şükela:  tümü | bugün soru sor
  • imho seyrettigim en iyi gerilim filmi
    merdivenlerden tıp tıp asagiya dusen top sahnesi ile hatirlanabilir, eski bi filmdir..
    (bkz: en sevilen korku filmleri/3)
  • 1980 yapımı olan bir gerilim filmi.. oldukça ürkütücü..
    dr strangelove filminden hatırlayacağınız george c. scott başrolde,onun dışında başka tanıdık oyuncu barındırmaz..izlenilesi filmdir.
  • la woman albumunden bir doors sarkisi

    uh!
    uha!
    gedu!
    i live uptown
    i live downtown
    i live all around
    i had money, and i had none
    but i never been so broke
    that i couldn't leave town
    i'm a changeling, see me change
    i'm the air you breath
    food you eat
    friends your greet
    in the sullen street, wow
    see me change
    see me change, you
    i live uptown
    i live downtown
    i live all around
    i had money, yeah, and i had none
    but i never been so broke
    that i couldn't leave town
    well, i'm the air you breath
    food you eat
    friends your greet
    in the sullen street, wow
    ew ma!
    uh, ah!
    you gotta see me change
    see me change
    yeah, i'm leavin' town
    on a midnight train
    gotta see me change
    change, change, change
    woah, change, change, change
  • 1980 yapımı bir peter medak filmi. baş rolünde george c scott vardır. tüm zamanların en iyi lanetli ev filmlerinden biridir. ses efektleriyle değil boğucu, gavurun eerie dediği bizim tekinsiz olarak tabiri yakalamaya çalıştığımız atmosferiyle korkutur.

    daha ilk sahnesinde ailesini gözlerinin önünde yitirişini gördüğümüz müzik profesörü john russell acısını unutmak ve sessiz bir ortamda çalışmalarını sürdürmek için on iki yıldır boş duran bir malikhaneye taşınır. evin yıllardır boş duruşunun sebebi kısa sürede ortaya çıkacak ve bir çocuğun ruhu evde yaşanan dehşeti ortaya çıkarması için john'un yakasına yapışacaktır.

    aradan geçen yirmi iki yıl içinde benzerleri defalarca çekilmiş ve birçok sahnesi o kadar çok taklit edilmiştir ki bu sene çevrilmiş bir film olsaydı son derece klişe bulurdum. merdivenlerden yuvarlanan top, küvet, tekerlekli sandalye sahneleri unutulmazdır.

    the changeling gece yarısından sonra tek başımayken izlediğim ilk korku filmidir. annemin tüm uyarılarına karşın trtnin cuma gece yarısı kuşağında izlemiş ömrümün iki ayını yattığım yerden tıkırtıları dinleyerek ve oturduğumuz evin tarihçesini araştırarak geçirmiştim. video kasetini edinince tüm ilkokul arkadaşlarıma zorla izletmiş onların da ruhsal dengelerini bozmuştum.

    yurt dışından sipariş ettiğim ilk dvd olma özelliğini de taşıyan the changeling, ağır bir tempoyla ilerleyen, öyle sohbet ederken izlenirse son derece sıkıcı bile olabilen ama havasına girildiğinde adamı kireç gibi eden bir filmdir. izleyiniz.

    saruman: ya neden bütün ruhlu filmlerde mutlaka bir piyano vardır?
    soupisgoodfood: müzik ruhun gıdasıdır.
    saruman: oehhh
  • kanımca çok kaliteli korku/gerilim/polisiye film. filmin basitçe konusunu anlatmak bile filmden alınacak zevki götüreceği için konusuna girmiyorum. ses, ışıklandırma, mekan kullanımı kesinlikle çok iyi, senaryo da güzel ve konuyla bütünleşik. fakat karakterler arası diyaloglar biraz zayıf gibi. görüntü yönetimi de 1980lerde moda olduğu gibi çok donuk değil. kısaca sadece aniden korkutma gibi numaraları sevmeyen, gerim gerim gerilmek isteyen, gerçekten korkmak isteyenler için birebir olan bir filmdir bu. başrollerinde ünlü oyuncuların olmamasıda bence filmin artısı.
  • yuvarlak ve dikdörtgen nesnelerin zıtlığını vurgulayan alttan, yukarıdan ve uzak açıdan çekimler, russel ve senatörün beyaz çizgili kırmızı lastik topu anımsatan kırmızı ağırlıklı kıyafetleri dikkat çekici. film bir korku filminde bulunması gereken tüm öğeleri barındırıyor: huzura kavuşturulmayı bekleyen bir ruh, ruh çağırma seansı, yeni taşınılan perili ev, çözülmeyi bekleyen gizem, kabuslar, doğaüstü olaylar/imgelemler, anlamlandırılamayan sesler, ailesini kaybeden bir adam, cinayet, birdenbire ortaya çıkan, kendi kendine hareket eden, atsanız atılmaz satsanız satılmaz nesneler... ancak bu filmde diğer tüm korku filmlerinin aksine korkusuz bir kiracı var; yeri geliyor ruha bağırıp çağırıyor, yeri geliyor ruhun üstüne üstüne gidiyor. ruh da altta kalmıyor. öyle salt fısıltıyla, görüntüyle korkutmuyor bangır bangır geliyor.

    ayrıca küçük lastik top don't look now ve fear dot com gibi başka korku filmlerine ilham kaynağı olmuş.
  • george c scott'in oynadigi nefis bir gerilim filmi. the ring tadinda, huzursuz cocuk hayalet konusu islenmis. 1980 senesine gore oldukca iyi bir film.
  • izledigim ilk korku filmi ozelligini tasimakla beraber adini hatirlayamadigim icin onume gelene sordugum bir filmdir soyleki;
    -ya cok eskiden bir korku filmi cikmisti, kucuk bir cocuk vardi sakat oldugu icin oldurmusler, sonra evlerine gelen adamin basina gelmedik is kalmiyo, boyle merdivenlerden top, tekerlekli sandalye falan iniyo, cocugun kuvette hayalini goruyo falan hatirliyor musun?
    o kadar etkilenmisim ki kazik kadar oldum hala hatirlar ve k-o-r-k-a-r-i-m bazi sahnelerinden
    en sonunda bugun ismini bularak kavustum ilk izledigim, ilk kez korktugum ve izledikten sonra korku filmlerinin mudavimi oldugum filmime oh bee!!
  • zamanının güzeli.
    sinemasal anlatımın tavan yaptığı gerdikçe geren film.
  • müsaadenizle şöyle uzun bir süre sinema yazmak istiyorum. mümkün oldukça izlenimlerimi, filmler hakkındaki subjektif bakış açılarımı ortaya döküp rahatlama gayesindeyim..

    changeling, bu açıdan ilk apart yazı olmak için son derece muazzam bir örnek teşkil ediyor.

    birincisi, içinde bulunduğu türün başyapıtlarından ve öncüllerinden olmasına rağmen en az bilinen filmler kategorisinde zirveye oynayabilir rahatlıkla. kast seçiminin ileriki dönemlerde parlamamış olması, 80 döneminin reklam şartlarının zorlanmaması gibi negatif şartlar bugün bu filmin bir azınlık tarafından bayrak olarak taşınmasını sağlamış durumda. ben de bu bayraktarlardan biri olarak durumumdan hiç de şikayetçi olmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim...

    yönetmen peter medak, daha çok tv dünyasında boy gösterdiği için çoğumuza yabancı bir isim. ama chabgeling ile yaratmış olduğu atmosfer fevkaladenin fevki bir görüntü endam ediyor. stilize bir çalışma elimizdeki. her şeyden önce filmin her anına özene bezene yedirilmiş klasik müzik, filmin gerilimine enteresan bir şekilde hizmet eden dramatik öykü zinciri, karakterler arası etkileşimin ofsayta kaçmaması öne çıkan özellikleri...

    fakat bununla beraber potansiyel bir seyirci için (hele ki günümüzdeki patlamaya müsait mısır kıvamındaki zırtlak seyirci için) oldukça yavaş ve derinden ilerleyen bir sistemi var. her sahne, kusursuz bir biçimde hikayeyi yönlendirmesine rağmen diğer taraftan iletişime geçilen varlığının nesnelleştirilmemiş olması dışarıdan sıkıcı bir görüntü gibi duruyor. halbuki, the changeling en büyük gücünü de bu gizemden alıyor. seyirciyi ayakta tutmak için bizzat ruhani varlığı değil onun iletişim kurmak için kullandığı materyalleri seyirciye sunuyor.

    ve bütün imgeler (lastik top, küvet, madalyon, müzik kutusu) totalde seyirciyi korkutan bir dinamik öğe olarak değil hikayenin işleyiş noktalarına tekabül ediyor. bir anlamda yönetmen, kendisinden sonrakilerin feyz alacağı bu öğeleri kullanırken birincil amaç olarak korkutmayı değil hikayesini belirginleştirmeyi seçiyor. filmin doğal akışındaki bu gaye, inanılmaz bir biçimde atmosferin daha da korkutucu olmasını sağlıyor diyebiliriz...

    üstünden 26 yıl geçmesine rağmen changeling, her açıdan kusursuz bir sinema zevki. ürküten, merak ettiren, trajik denen kümeyi es geçip dramatize bir tabloyu oluşturabilen sayılı filmlerden...