şükela:  tümü | bugün
  • türkçeye rüzgargülü/gülün günlüğü adıyla çevrilmiş olan ama galiba daha çok the diary of the rose adıyla tanınan ursula k. le guin öykü kitabı. özgün yayın tarihi 1982, türkçe ilk basım tarihi 1992.

    "nasıl yabancı-düşman karıncalar arasına düşen karınca öldürülür, karıncasız karınca da ölür, ama karıncasız olmak bal peteği kadar tatlıdır."

    "bunlar arasında hiç de yabana atılmayacak biri de imparatorların* diğer penguenlerden çok daha içe dönük ve kapalı, vakur yaradılışlarıdır. (...) imparator yalıtılmış değil toplumsal bir kuştur ve üreme dönemlerinde karaya çıktığı zaman adelie* gibi koloniler halinde yaşar, ama bu koloniler adelie türlerinden çok daha küçük ve sessizdirler. bir imparator kolonisinin üyeleri arasındaki bağlar, toplumsal olmaktan çok kişiseldir. imparator bir bireycidir."

    "ama çalışması bilim adamları ve şairlerin sammy's-dot adını verdiği biçimde, yani el yazısıyla yazılmış veya teksir olarak elden ele dolaştırıldı. fbi'ın parmakları mor olan herkesi tutukladığına dair eski bir şaka vardır; çünkü ya sammy's-dot'ları* teksir etmişlerdir ya da deri hastalığına yakalanmışlardır."

    ["bazıları..." dedi sonunda, belli belirsiz.
    bazıları zalimdi. bazıları yaptığı işi seviyordu. her şeyi topluma yükleyemezsin.
    "gardiyanlar kadar mahkumlar da" dedi.
    her şeyi düşmana yükleyemezsin.]

    [bana garezi vardı. "evlenmeyi düşünmüyor musunuz?" dedi. "mesleğinizle mi evlisiniz yoksa? kafayı üşütenlerin* ulusa yararlı bir hale gelmeleri için mi uğraşıyorsunuz?"] (the diary of the rose)

    "psikoskop* hiçbir şeyi yok etmez. ben de bunu kanıt toplamak için kullanmıyorum. burası bir mahkeme değil, sen de yargılanmıyorsun. ben de yargıç değilim. doktorum." (the diary of the rose)

    "kimin düşüncelerini düşünüyorsun**?" (the diary of the rose)

    "burada ona müebbet hapis cezası verecek bir yargıç yok. yalnızca ölüm cezası veren doktorlar var." (the diary of the rose)

    "örüntü biraz yanlış, farkında mısınız? örüntü. ama birçok örüntü var, sonsuz sayıda örüntü, o buradakine bizden biraz daha iyi uyuyor."

    "bilirsin işte, örüntüye, onu görene, sana bir anlam ifade edene kadar bakman, ondan sonra da onu eline alman gerekir."

    "bir gün yolculuk günüdür, gece olur ve ertesi gün artık yola devam etmenin faydası yoktur, çünkü gittiğin yere varmışsındır."

    "ben lut'un karısı değilim, louis ben gideon'un karısıyım. arkaya bakabilirim ve yine de tuza dönüşmem. üstelik, kanım asla yeterince tuzlu değildi. arkaya bakmaması gereken sensin.

    beni orfeus mu sandın? iyi bir piyanisttim ben ama o kadar iyi değil. ama kabul ediyorum arkaya bakmak beni korkutuyor. gerçekten istemiyorum bunu."

    "ailesine ait estancia'da* boğalarla ve çok daha tehlikeli ineklerle boğuşmuş olan juana gemiye "la vaca valiente" adını vermişti; çünkü sürekli yeniden hücuma geçiyordu."

    "pemmikan pastırmamızda bulunan yüzde onbeş oranındaki kurutulmuş meyvenin skorbiti önlediğinden eminim."

    "haritalarımızda ise, bu buzul, elbette, bat shackleton'un* verdiği adı taşıyordu: beardmore."

    ["hangi yol?" diye sordu.
    "kuzey" dedi juana.
    bir şakaydı bu, çünkü o yerde* başka bir yön yoktu. ama biz gülmedik.]

    "keşke kutup'a* gitmeseydik diye düşündüm. şimdi bile öyle düşünüyorum. ama o zaman bile orada hiç iz bırakmadığımıza memnunum, çünkü bir gün, ilk olmak isteyen bir adam** gelebilir, bıraktığımız izi bulabilir ve o zaman ne kadar aptallık ettiğini anlar ve kalbi kırılır."

    "hacienda'da kocasıyla geçirdiği son gece hakkında utangaçça söylediklerinden anlaşıldığı kadarıyla, bebeği neredeyse yelcho'nun dönüş tarihi ile aynı zamanda doğacaktı: 20 şubat'ta." ursula k. le guin - the compass rose

    (bkz: pax tibi, marce, evangelista meus)
    (bkz: venedik/@ibisile)
    (bkz: labirentler/@ibisile)