*

şükela:  tümü | bugün
  • michael connely' nin 1992' de kendisine edgar ödülü getiren romanı. aynı zamanda da hem yazarın hem de harry bosch serisinin ilk kitabı. dilimize tünel fareleri olarak çevrilmiş.

    --- spoiler ---

    hieronymus 'harry' bosch, benim holden caulfield(çavdar tarlasında çocuklar*-salinger) ve meursault(yabancı-camus) karakterleriyle birlikte en öykündüğüm, kıskandığım, taklit ettiğim karakterlerden biri. şu kitabı okurken mesela sigara kullanamayan biri olarak bir sürü sigara, bira ve kahve(bunları kullanıyorum bakın) tükettim. maalesef dilimize yazıldığı sırayla çevrilmedi harry bosch serisi. gerçi hikayeler birbiriyle bağlantılı sayılmaz, yani 4. kitabı anlamak için ilk 3 kitabı okumanıza falan gerek yok ancak daha önce serinin başka bir kitabı için söylediğim gibi ben bu seriyi polisiye için falan değil tamamen harry bosch için okuyorum. onun biyografisini okuyormuşum gibi düşünüyorum. 2001 yılında yazılan ve hile adıyla dilimize çevrilen 7. harry bosch kitabıyla birlikte hieronymus bosch adlı hollandalı bir ressamı tanımıştım. kitap bu ressamın bir tablosuyla ilgiliydi ki ressam zaten en sevdiğim ressamlardan(resimden falan anladığımdan değil de işte) birine dönüştü tablolarını gördüğüm anda. sonrasında ben ''lan acaba en baştan karaktere ismi verirken bu ressamdan mı esinlendi, bu kadar tesadüf olmaz(bu arada bosch da tesadüflere asla inanmaz)'' diyerek serinin ilk kitabını alıp okumak istedim. baskısı yoktu ama etiket fiyatının birazcık üzerine bulmuştum bir yerden o dönemde.

    kitaptaki hikayeyi anlatmak ilkokuldaki kitap özeti olur ki gerek yok, zaten polisiyelerde spoiler vermeden hiçbir şey de anlatılamaz sanıyorum. merak edenler kitabın konusunu kitap bilgileri kısmında bulabilirler. beni asıl ilgilendiren harry bosch zaten. içtiği sigaradan, biradan olaylara verdiği tepkilere kadar sadece ana karaktere dikkat ederek okuyorum serinin kitaplarını. gerçekten de hieronymus 'harry' bosch ismi tesadüf değilmiş, bu kitapta yazarın adının bir ressamdan geldiğini öğreniyoruz. ama kitaptaki ressamlar bununla bitmedi ve kitap bana hoş bir sürpriz daha yaptı; yine bir başka kitaptan öğrendiğim(bir de baktım yoksun-yekta kopan) görür görmez çok sevdiğim bir tablo bu kitapta karşıma çıktı, yetmedi harry daha önce müzede orijinalini gördüğünü söylediği bu tabloyu çok beğendi, kendisini tablodaki karakterle özdeşleştirdi. seviçten yazarı alkışlayasım geldi. en sevdiğim kitap karakteri, benim en sevdiğim, ilerde gerçek boyutunda bir kopyasını evimin duvarına asacağım dediğim bir tabloyu çok beğeniyor, benim kendimi özdeşleştirdiğim kitap karakteri, tablodaki karakterle kendini özleşleştiriyor, yetmiyor, sonunda o tabloyu evinin duvarına asıyor. söz konusu tablo edward hopper isimli ressamın nighthawks isimli tablosu. yine çok sevdiğim bir adam olan tom waits' in de bu tablodan esinlenerek yaptığı br albüm var. neyse ki o albüm en sevdiğim tom waits albümü değil yoksa bu kadar tesadüf mü olur ulan diyerek kafayı yerdim sanıyorum. bunun dışında müzikle de ilgisi var kitabın. harry bosch' un en sevdiği enstrüman saksafon. ben de saksafonu hem harry bosch hem de harika göğüsleri olan bir kız sayesinde sevmiştim. o kızın da en sevdiği enstrümandı, hatta kendine bir saksafon bile almıştı sanırım sonunda. artık yollarımız ayrıldı onunla. konuya dönersek harry bosch serisinin ilk kitabı bu olduğu için harry' nin saksafon sevgisine de ilk kez bu kitapta tanık oluyoruz haliyle. bir yerde bir hazineden ''saksafon'' diye bahsediyor harry. kızın da göğüslerini deli gibi özlüyorum.

    şimdi herkes okuduğu kitapta, izlediği filmde kendinden bir şey bulmak ister. bu doğru bir okuma ya da izleme değildir. bilinçsiz tüketici bununla tavlanır aslında. ama bu kadar tesadüf bir araya gelince de ister istemez ''başlarım lan bilincine, budur oğlum işte!'' naraları atıyorsun içinden.

    kitabın içeriğiyle ilgili çok kısa bir övgüyle bitireyim; her polisiyede detaylar önem arz eder ancak bazıları bu detayları kullanmakta çok başarılıdır. aklıma ilk gelen grange mesela. öylesine yazıldığını düşündüğünüz, karakterin ağzından çıkan ve sizin okurken ''ne gerek vardı'' dediğiniz bir cümle hikayenin devamında çok önemli bir hale gelir. bunu bir spoiler olarak kabul edebilir ve grange, anlamsız gelen bir şey yazmışsa o mutlaka anlam kazanacaktır hikayenin devamında diye düşünerek siz de olayı o detay üzerinden çözebilirsiniz belki de. connelly de bu işte muazzam bir yazar ama bunu bilmeme rağmen yine de fark edemedim detayları ve onlarla her yüzleştiğimde şaşırdım. alpay erdem üslubuyla bitirirsek ''bu hayranlık duyulacak bir şey değil midir diye sorarım sana ey okur?''

    muhteşem detay kullanımına, bu yoğun detaycılığı düşünüldüğünde arkasındaki yoğun emeğe büyük saygı duyuyor ve karşılaştığım onca güzel tesadüften aldığım yetkiyle de en iyi harry bosch kitabı ilan ediyorum bunu.

    --- spoiler ---