şükela:  tümü | bugün
  • chronic basligi altinda incelenen 1992 tarihli dr dre albumu.
  • dr. dre'nin 1992 tarihli solo albümü; billboard listelerinde 1 numara olan ilk saf rap albümü aynı zamanda. nwa adamlarından ice cube ve eazy-e solo patlamalarını dre'den önce yapmışlardı, ancak dre'nin solo çıkışı hepsinden daha güçlü ve etkili oluyor. "the chronic" ile dr. dre hem saygın müzik dergilerinden olumlu eleştiriler almış, hem de "let me ride" adlı parça ile grammy kazanmıştı. let me ride'ın yanı sıra albümün bombaları nuthin' but a 'g' thang, rat-tat-tat-tat ve stranded on death row'dur. tracklist'i aşağıdaki gibidir:

    1. the chronic intro
    2. fuck wit dre day and everybody's celebratin'
    3. let me ride
    4. the day the niggaz took over
    5. nuthin' but a "g" thang
    6. deeez nuuuts
    7. lil' ghetto boy
    8. a nigga witta gun
    9. rat-tat-tat-tat
    10. the $20 sack pyramid
    11. lyrical gangbang
    12. high powered
    13. the doctor's office
    14. stranded on death row
    15. the roach (the chronic outro)
    16. bitches ain't shit (hidden track)
  • lowrider'larımızla los santos sokaklarında drive by yaparken dinleyebileceğimiz en uygun albümdür. nuthin but a g thang çalarken los aztecas çetesi üyelerinin önünde arabayı zıplattırmanın keyfi bambaşkadır, a nigga witta gun'la ne adamları yoketmişizdir. arkasından straight outta compton akar baştan aşağı..
  • 1992'den beri rap, hip-hop, g-funk türlerinin bir arpa boyu yol almadığının ispatı. kesinlikle bu klasmanda yapılmış en muhteşem, en ilham verici, en hardcore albüm.
  • 1992 tarihli mükemmel dr. dre albümü.

    rap tarihinde bu kadar önemli olmasında birazdan bahsedeceğim birkaç unsurun etkisi var:

    eazy-e'nin fazla kar elde edip grup arkadaşlarına haksızlık etmesi üzerine tatsız şekilde dağılan efsanevi nwa grubunun beyni olan dr. dre, rap'in giderek kabul gördüğü fakat dağılmanın ardından meydanın biraz boş kaldığı bir dönemde o boşluğu kapamayı çok iyi becerdi. west coast, artık onun önderliğini yapacağı g-funk ekolünü kabul etmeye, başarıyla uygulamaya başladı ve dağılıp yok olmaktansa, dr. dre'nin the chronic'i sayesinde eskisinden daha güçlü bir şekilde geri döndü.

    albüm, kullandığı sample'lar ve prodüksiyon başarısı söz konusu olduğunda günümüzden bile çok ötede bir seviyede. george clinton'a selam çakan eski funk şarkılarının böyle başarı ile kullanılışı, dr. dre'nin neden gelmiş geçmiş en iyi prodüktörler arasında gösterildiğinin kanıtı gibi. lil ghetto boy'da kullanılan harika flütü hangi gerçek rap hayranı unutabilir ki? her beat'te dinlenebilir unsurlar, akılda kalıcı ögeler var. şarkılar sırasıyla dinlenildiğinde farkedileceği üzere şarkıların arasındaki geçişler de başarılı.

    the chronic çoğunlukla parti şarkılarından oluşsa da bazı sözleriyle önemli noktalara değinebilmiş, beğeninin yanına dikkate değer söz yazımını da koyabilmiş bir eser. bu iddialı yapı, eazy-e ve tim dog'un esprili bir dille diss'lendiği intro'dan tutun, dr. dre ve snoop doggy dogg'un west coast'taki egemenliklerini ilan ettikleri nuthin but a g thang efsanesine kadar görülüyor. ama albümün en anlamlı iki şarkısı los angeles ayaklanması anlatan the day the niggaz took over ve mükemmel bir storytelling örneği ile hapishane hayatını işleyen lil ghetto boy. diğer şarkılarda ise belirgin ve sert bir çizgi var. gerçek gangsta stili görülüyor. eğlenceli şarkılar tabii ki ön planda fakat hiçbiri günümüz pop-rap'çilerinin boş şarkıları gibi değil, kendini sonuna kadar dinletiyor.

    kısacası albüm, bir bütün olarak dr. dre'nin prodüksiyon yeteneğini konuşturduğu bir rap klasiği. snoop doggy dogg, rbx, dat nigga daz, nate dogg gibi genç isimlere de şans tanınmasıyla, her şarkıda 2-3 tane özenle seçilmiş sample'ın kullanılmasıyla, let me ride ve nuthin but a g thang gibi west coast klasiklerini bulundurmasıyla, ayıp eden eazy-e'ye gerekli cevapları vermesiyle, grammy'siyle bir efsane.
  • rap sevmeyen bünyelerin bile sıkılmadan dinleyebildiği bir başyapıt.

    (bkz: biyatch)
  • trayvon martin davasından çıkan kararın amerika’yı hala sarstığı şu günlerde bundan 21 sene önce çok benzer bir kararla los angeles‘ın altını üstüne getiren rodney king ayaklanmasını hatırlamamak mümkün değil. bu yazıda o günlerin ardından çıkan ve gerek ayaklanmalara değinmesi, gerek dönemin la’ından bir kesit sunması ile başka bir boyut kazanan klasik bir albümden bahsecedeğim. hem bu vesileyle, hem kolaylıkla gelmiş geçmiş en iyi 10 rap albümü arasına girebilecek kalitede olmasıyla, hem hip-hop’ın çehresini değiştiren bir fenomene dönüşmesiyle, hem de favori albümlerimden biri olması sebebiyle efsanevi prodüktör dr. dre‘nin şaheser albümü the chronic‘i incelemek istedim.

    albümün çıktığı dönemde rap dünyasında değişikliklere gebe bir ortam vardı. janr artık 80’lerin sonundaki golden age döneminin yapısal özelliklerini hafif hafif geride bırakıyor ve içerik olarak farklılaşıyordu. 80’lerin son birkaç yılı n.w.a, ıce-t ve too short gibi isimlerin katkılarıyla kaliforniya’nın rap müzik haritasına eklemlenmesine şahit olmuştu. 1988 ise straight outta compton‘ın bomba gibi etkisiyle west coast rap müziğinin adını kitlelere bağıra bağıra haykırdığı ve öncesinden sinyalleri yavaş yavaş alınan gangsta rap’in yeni trend olacağını belli ettiği yıl oldu. sonrasında n.w.a, menejer jerry heller ve eazy-e‘nin diğer grup üyelerini dolandırdığının anlaşılması üzerine dağıldı.

    takvimler 1992’yi gösterdiğinde rap dünyası doğuda eric. b & rakim, run-dmc, boogie down productions, public enemy, ll cool j, big daddy kane, beastie boys gibi bir önceki dönemin en önemli isimlerinden bazılarının yavaş yavaş “prime"larından çıkışına, batıda ise n.w.a’in dağılışına sahne oluyordu. işte farklı isimlerin, farklı tatların ve tarzların arandığı böyle bir anda bir albüm geldi ve kendisinden sonra gelecek her şeyi büyük ölçüde değiştirdi. the chronic sadece kaliteli olduğu için değil, kelimenin tam anlamıyla “game changer" olduğu için bir efsane. g-funk‘ı popülerleştiren, snoop dogg‘u ve daha nicelerini bizlere hediye eden, akıl almaz ticari başarılara ulaşan ve janrı daha büyük kitlelere ulaştıran bir bildiriydi.

    prodüksiyon: albümün en büyük silahı kuşkusuz daha önce eşi görülmemiş güzellikteki prodüksiyonuydu. bir rapçiden ziyade esasen bir prodüktör olan dr. dre prodüksiyon kariyerinde world class wreckin’ cru ve jj fad günleri ile eskilerin elektro sosundan nasibini almış, eazy-e ve n.w.a için prodüktörlüğünü yaptığı ilk albümler ile klasik/ortodoks tarzda çalışma şansı bulmuş, the d.o.c ve straight outta compton ile g-funk’ın temellerini atmıştı. the chronic’teki prodüksiyonun niteliği ve başarısı onun için şimdiden master tezi anlamına geliyordu. sample’lar parliament, funkadelic, gil-scott heron, donny hathaway, ısaac hayes, ohio players, willie hutch ve daha nicelerinin temsil ettiği güçlü bir soul/funk geleneğinden beslenmekle beraber led zeppelin gibi alışılmadık kaynaklardan bile alınıyor, kuyumcu titizliğiyle işlenip muazzam sonuçlara yol açıyordu. ağır bassline’ların, synth öncülüğündeki beat’lerin ve g-funk ile özdeşleşen "ıslık" seslerinin başı çektiği prodüksiyon karakteristikleri öyle başarılı oldu ki, takip eden senelerde the chronic’in getirdiği yeniliklerden etkilenmeden bir prodüksiyon ortaya koymak zorlaştı. karşınızda rap müzik tarihinin en keyifle beat’lerinden bazıları var. işte bu sebeple sözü fazla uzatmaya lüzum yok.

    içerik: albüme konu edilenler arasındaki en büyük ortak nokta, anlatılan neredeyse her şeyin buram buram “sokak" kokmasıydı. eazy-e ile yaşanan anlaşmazlığın homofobik şekilde diss’lenmesi, los angeles ayaklanmaları, hapishane hayatı üzerine muazzam storytelling örnekleri, gangsta hikayeleri ve tabii ki ota adanmış müthiş eğlenceli satırlar… albüm, ziyadesiyle popüler bir kayıt için gayet yeterli sosyal içeriğe sahip olsa da lirikal derinlik ve kabiliyet açısından çok muazzam örnekler barındırmıyordu. fakat yine de dre ve snoop arasında eşi görülmemiş bir uyum ve albümdeki genel flow’da çok güzel bir akıcılık vardı.

    şarkılar

    ıntro: şahane prodüksiyon. snoop’un tek bir verse dahi okumadan, sadece konuşarak ve konuşmasının önemli bir kısmında gülünç bir şekilde kadın taklidi yaparak tim dog ve eazy-e’yi sözleriyle yerin dibine soktuğu kısa bir giriş parçası. tüm bunlara rağmen akılda kalıcı bir diss.

    fuck wit dre day: compton’a ve dre’ye laf atanlara ateş püsküren bir diss! albümdeki favori prodüksiyonlarımdan birisi olduğunu söyleyemem, fakat dre’nin tok sesi o kadar karizmatik ve snoop ile dre’nin aralarında paslaşarak rap yapışları o kadar uyumlu ki dinlemekten bıkmıyorum. “south central" lafının geçtiği kısımlarda ıce cube‘a yarı üstü kapalı bir diss olduğunu belirtelim.

    let me ride: albümün en ağır toplarından, grammy ödüllü unutulmaz bir rap klasiği. gelmiş geçmiş en iyi rap parçalarından biri olan müthiş keyifli bir eser. parliament’in mothership connection’ını sample’layan nakaratı bu parçanın keyfine keyif katıyor. şarkı boyunca verilen genel bir gözdağı hakim. ilk verse’te şahane kafiyeler mevcut. ikinci verse dre’nin yaptığı şeyin “gangsta" olduğunu ve başka hiçbir şeye benzemediğini açık açık söylüyor. üçüncü verse’teki slausson/flossin’ kafiyesi çok hoş. kısacası parça her şeyiyle bir klasik. hem de hak ederek o statüye yükselmiş eşsiz bir klasik. muhteşem bir g-funk remix’i ve canlı performansı (the up in smoke tour) da mevcuttur, youtube’layın, göreceksiniz.

    the day the niggaz took over: gerçek gangsta tavrının sadece şiddet ve göz korkutmak olmadığını, sokaktan kopmamak ve onun nabzını hissettirmek olduğunu hatırlatan bir parça. jamaika aksanının kolaylıkla hissedilmesini sağlayan raggamuffin tarzında okunan sözleri ve los angeles ayaklanmasını anlatan televizyon görüntülerinden alınan sample’ları ilk dikkati çeken noktalar. rbx‘in sert tarzıyla güzel bir tat kattığı, dre’nin de ırkçı adalet sistemine karşı blood’ları, crip’leri ve hatta ispanyol’ları sokakta birliğe davet eden güzel bir verse okuduğu önemli bir parça.

    nuthin but a g thang: kuvvetle muhtemel rap müzik tarihinin en “güzel" parçası. elbette çok göreceli bir kavramdan bahsediyoruz fakat tek bir gerçek rap müzik sever bile bunun altı boş bir söylem olduğunu iddia etmeyecektir. yine büyük ihtimalle benim de gelmiş geçmiş en sevdiğim şarkı. bu şarkıdan daha keyifli, dinlemesi daha güzel olan bir parça düşünmekte çok ama çok zorlanıyorum. leon haywood‘un ı wanna do something freaky to you parçasından alınan sample o kadar muhteşem bir şeye dönüşmüş ki hayran kalmamak elde değil.. rap tarihinin en ikonik satırları arasına girmiş sözleriyle, görebileceğiniz en “funky" prodüksiyonlardan biri olmasıyla, “laid back" bir şekilde icra edilişiyle ve snoop ile dre’nin aralarında müthiş bir ahenkle paslaşmalarıyla efsane. dre iyi bir lyricist olmayabilir, hatta sözlerinin önemli kısmını başkalarına yazdırdığı için bir lyricist bile sayılmayabilir ama zaten o da olayının lirisizm olamayacağının farkında. sanatının kıymetinin prodüksiyon ve flow’un çok sağlam bir karışımından geldiğinini bilerek sunuyor reçeteyi doktorumuz:

    “so sit back, relax and strap on your seatbelt

    you never been on a ride like this before

    with a producer who can rap and control the maestro

    at the same time with the dope rhyme that ı kick

    you know, and ı know, ı flow some old funky shit”

    ben ne desem boş… siz reçeteye uyun, arkanıza yaslanın ve keyfini çıkara çıkara defalarca dinleyin.

    deeez nuts: daz dillinger, snoop, dre ve rahmetli nate dogg‘dan oluşan şahane bir g-funk ekibi var karşınızda. parça kısa ve komik bir skeç ile açılıyor ve gayet eğlenceli bir şekilde devam ediyor. sağlam prodüksiyonu ve akıcılığıyla dinlemesi pek keyifli bir parça. daz’in verse’ünü özellikle beğendiğimi belirteyim.

    lil’ ghetto boy: kuşkusuz albümün en içi dolu, en anlamlı parçası. bir rap klasiği işte tam da böyle yapılır. şahane sample seçimi, çok başarılı enstrümentasyon ve bilinçli sözler. gerçekten kusursuz bir rap parçası. albüm boyunca sürdürülen hapishane motifinin (dre’nin plak şirketinin isminin death row records olmasına dikkat) bariz bir örneğini burada anlatılan hapishane hikayesinde görebilirsiniz. snoop’un kariyerinde okuduğu en iyi verse’lerden biri bu şarkıda. şarkı boyunca güzel storytelling örnekleri görmek mümkün. son derece içten ve naif bir parça. gençlere öğütler veren çok güçlü bir eser.

    a nigga witta gun: bir gangsta bildirisi! albümün en sert şarkısı. üç verse’te de dre var, albüm boyunca konuk rapçilerden en az desteği aldığı parça. son derece sert ve gözdağı veren sözlere sahip, sonrasından şiddeti özendirdiği için çok eleştirilen parçalar arasında yerini alan bir eser. aslına bakılırsa bir önceki parçada gençlere sefaletten ve onun getirdiği tüm kötülüklerden kurtulmaları gerektiğini öğütleyen birisinin ağzından bunları duymak ironik. ama yine de gayet iyi parça. who’s the man with the masterplan? a nigga with a motherfuckin’ gun!

    rat-tat-tat-tat: bir önceki parçayla büyük ölçüde paralellik gösteren klasik bir gangsta şarkısı. yine üç verse’te de dre var. fakat bu sefer nakaratta snoop’u, intro’da ise rbx’i duyabilirsiniz. çok keyifli şarkıdır fakat dediğim üzere bir öncekinden paragraftan farklı şeyler söylemeyeceğim için fazla uzatmıyorum.

    lyrical gangbang: daha önce hiç bir rap şarkısında led zeppelin sample’ı duydunuz mu? duymadıysanız buraya üşüşün şimdi… zeppelin’in en güzel parçalarından biri olan when the levee breaks‘in başındaki davul solosunu alan ve bir güzel hızlandırarak sample’layan bir prodüksiyonu dinliyorsunuz. dre şarkıda yer almıyor fakat kendisi yerine the lady of rage, kurupt ve rbx var. lady of rage’in verse’ü hiç fena olmasa da en güzel verse benzetmelerle dolu olan kurupt verse’ü, rbx de bir o kadar sağlam bir verse okuyarak şarkıyı iyi şekilde kapatmayı becermiş.

    high powered: rbx’in tek başına şov yaptığı bir parça. ıntro’sunda dre, outro’sunda daz var. prodüksiyon tek kelimeyle şahane. rbx’in sesinin tokluğu, kendinden emin flow’u ve gözdağı veren sözleri böyle gangsta bir albüme cuk oturuyor.

    stranded on death row: albüm boyunca varlığın sürdüren bir hapishane motifi olduğunu söylemiştim. bu parça da açılıp kapanan hapishane hücresi kapısı sesleriyle ve her verse’ün mahkum/hücre numaraları ile denk şekilde numalandırmasıyla bu temayı devam ettirmekte. şahane bir posse cut. kurupt’un verse’ü yine bol benzetmeli ve metaforlu, rbx’ün kendi verse’ünde heceleri vurgulayışı ve aksanlayışı çok hoş, lady of rage yine gayet yeterli. son olarak sahne alan snoop’un kısmı onu hala neden bu kadar çok sevdiğimizi bizlere hatırlatan güzellikte.

    the roach: parliament’in güzel şarkısı p-funk’ı şahane bir şekilde sample’layan, arkanıza yaslanıp rahatlayarak dinlemeniz gereken bir şarkı. şarkıya konu edilen şeyin, yani the chronic’in ne olduğunu hala anlayamadıysanız rbx size başlarda açık açık söylüyor zaten: cannabis sativa. tam da bu kısımlarda yapılan söz oyunu tek kelimeyle şahane (çok çok eskilerin televizyon dizilerinden the six million dollar man’deki biyonik adama yapılan bir gönderme):

    “cannabis sativa, or in the heart of la known as the chronic

    not to be confused with the bionic

    even though it does cost 6 million dollars, man

    undertand?”

    albümün en keyifli eserlerinden ve de gayet hoş bir kapanış parçası.

    sonuç

    dikkat ederseniz albümü analiz ederken sıklıkla bahsettiğim şeylerin başında dahice double entendre’ler, ince wordplay’ler, zekice göndermelere, ya da şiirsel betimlemeler gibi teknik detaylardan ziyade prodüksiyon başarısı, benzeri görülmemiş yükseklikte bir dinlenebilirlik, karizmatik ve etkileyici flow kullanımı, büyük bir uyum gibi daha kulağa hitap eden şeyler geldi. bu, albüme daha kolay tüketilebilir bir yan katarak popülaritesine katkıda bulunmuş olabilir, fakat kesinlikle pejoratif anlamda kullanılan olumsuz bir eleştiri olarak algılanmamalı. çünkü karşınızda rap müzik tarihinin en keyifle dinlenen albümlerinden bir tanesi, belki de en keyifle dinlenileni var. piyasa üzerinde yarattığı etkileri, sonsuza dek değiştirdiği normları, getirdiği yenilikleri ve dönemin los angeles’ının bir kesitini sunuşu gibi daha önce uzun uzun anlattığım yanları ise bu dinlenilebilirliğin ve güzelliğin sonsuz bir mirasa dönüşmesini sağlayan ve ona kalite katan şeyler. sözü daha fazla uzatmaya gerek yok. “timeless classic" derler ya hani; işte öyle bir şaheser. herkes tarafından kabul gören sayılı hip-hop kitabelerinden biri.
  • spotify'da olmayan albüm.