şükela:  tümü | bugün
  • bu akşam star 2'de yayımlanacak olan 1946 yapımı bir film.öğrendiğimize göre 7 dalda oscar kazanmış ve savaştan sonra binlerce askerin sivil yaşama uyum sağlama çabalarını anlatıyor.filmin bir önemli özelliği ise tek bir savaş sahnesi göstermeden savaşın insanlar üzerindeki yıkımını başarıyla veriyor olması.
  • tam adi the best years of our lives olan film.1946'da william wyler tarafindan yonetilmis olan filmde fredric march,myrna loy,virginia mayo,dana andrews ve teresa wright oynamis.3 saate yakin bir surede 2.dunya savasindan donen 3 askerin sivil hayata uyum surecleri anlatilmakta..film 7 oscar almistir.
  • frederic marchin en iyi erkek oyuncu oscar'ını aldigi film olmustur.william wyler da big country ile birlikte ustuste iki yıl en iyi yonetmen odulunu kazanmıstır.

    bu sene festivalde de gosterilecek olan film,savas oncesi sivil yasamda sıradan bireyler olan al,fred ve homer isimli 3 savas gazisinin eve donus gunlerini anlatır.sulugoz,abartı dramatize edilmis pek cok savas sonrasi filmin aksine oldukca olculu bir anlatımla yeri geldiginde gulduren(hatta kahkahlara bogan),yeri geldiginde oldukca duygulandıran bir yapıya sahiptir. yine de o donemin uzun uzun bakismalari,oda icinde bos bos dolasma hastaligi film suresinin 3 saati asmasina sebep olmus kanımca.gene de tıpkı all about eve,how green was my valley gibi gorulmesi sart olan bir hollywood klasigidir.

    bir de filmdeki kadın karakterlerinin konuskan,duygulu coollugunu bugunku filmlerde bile gormek zor.ozellikle cavus stephenson'ın karısı rolundeki oyuncunun oyle bir yuz ifadesi var ki filmin 2.saatine kadar hep bir hinlik pesinde oldugunu dusundurtuyor.
  • üç ana karakterin (al, fred, homer) savaştaki rütbeleriyle, sivil yaşamdaki sosyal statülerinin ters orantılı olması dikkat çekiciydi. kasıtlı mı yapılmış, william wyler birşeyler mi anlatmaya çalışmış çözemedim, malum festival* filmlerinde ara yok ve film 171 dakika.
    e haliyle (bkz: nikotin krizi).
  • yapim yilindan* anla$ilabilecegi gibi yogun bir milliyetcilik duygusuna sahiptir...
  • askerlerden birinin elleri tim burton marifeti edward'i hatirlatacaktir bu filme izleme sansina kavusursaniz. harika bir sahnedir, ailenin oglanin durumunu farkettigi an. suratlar degisir, a ver evladim ben tasiyim, nisanli bayildi oldu bitti zaten gozyaslariyla..ah ah.
  • paul auster'in son romanı sunset park'ta karakterlerden alice bergstrom 2. dünya savaşı hakkında bir tez yazar tezin bir kısmı bu film hakkındadır. romanda auster alice aracılığıyla filmle ilgili harika tespitler yapar...filmi çocukken izlemiş olma ihtimalim çok yüksek ama hemen yeniden izlemek gerekir....
  • izlenmesi gerekli filmlerden bir tanesi kanımca. yalnız belirtildiği gibi süresi 2 saat 42 dakika, rengi siyah-beyaz. savaş filmi deniliyor ama savaş sekansları beklenmesin. savaş sahnelerine yer vermeden de savaş karşıtı, savaşın askerler üzerindeki etkisi işlenebiliyor. bunu başaran nadir filmlerden bir tanesi hayatımızın en güzel yılları. yerli isminden de anlaşılacağı üzere hayatlarının en güzel yıllarını japon kovalayarak geçiren, tanık olmadık olay bırakmayan üç gazinin öyküsü anlatılır. fred eşiyle yeni evlenmiş birisi. tam eşini tanıyacakken savaş başlıyor ve orduya çağrılıyor. savaştan ruhu yaralanmış olarak dönüyor. al, oğlu ve kızının büyümelerine tanık olamıyor. onun da psikolojisi bozulmuş. adını unuttuğum son kişi ise ellerini kaybetmiş olarak dönüyor ana kucağına. işte bu üç gazinin savaştan sonraki ruh durumlarına eğiliyor usta yönetmen william wyler. bu karakterlerin hikayelerini acıtasyona kaçmadan anlatmayı başarıyor. yer yer komik, yer yer duygusal bir film ortaya koyuyor. wyler aynı zamanda işsizliğe de değiniyor. ailenin önemi de işleniyor zaman zaman. tabi aşk olmazsa olmaz. üç karakterin ilişkilerine de uzunca bir süre değiniliyor. sonuçta etkileyici bir film karşımızdaki. tam anlamıyla bir klasik. wyler sinemasının en önemli örneklerinden bir tanesi.

    filmde haliyle milliyetçilik de mevcut ama pek rahatsız etmiyor, zaten wyler milliyetçiliğe sadece bir kaç sahnede değiniyor. daha çok savaş travmasına değiniyor usta yönetmen. ne yazık ki eski filmlerin çoğunda olduğu gibi bu filmde de müzik bir türlü susmuyor. buna bir türlü alışamadım, gitti.
    ve son not. çağdaş amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden paul auster'ın yazdığı sunset park'ın neredeyse tamamında bu filme değinilir. her bölümde farklı bir karakterle ilgili düşünceler irdelenir.

    ayrıca belirtmek isterim. filmi ilk kez izledikten sonra (yani bu entriyi girdiğim tarihte) filmin bir sahnesi kafamı kurcalamaya devam etti. o da bar sahnesiydi. fred'in çalıştırdığı bir bara bir müşteri gelir. elindeki gazeteyi okurken amerika'nın vatandaşlarını kandırdığını, bu savaşa girmemeleri gerektiğini, askerlerin boşuna öldüğünü belirtir. bunu duyan fred bu adama girişir. milliyetçi damarına basmıştır adam. daha doğrusu wyler öyle yapmıştır. adamı fred'e dövdürtmesi ile wyler'ın gerçek düşüncelerini öğrenmiş oluyoruz. sonra biraz araştırınca kendisinin de savaşı destekleyenler arasında olduğunu öğreniyoruz ve bu sahnedeki tavrına şaşırmıyoruz ama bir süre sonra filmden soğuyoruz. çünkü yönetmen buraya kadar anlattığı hiçbir şeyde samimi değil miydi sorusu kafamızı kurcalamaya başlıyor. keşke bu sahneye yer vermeseydi wyler. böylelikle bu çok sağlam filmini lekelememiş olurdu.
  • hakkında bu kadar az entry girilmesine şaşırdığım film.
    kasım 2013 itibariyle imdb top 250 listesinde 173. sırada bulunan bu film 8 dalda aday olduğu 19. oscar ödül törenlerinde en iyi film, en iyi erkek oyuncu, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi kurgu ve en iyi müzik olmak üzere 7 ödülü kazanmayı başarmıştır.
    o senenin aday filmlerine baktığımızda it's a wonderful life ve notorious gibi şaheserleri görürüz ve bu bizi biraz şaşırtır.

    --- spoiler ---

    (bkz: erkeklerin efendi kız yerine orospu tercihi)

    --- spoiler ---