şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler ---

    - ben kocasıyım, aşığı* değil.
    - bu sadece biri olup diğeri olamayacağın anlamına mı geliyor?
    ....
    - doğru zamanda yanlış şeyleri söyleyeceğin garanti!

    --- spoiler ---
  • kapitalizm ve onun politik iktidarının narsist bir kişilik olan albert'te simgelendiği düzenin altında ezilen insanların temsilcisi konumunda, karısı georgina vardır. georgina kurtuluşu, zor koşullardaki (soğuk depo ve çürümüş yiyecekler ortamı) kaçamak buluşmalarda yavaş yavaş daha yakından tanıdığı devrimci düşüncenin simgesi entellektüel aşığının izinden giderek bulabileceğini görecektir. her ne kadar işletmenin sahibi albert gibi görünse de asıl sahip üretimden gelen gücünü kullanmayı bilen aşçıdır.
    ezilen insanları temsil eden georgina (devrimci önderlik) albert'e karşı mücadele için işçi sınıfını temsil eden aşçıya gittiğinde aşçı bu görevi kabul ederken onurlu bir duruş sergileyip karşılığında ne kadının vücudunu ne de parayı kabul etmeyecektir...

    kadın aşçıya aşığımla ilişkime dair ne gördün diye sorarken "benim gördüklerim sizin benim görmeme izin verdiğiniz kadardı" diyerek bilinç düzeyini ortaya koyar.

    politik anlamda sermaye temsilcisi patron albert ortada henüz bir şey yokken dahi devrimciliği simgeleyen "aşığı" "burada kitap okunmaz" diyerek taciz etmekte ama aynı acımasız patron albert, baş aşçıya karşı o kadar pervasız olamamaktadır. çünkü o mekan ve o mekan sayesinde sürdürdüğü yaşam nitelikli aşçının yani işçi sınıfının varlığıyla mümkündür. patron ne kadar kızıyor olsa da aşçı kendi varlığı için de o denli vazgeçilmezdir. durumun kötüye gittiğini fark eden albert her şeye rağmen georgina'nın kalmasını isteyecektir. georgina varlık sebebidir çünkü.

    kanlı bir şekilde yok edilen aşık küllerinden yeniden doğacak ve beklenen intikamın alınmasında baş rolü oynayacaktır...

    hırsız kim? bu soruya yanıt olarak verilen ismin (albert) bu niteliğinin anlatımı filmde eksik kalmış. thatcher dönemi ingiltere'sinden yola çıkarak dolaylı bir eleştiri ve baş kaldırıyı simgeleyen film, bununla sınırlı kalmadan evrensel, güçlü politik mesajlar veriyor.

    ingiliz ekonomi politiğini simgeleyen lokantada geçen öyküde fransız düşününü yemekler simgelemekte.

    ımdb ye göre restoranın yemek bölümü koridoru ve tuvaletleri sırasıyla sindirimin aşamalarını temsil etmektedir. aynı zamanda mekan farklılıkları üreten tüketen, yani sınıflar ayrımını da ortaya koymaktayken garaj tehdidi üretimden kopuk rantçı sermayeyi anlatır.
    farklı anlatımıyla dikkat çekici olan film türü sevenler için başyapıt sevmeyenler için kayda değer bir deneysel çalışma olarak kalmayı hak ediyor...

    bu kadar kapalı bir anlatımla ortaya çıkan ürün hizmet ettiği amaca ne denli yararlı oluyor diye düşününce filmin değeri azılıyor?! yoksa çoğalıyor mu? :)

    renkler de birçok şeyi simgelemektedir. her şeyi ben mi açıklayacağım onları da siz bulun:)
  • verdiği onlarca mesajın yanında taş gibi (erik gibi de olabilir) bir adet de helen mirren içeren peter greenaway filmi.
  • tiyatral anlatımına rağmen beğendiğim film. sonu sürprizli mi? film çok iyi takip edilirse çok da sürpriz bir son değil aslında. orijinal mi? evet.

    en sevdiğim şey albino çocuğun söylediği şarkı oldu sanırım.

    pekala.
  • aslında konusu itibariyle basite kaçan bir senaryonun görsellikle mükemmel sunumudur bu güzel film. şaşırtıcı ve dramatik sonu için bile izlenir. (bkz: bon appetit)

    --- spoiler ---

    mutfakta şarkı söyleyen kızın sesi çok büyüleyicidir, ta ki despot hırsız sesini kesene kadar. nedense gülen gözler de kızkardeşlerden kıvırcık saçlı olan en ufak kardeşi aklıma getirmiştir.

    herkesin sözünü ettiği mutfak ve yemek salonu arasındaki renk karşıtlığında dikkati çekmesi gereken asıl şey, o an ortamda bulunan tüm insanların kıyafeti kırmızı veya başka bir renk oluyorken aşçının beyaz önlüğü hiç değişmemektedir. yemek salonunda duvarlar, masalar, insanların kıyafeti olsun her şey kırmızı ve bunların üstünde duran beyazlı aşçı. buranın sahibi ve asıl yönetici benim mesajı verilmektedir zannımca.

    fakat helen mirren ın canlandırdığı georgina her zaman aynı renk değişimini göstermez. bazen mutfakta siyahken yemek salonunda yeşile dönen elbisesi vardır. bunun sebebini çözemedim.

    ilk tuvalet sahnesi de yarattığı gerilim bakımından the piano teacher daki sahneye aldı götürdü.
    --- spoiler ---
  • bu filmdeki ihanet aklıma the postman always rings twice filmini getirdi, tek farkı diğer filmde ihanete uğrayan adam bu filmdeki kadar kötü değildi. ve tabii ki diğer filmin görüntüleri bu filminkiler gibi mükemmel değildi.
    ayrıca, bulaşık yıkayan çocuğun söylediği şarkıyı tüylerimi ürpertmemesi için çok beğendiğim halde hafızamdan siliyorum-sildim. şerefsiz albert işkence etmediğin insan kalmadı şu filmde!
    (bkz: #66304417)
  • “işte sinema sanatı dediğin şey böyle olmalı” dedirten muhteşem film.
  • uyku tutmayan bir sabahın köründe izlemek için iyi bir seçenek olmadığını kabul etmeliyim, ancak sınırları zorlamak bakımından izlediğim en zorlayıcı filmdi.

    --- spoiler ---

    filmde sürekli yemek yenilmesi, albert'in dilinden düşmeyen boklu, dışkılı, tuvaletli ögeler, mutfak ve tuvaletle iç içe girmiş seks sahneleri, anal ve oral ögeleriyle genital bir sekse geçiş yapamamış antisosyal karakter albert'in karakter analizi için iyi bir gözlem.

    benim için en güzel cümle "bir kadının hem aşığı hem kocası olamazsın" idi.

    --- spoiler ---
  • tam bir sinematografi şöleni. mutfaktaki yiyecekler, ışıklandırma ve kostümleriyle harika bir bütün.
  • içerik içeren yazı. spoiler diye zırlayacaklar okumasın.sinamayı yedinci “sanat” yapan filmlerden. kesinlikle rahatsız edici ama estetik dokumaları mükemmel bir yapım. daha filmin başlangıç sahnesinde sürekli havlayan sokak köpekleri ve albert’in birine şiddet/işkence uyguladığı anlar ile bir irkiliyorsunuz. sonrasında tüm çıplaklığı ile bu şiddet ve işkenceye aşkı da dahil ederek devam ediyor greenway. okumaların en azından kaba özet şeklinde çoğu yazılmış veya kopyalanıp yapıştırılmış her neyse. tekrarın lüzumu yok. ek olarak sonda, albert’in silahının elden ele dolaştığı sahnede, silah önce garsonun hamlesi ile aşçıya gelir, aşçı silahı şarkı söyleyen çocuğa verir, çocuk da georgina’ya uzatır ve nihayet albert’i georgina vurur.. aşçı işçi sınıfını, devrimin ana popülasyonu olan üretici olarak durumdan rahatsızdır ancak yaptığı sadece lojistik sağlamaktır, eylemsel olarak bu devrimin ön plandaki aksiyonlarından değildir ki zaten kendisi de georgia ile konuşurken “sadece görmesine izin verilenleri gören” bir izleyici olduğunu söylemiştir. silahı çocuğa uzatır. ancak çocuk filmdeki saflığın simgesidir üstelik şarkı da söylediğinden sanatçı olarak da metaforlaştırılabilir. albert’in şiddetinden zulmunden en acımasız şekilde nasibini almış olsa da saflığı ve sanatçı ruhu gereği silahı o da ateşlemez.. veee silah artık georgina’dadır. albert’in zulmune en fazla ve en şiddetli şekilde maruz kalmış bir mazlum olarak, ancak aynı zamanda kütüphaneci ile yaşadığı tırnak içerisinde yaşak ilişki sonrasında artık bir eylem kadını olarak, georgia silahı ateşleyendir, devrimin milis gücüdür, sahadaki eylemsel figürdür. greenway bence bu sahnede işçi yani üretici ve sanatçı haricinde hepiniz aynı büyük abdestin lacivertisiniz demiş gibi. başka türlü the thief’i his wife’ına vurdurup onun hemen öncesinde de her lover’ını albert’e yedirmesini pek izah edemedim. esas oğlan the cook kalıyor işte çocukla birlikte. başlamışken diğer sahnelere de girmek vardı ama geç oldu. son ek olarak aşkın tanımı, başlangıcı sonlanışı gerçekten çok acımasızdı be greenway. bir de ben kendime zalım derdim aşk konusunda herif resmen thursday’de başlattı tuesday olmadan bitirdi ya la.. hem de ne bitiriş. yaman realist ve pesimistmişsin yönetmen amca.

hesabın var mı? giriş yap