şükela:  tümü | bugün
  • eleştirmenlerce iyi karşılanan ilk oyunu olduğundan, harold pinter'ın ilk gerçek atılımı olarak değerlendirilen the caretaker -kapıcı- (1959), ilk kez 1960 yılında sergilenmistir. iki genç erkek kardeş (aston ve mick), yaşlı bir serseri (davies) ve bakımsız bir ev üzerine kurulu olan bu oyunda da, pinter'ın hemen hemen bütün oyunlarında ele aldığı "oda" teması işlenmiştir. oyunun planı basittir:

    --- spoiler ---

    aston eve bir kavgadan kurtardığı yaşlı serseri davies'i getirir ve ona, kendisini toparlayana kadar; para, yiyecek ve barınma önerir.

    aston, kucuk kardeşi mick’in sahibi olduğu evin bakımını üstlenmiştir. geçmişte akıl hastanesinde yatmış ve elektrik şok tedavisine maruz kalmıştır. düşmanları isimsizdir; onlar onu hastaneye götürmüş, onlar ona sorular sormuş, onlar küçük bir makineye bağlanmış kıskaçlarla gelmiş, onlar onu hastaneye benzer isimsiz kurumlarda ameliyat etmişlerdir. aston’un kendisi ile olan sağlam kalma mücadelesi dokunaklı ve kahramancadır: sisteme karşı bir birey. oyunda, davies’e sığınacak bir çatı, para ve evin anahtarını önererek, müşfik nezaketi ve güvenirliği simgeler. sakin ve sessizdir.

    mick, üç karakterin en kolay anlaşılanıdır. dili, davies’i hem savunmasız bırakmak hem de gözden düşürmek için bir silah olarak kullanır. çok para kazanmaya ve mevki edinmeye çalışan, geçmişi işçi sınıfına ya da sosyal haklardan yoksun bir topluluğa dayanan, yetenekleriyle ve sistemin kurallarını algılayıp kuralına göre oynama becerisiyle para kazanan, nabza göre şerbet veren; tutumlarını ve yapmacık tavırlarını ve kullandıkları mesleki terimleri radyo, tv ve gözde basından ya da onların dünyasını istismar ederek varolan kanun adamları, polis, yatırımcılar, sigortacılar gibi orta sınıf meslektaşlarından alıp kullanan; geleneksel, açık gözlü londra gençlerinden biridir.

    davies ise yaşlı, işsiz ve evsizdir. yanında kendine ait hiçbir malı yoktur. geçmişiyle ilgili çok az şey bilinir. davies’in yalancılığı, iddialı oluşu ve kendi üstünlüğünü zorla kabul ettirmek için eline geçen herhangi bir şansa karşı direnemeyişi insanlığın ilk günahıdır: aşırı gurur, tevazu eksikliği ve kendi hatalarımıza karşı körlüğümüz.

    güvenliğin, huzurun, kimliğin ve varoluşun sorgulandığı kapıcı, sadece üç insanı ilgilendiren özel bir durumdur. oyun; kimlik, varolma, mekan mücadelesi, iletişim ve yabancılaşma sorunlarını yansıtır. pinter, on bir sahneye bölünebilecek olan üç perdede, hayatın korkularını gözler önüne serer. dünyadaki yerini ve önemini sorgulayan insanoğlunun gülünç çabası yine sahnededir.

    pinter, kenneth tynan ile 1960 yılında bbc'de yaptığı söyleşide oyuna dair şöyle der:
    "asıl fikir oyunu serserinin vahşi ölümüyle sona erdirmekti... birden bende bunun mümkün olmadığı izlenimi uyandı. sanırım bu oyunda... işlediğim bu oyunda, önceden kullanmaktan hoşlandığım kabare cambazlıklarını, karartmaları ve karanlıktaki çığlıkları kullanmam gerekmiyor. bu tip şeylere başvurmadan da insani bir durumu ele alabileceğimi hissediyorum. bu oyunu yalnızca özel bir insani durum olarak görüyorum, üç özel insanı, sembol olmayan üç insanı ilgilendiren bir durum."

    --- spoiler ---

    velhasılıkelam, pinter'ın her oyununda olduğu gibi bu oyunda da kendimizle yüzleşiriz efendim. bi’ zahmet “tez elden okunmalı” listesine ekleyiveriniz.
  • digitally remastered versiyonunda çift sesli kaydedilmiştir. ister filmi orjinal sesiyle izlersiniz, ister harold pinter ve filmin yönetmeni clive donner 'ın film ve oyun hakkındaki yorumlarını dinlersiniz, tadı damağınızda kalır.
  • yazarı her ne kadar ''ben kimseden etkilenmem arkadaş,olsa olsa kendimden etkilenirim'' demiş olsa da,üzerindeki beckett etkisi bariz olan bir harold pinter klasiği.waiting for godot'yu okumadan the caretaker'a balıklama atlayanların boş bakışlarla şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklendiği gözlenirken,yumurtanın ipana ile fırçalanmış ve waiting for godot'yu bünyeye önceden göndermiş olan tarafının oyunu daha bir hazmettiği daha bir benimsediği gözlemlenmiştir.ayrıca tamamen de ''amaaan absürd drama'',ya da ''amaan varoluşçuluk''falan diye de etiketleyip bi kenara koymamak lazım.hayatın tam da içinde bi oyundur kendisi.son olarak hangimiz bir davies,bir aston ya da bir mick değiliz ki diyerek klişelerin de allahını kullanıyorum adeta bir hıncal uluç tavrıyla.
  • johnny cash'in 1959 yılında çıkan songs of our soil isimli albümünden bir parça.

    sözleri ise şöyledir:

    i live in the cemetery ol' caretaker they call me
    in the wintertime i rake the leaves and in the summer i cut the weeds
    when a funeral comes the people cry and pray
    they bury their dead and they all go away
    but through their grief i still can see their hate and greed and jealousy
    so here i work and i somehow hide from a world that rushes by outside
    and each night when i rest my head i'm contented as the peaceful death
    but who's gonna cry when old john dies who's gonna cry when old john dies
    once i was a young man dashing with the girls
    now no one wants an old man i lost my handsome curls
    but i wanna say when my time comes lay me facing the rising sun
    put me in the corner where where i buried my pup
    tell the preacher to pray then cover me up
    don't lay flowers where my head should be maybe god let some grow for me
    and all the little children that i love like my own
    will they be sorry that old john's gone
    who's gonna cry when old john dies who's gonna cry when old john dies
  • leyland kirby'nin the shining filmindeki balo sahnesinden esinlenerek başladığı müzikal projesi.
  • the caretaker; james leyland kirby'nin geçmişe ayrı bir boyut kazandırdığı, kendi deyimiyle "haunting memories"i bir şekilde saklamaya çalıştığı projesi. geçen sene çoook çok eskilerin cazından popundan samplelar ve samplelarla yapılan oyunlar sayesinde yarattığı "an empty bliss beyond this world" albümü vesilesiyle tanıştık kendisiyle.

    "an empty bliss beyond this world", alzheimer tedavisinde yardımcı olması da düşünülen bir albümdü. takdir edileceği üzere, müzik hatıraların körükçüsü aura'nın en önemli parçalarından birisi; kirby'nin yapmaya çalıştığı yapay nostaljik aura'yla başka hatıraları da canlandırmaya çalışmaktı. ancak bu işte müzikal açıdan olmasa bile, "canlandırma" açısından bir garabet mevcut: hiçbir şekilde o caz-pop günlerinin aurası tamı tamına canlandırılamayacağına, dolayısıyla bu müzik de sadece o aura'ya öykünen ama o aura olmayan bir başka aura yarattığına göre; bu müziği dinleyenlerin anımsayacakları, kulaklarındakileri ilişkilendirecekleri, orijinal aura'nın canlandırması gerekenler değil de orijinal aura'nın kendisinin bir gölgesi olmaz mı (müziğin amaçsal farkındalıklarından gayrı)?

    yine de, alzheimer hastası olmadığım ve o caz-pop günlerini hiç bilmediğim halde, bu adamın müziği benim beynimde bir yerlerde asılı kaldı, görüntüleri es-geçemeden: sürekli sallanan ahşap bir pencere, beyaz, nadiren kıvrımlı perdeler, çok ara bir sokak, ufak, gürültüsüz bir meydan, sıkılmadan günlük muhabbetlerine devam eden orta-yaşlı amerikan kadınları.

    yani, demem o ki, müzik dünyanın en öznel dili.
  • mental olarak düzenleyici bir müzik. getirisi de var, götürüsü de.
  • leyland james kirby, 2019 yılında the caretaker projesini sonlandıracakmış. everywhere at the end of time albüm serisini 6'ya tamamlayıp (hali hazırda 2 tanesi çıktı), bu muhteşem projeye son verip, eskiden beri var olan v/vm ve yeni projesi the stranger'e daha fazla vakit ayıracak ileriki yıllarda.
  • orhan pamuk'un hatıraların masumiyeti belgeselinin müziklerini de bestelemiştir. gerçi kendi adıyla, leyland kirby olarak geçiyor film künyesinde ama ekşi kendi ismini buraya yönlendirmeyi uygun gördü.
  • the witcher serisinin en zorlayıcı, orijinal ve ürkütücü karakteri olabilir. the witcher 3 wild hunt hearts of stone dlc'sinin bizlere hoş bir sürprizi.

    spoiler: http://witcher.wikia.com/wiki/the_caretaker