şükela:  tümü | bugün soru sor
  • everybody's gone isimli alabildiğine depresif bir şarkıya imza atmış gruptur.
  • son albümleri the strange geometry ile bu sefer daha bir iddialılar sanki; çünkü diğer albümleri ile kıyaslandığında bu albümleri ilk defa profesyonel ekipmanlarla, profesyonel bir stüdyoda kaydedilmiş. ayrıca ilk defa bir prodüktör eşliğinde. ayrıca bu yaz başında spoonla beraber çıktıkları bir turne bile mevcut. birçok dergi tarafından "sihirli albümler" yapmakla tanınan the clientele cidden dinlenmeye değer.
  • strange geometry albumu ilk dinleyen insan icin, belki basta beklenen o galaxy 500 tarzi sisli, ekolu tarzin yerini odaklanmis bir elektro pop almis olmasi hayal kirikligi olabilir - elbow'un leaders of the free world albumunde biraz oldugu gibi. ama biraz zaman verilmesi gereken bir album.

    kisin kabuguna cekilmis yalnizliginin melodisini yaratmis the clientele. yorganlar arasinda, disarda kar yagarken, kimseyle konusmak istemezken dinlenmeli, huzur dolmali. pschedelic furs'un seksenlere damgasini vuran ask balladlarini duyunca neden mutluluk duyuyorsa insan, clientele o ruhu yakalamis ve canlandirmis neo psychedelic bir girisimle o soundu.

    rocktan cok pop'a benzeyen bir album fakat insani ufak ufak dans ettiren the smiths gibi sarkilar yapmamislar hic. alasdair maclean'in biraz basi dumanlanmis, acitan alayci bir ruh haliyle oturup bu albumu yapmis anlasilan. sarki sozleri aman cok uzgunum, biri kalbimi kirdi filan gibi de degil, pek de derinden... bu k denen hatun kimse pek bi kalbini kirmis alasdair amcamizin oole diyim size.
  • beatles gibin.
  • eskinin üzerinden o kadar dürüst ve istekli gidiyorlar ki, sanki bir klasikmiş gibi davranmak zorunda bırakıyorlar. bu yüzden vazgeçilmesi zor.
  • şehir hayatının bana kazandırdığı bir özellik otobüsleri tanımak oldu.hangileri çok ses çıkartıyor,hangisinin koltukları kaygan,hangisinde klima var,hangisinde düğmeye ayağa kalkmadan basabilirim,hangisi yağmur damlacıklarını üzerime damlatacak,hangisinde bir yaşlıya yer vermem gerekecek,hangisinde rahatça kitap okuyabilirim,hangisinde yanıma elinde ipod (walkmen i erimiş olsa gerek)bol “beat”li şarkılar dinleyen biri oturacak az çok tahmin edebiliyorum artık.bu hangileri daha fazla uzatmak mümkün.böylece kısa süreli eve dönüş yolculuklarımda beklenmedik bir olayla rastlaşmıyorum.yolculuk boyunca otobüsten inip eve yürüyeceğim anı da aklımdan mümkün olduğunca geçirmemeye çalışıyorum çünkü o yol bana pek güven vermiyor.hayır panikler sarmıyor dört bir yanımı gölgemi göreceğim o
    yol beni rahatsız ediyor sadece.
    the clientele de emniyetli bir yolculuk.kendimi teslim etmem zor olmuyor.farkındayım ki alasdair macleanyanıma oturmuş pencereden bakıyor.aklından tonlarca şey geçiyor olmalı belki bir önceki gece rüyasında gördüğü bayan jones u düşünüyordur ya da ne kadar b.o.ş. olduğunu.ben onlardan sonra biniyorum otobüse ve oturacak başka boş yer varken yanlarına oturuyorum.öyle kendi hallerinde görünüyorlar ki bana da aldırmazlar nasılsa diyorum.bisiklete binmeyi tercih ederdik aslında.umursamıyoruz birbirimizi aynı pencereden varoş ışıkları seyrediyoruz sadece.şanslıyız hem the velvet underground un aynı şarkısını duyuyor kulaklarımız.içimizden siviiiiiiiiit ceeeyn diye bağırıyoruz avaz avaz hiç bozuntuya vermeden.gece yavaş yavaş iniyor ben kanatlanıp uçmak üzere olan bu seferi için.hayal mahsulü olup olmadığını anlamam için birinin bana çimdik atması gerek diye düşünüyorum.halbuki düşünmeme gerek yokmuş hiç.otobüste uyuyakalıp rüya da görmemişim.iniyoruz beraber .beraber yürüyebiliriz diyorlar.yürüyoruz… dört gölgeyiz şimdi.eve döndüğüm patika yolun da bana korku vermesi yersizmiş.
  • 3. studyo albumunu god save the clientele'yi cikaran grup. aslinda buna album cikarmak denmez, insanlari mutlu etmek denebilir ancak. cok guzel kotarilmis, daha onceki albumlerde gelen "her sarkida ayni telden caliyorlar" elestirisine guzel bir cevap.

    incelemesi ve 2 adet ornek sarki:
    http://www.dinlemeparki.com/?p=257
  • ilk dinlediğim albümleri olan strange geometry ile etkileyen, my own face inside the trees, impossible gibi güzelliklerle insanı saran ardından alınacak suburban light ile gece yarısı fellik fellik şarap aramanıza sebebiyet veren bir topluluktur. eğer gecenin ilerleyen saatlerinde ek olarak lisa gerrard alırsanız hepten devre dışı kalırsınız.
  • kendisiyle ilgili etiketler sanırım belli: huzur, mutluluk, dinginlik vs...

    ama çok güçlü bir depresyon tetikleyicisidir aslında çünkü bazen onları dinlerken insan soruyor "neden şarkılarındaki dinginlik, huzur ve mutluluk yok hayatta" diye. yine de belki bir gün bir yerde dinlerken eşzamanlı yansımasını yaşarız diye bir umutla dinliyor insan bıkmadan. ne diyelim; tanrı the clientele'i korusun ki umut etmeye devam edelim ki hüzünlenelim ki umut edelim ki hüzünlenelim ki umut edelim ki......
  • londra tabanlı oldukları her notasında hissedilen şarkıların sahibi,
    kimselere kimselere benzemeyen grup.

    müzik yapmıyorlar, atmosfer yapıyorlar. her şey bir anda ağır çekim görünüyor.
    yağmur yağdırıyorlar, odanıza gelip ışığınızı kısıyorlar, üzerinize battaniye, elinize kahve getiriyorlar.

    "şuna benzer", "bunu da tadın" diye bakınız vermeye bayılsam da,
    the clientele için örnek gösteremeyeceğim sanırım.

    bir kere daha düşündüm de,
    belki..

    (bkz: beach house)