eğlendiren filmler kategorisinde; sıkmıyor, yormuyor.

    --- spoiler ---

    bir soygun için bir araya gelen ekiplerde (en azından filmlerde) iki tip insan olur. bunlardan biri işin etiğini her şeyin önüne koyup, ne olursa olsun arkadaşlarını satmazken diğer tip ise hırsızlık sonucu edinilecek paranın tamamına ya da büyük kısmına konmak için sürekli diğerlerine madik atma peşindedir. denklem bu filmde de değişmemiş; yine işin temelinin güvene dayandığını düstur ediniş bir adam (crunch calhoun) ve onun gibi arkadaşları ile para için her şeyi yapmaya hazır başka bir adam (nicky calhoun) var.

    bu tür filmlerin tüm olayı ve izlenebilirlikleri iki tane hikayeyi iyi bir şekilde işleyebilmelerine bağlı; hikayelerden ilki gözümüzün önündeki, an be an planlanan, tüm detayları seyirciye açıklanan ve filmdeki hırsızlığı konu olan hikayeyken diğeri de bu tür filmlerin doğası gereği beklediğimiz, umduğumuz, çözmeye çalıştığımız ve hatta küçük ipuçlarıyla da film içerisinde bize sezdirilen hikaye. tabi bu hikayelerden ikisi de eşit derecede önemli; ikinci hikaye filmin son 4-5 dakikasında ortaya çıkacağından ilk hikayenin yeterince sürükleyici, dinamik ve bir yandan da ikinci hikayeyi besleyecek ama onu kabak gibi de ortaya çıkarmayacak nitelikte olması lazım. tabi bu durumda ikinci hikayenin de seyirciye farklı farklı teoriler ürettirecek kadar ortada ama sonunda o teorilerin hiçbirine uymayacak kadar da orijinal olması lazım. now you see me filmini izleyenler hatırlayacaklardır, insanlar sihirbazlık gösterilerine sihir görmeye değil, kandırılmaya giderler. şapkadan tavşan çıktığını gören insan şapkanın sihirli olduğunu değil, hangi düzenekle tavşanın şapkadan çıkabildiğini düşünür ya da sihirbaz uçuyorsa kesin ip vardır. gösteriyi iyi yapan senin tavşanı şapkadan çıkartan düzeneği çözememen, ipi görememendir.

    filme dönecek olursak; crunch fazlasıyla ezildi, nicky ise attığı kazığın cezasını ödemeli hatta bir şekilde ödeyecek, biliyoruz ancak nasılını anlayamıyoruz. film bunu iki şekilde başarıyor; birincisi çok fazla değişken var. bir yandan aşırı saf ve naif francie (böyle filmlerde genelde sonda en çakal bunlar çıkar), diğer yandan bir işler karıştırıyormuş gibi duran crunch'ın kız arkadaşı (kadınlara zaten güven olmaz), ters köşede ise interpol'e yardım eden samuel winter (terence stamp) seyircinin ortada dönen dolapları anlamasını zorlaştırıyor. diğer husus ise senaristlerin ve yönetmenin bir hileye başvurmuş olmaları; normalde bu tür filmlerde ekranda gördüğümüz şeyler filmin kurgusu içerisinde gerçekten yaşanır ama filmin sonunda biz gördüklerimizin tam olarak gördüğümüz şekilde yaşanmadığı izletilir. örneğin bu filmde biz guy'ı bir sahnede kitabın kopyalarını yaparken görüyoruz (gördüğümüzü sanıyoruz) ama filmin sonunda aynı sahneyi izlediğimizde, kamera bu kez masanın üstüne odaklanıyor ve burada aslıda kitabın değil, resmin kopyalarının yer aldığına şahit oluyoruz. ancak filmin sonunda görüyoruz ki hiç yaşanmayan şeyleri görmüşüz; yani guy o gümrük kontrol noktasına hiç girmemiş, kitapları falan değiştirmemiş, keza paddy amca bilirkişi teyzeden bir kağıt çalmamış falan filan; bu biraz ucuz bir numara...

    filmin sonunda ise ağlar örülüyor; kazık atan hem parasından hem özgürlüğünden olup attığı kazığın bedelini öderken kendisine kazık atılan ise ödülüne kavuşuyor.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    her ters köşede bir shot yapılacak şekilde içki oyunu geliştirilebilecek bir film.

    --- /spoiler ---

    (bkz: if it were four feet tall and looking you in the face)
  • başlarda sıkıcı olan fakat film ilerledikçe hızlanan film.

    kurt rıssell olduğu için izlediğim ve pişman olmadığım film.

    ama izlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz.
  • episodes dan göz aşinalığı olan chris diamantopoulos un her detayda parladığı, kurt russel ve matt dillon isimli eski toprakların döktürdüğü, yoklukta her türlü gideri olacak film.

    bazı nüanslarda daha başarılı olabilseymiş başyapıt olarak adlandırılabilecekmiş.
  • oceans eleven serisini sevenlerin sevebileceği bir film. ben sevmedim,basit ve araklama gibi geldi bana mevzu.
  • jonathan sobol tarafından hem senaryosu yazılan hem de yönetilen 2013 yılı yapımı türkçe'ye "dolandırıcılık sanatı" olarak çevrilmiş bir film.

    crunch calhoun * eski bir sanat tarihi dolandırıcısıdır. hapisten çıktıktan sonra elini ayağını bu işlerden çekmiş, çok iyi bildiği motosiklet numaralarını sürdürerek hayatına kazanmaya karar vermiştir. fakat bir gün üvey kardeşi nicky calhoun * kanına girip son bir iş daha yapıp parsayı toplamayı teklif eder.