şükela:  tümü | bugün
  • tam ismi who paid the piper?: cia and the cultural cold war olan kitap. "parayi veren düdügü calar, cia ve kültürel soguk savas" olarak tercüme edebiliriz.
    frances stonor saunders isimli edebiyat elestirmeni ve tarihci bayan 2001 de yayinlamis bu önemli kitabi.
    neden önemli?
    cünkü soguk savas denilen emperyalist stratejinin en önemli ayaklarindan birisini ideolojik ve kültürel alanda verilen mücadele olusturmustur. cia avrupada dalga dalga yükselen antifasist ve sosyalizan güclere karsi gecmiste kullanilan sagci yazar ve entellektüeller yerine, anti-komünist, demokratik "solculara" yönelmis, bunlari desteklemis, dergiler ( almanca konusulan ülkeler icin der monat ( 1948 de kuruldu, 1966 yilinda 'zeit' gazetesi satin aldi), preuves (fransa), encounter (ingiltere), tempo presente (italya), forum (avusturya), literaturzeitschrift l76 (edebiyat dergisi l76, yayincilari günter grass, heinrich böllve carola stern (bu bayana dikkat, cia ajani, yayinci, böll ün hayat arkadasi) cikartmis, radyolar kurmus, kitaplarini yayinlatmis, filmleri finanse etmis (mesela orwell in hayvan ciftligi cizgi filmini) ve tüm bunlari "congress for cultural freedom" catisi altinda yürütmüstür.
    cia tarafindan kullanilan ve kendilerini seve seve kullandirtan, günümüzde demokratik ve özgürlükcü solcularimizca hala cok sevilen isimlerin bir kismi asagida. ibret olmasi niyetine:
    george orwell, arthur koestler, mary mccarthy, manes sperber, ignazio silone, w. h. auden, isaiah berlin, bertrand russell, heinrich böll, carola stern, raymond aron, ...
  • hiçbir sitede satışı olmayan, listelendiği sitelerde bile tükendi görünen kitap.
    nerede bulabiliriz, var mıdır bilen?
  • frances stonor saunders'ın kitabı who paid the piper cia and the cultural cold war'un (1999) kısa adı. önceki de ülker ince'nin çevirisi olan yeni baskısı imge kitabevi tarafından 2016 yılında basılmış olan önemli kitap.
    eski çevirinin başlığı: "parayı verdi düdüğü çaldı cia ve kültürel soğuk savaş"
    yeni adı: "parayı verdi düdüğü çaldı sanat ve edebiyat dünyasında cia parmağı"

    okurken başta biraz amerikanvari, amerikan okuyucusu/alıcısına yönelik şatafatlı sunum gibi gelen üslubu beni gerer gibi oldu. yalnız içerdiği bilgilerin flaş bilgiyi, skandalı aşan önemi karşısında sakin kalıp okumayı sürdürmek gerekiyor. paranın, ahtapotun, büyük aktör siyasi ve karanlık gücünün farkına varıp, iliklerinize kadar ürperiyorsunuz. farfield vakfı, ford vakfı, rockefeller vakfı, dünyanın avrupa başta pek çok yöresinde dağılmış yemlenen dergiler, kurumlar, sanat örgütlemeleri, festivaller, çıkartmalar, soyut/çağdaş sanat destekçiliği, gizli para muslukları, daha neler neler.

    kolay kolay bulunmaması ilginç bir durum. hala bile bazı istelerde satış dışı. tabiatıyla manidar.
    bazı alıntılar:

    * aslında kabul edilen yapı lasky tarafından hazırlanmış olanıydı: yirmi beş kişilik bir uluslararası kurul atandı, beş tane de fahri başkan. bunların çalışmalarını yönlendiren beş kişilik bir icra kurulu vardı -yetkili müdür, yayımlar müdürü, araştırma müdürü, paris bürosu müdürü, berlin bürosu müdürü- bunları da genel sekreterli denetleyecekti. lasky'nin çizelgesindeki yapı, kominform örgütününkine tıpatıp benziyordu. bir tarihçi "tıpkı komünist partisi'ninki gibi adları vardı," diye belirtiyordu. "cia bu kültür kuruluşlarını komünist partisi'nin gölge örgütleri şeklinde oluşturmuştu, özündeki gizlilik de bunun içindeydi. gerçekten de birbirlerine nazire yapar durumdaydılar." nicolas nabokov bir keresinde kongre'nin yönetim aygıtından söz ederken şaka yollu "bizim politbürolu çocuklar" demişti. (s.117)

    * ama o zamanlar russell* bir şahinse, 1950 ortalarında da nükleer silahsızlanma yanlısıydı (bir şair onun için "aristokrat kıçını/ londra'nın kaldırım taşlarının üzerine koydu/ kraliçeler ve komünistlerle yan yana." diye yazmıştı). (s. 121)

    * birbiriyle bağlantılı olmak çok önemliydi ve paul valery'nin şaka yollu söylediği, "avrupalıların en büyük isteği amerikalılardan oluşan bir kurul tarafından yönetilmektir," sözüne yeni bir anlam kazandırıyordu. (s. 165)

    * özgür avrupa komisyonu'nun, fon oluşturma işine bakan özgürlüğün haçlıları adlı bir kolu vardı, ronald reagan adlı genç bir aktör bunun sözcülüğünü ve reklam işlerini yürütüyordu. (s. 166)

    * daha sonraları yapılan bir şaka vardı, amerika'da bir hayır kurumunun ya da kültürel örgütün yazılı belgelerinde "özgür" ya da "'de özel" sözcükleri geçiyorsa bu bir cia paravan örgütüdür. (s. 170)

    * auden* ilk kitabı poems'in yayımlanışından kısa süre sonra üne kavuşmuştu, şiirlerinde iki savaş arası dönemin cinsel ve siyasal ruh halininin dumanı tütüyordu. (s. 209)

    * "bir ayinde buhur ve cüppe ya da bir ruh çağırma seansında karanlık ne kadar önemliyse isrihbaratta da gizlilik o kadar önemlidir ve bir amaca hizmet edip etmediğine bakılmaksızın korunmalıdır." malcolm muggeridge (s. 213)

    * başsavcıya elden teslim edilen, 23 şubat 1953 tarihli bir mektupta herbert brownell şöyle diyordu: "rosenberglerin hiç değilse bir tanesini konuşturmayı bir kez daha denemeye değer... rosenbergleri konuşturmak bir 'işkence sorunu' değil, bir psikiyatri sorunudur. o yüzden acaba dr. karl binger gibi işinin ehli yahudi bir psikiyatrist bulunamaz mı; önümüzdeki otuz gün içinde bu adam onların güvenini kazanmaya çalışır, onlar çözülme işaretleri verirlerse, bu çabalar sürdürülürken infaz işinin 30 ya da 60 gün ertelenmesi ayarlanabilir." (s. 222)

    * 1950'de komünist parti üyelerinin sayısı 31.000 kadardı, 1956'da bu sayı birkaç bine düştü, bunların da çoğu gizli fbi ajanlarıydı. william colby, "komünist partisi'ni, ajanlarının üyelik aidatlarıyla fbi'ın ayakta tuttuğu söylentisine her zaman inandım," diyordu. yazar howard fast'a göre, "birleşik amerika'nın komünist partisi aslında o günlerde adalet bakanlığı'nın bir şubesiydi." (s. 232)

    * intiharından kısa bir süre önce, şiddetli bir depresyon geçiren hemingway*, minnesota'da bir kliniğe* takma bir adla yattı. klinikteki bir psikiyatrist fbi ile temasa geçip hemingway'in bu şekilde kaydedilmesine bir itirazlarının olup olmadığını öğrendi. (s. 236)

    * cia ajanlarından biri, "asıl gizem, bu dergilerin nasıl çalıştığıydı," diyordu. "bütün bu aydınlar bir kokteyl partiye bile birlikte gitmezdi ama hepsi preuves, tempo presente, encounter'da toplanmıştı. işte bunu amerika'da başaramazdınız. harpers bunu yapamadı, the new york times yapamadı. isaiah berlin ile nancy mitford'u ve bütün ötekileri bir araya getiremediler. hatta londra'dan döndükten sonra irving kristol bile bunu başaramadı. bana kalırsa yanıt michael josselson'daydı." (s. 260)

    * daha sonra eleştirmenler, acaba diziselcilik özgürleştirme vaadini yerine getirdi mi yoksa müziğin modernist bir çıkmazın içine girmesine yol açıp ancak giderek uzmanlaşan bir dinleyici kitlesi üzerinde etkili olan, değişmez formüllerin baskısı altında, kısıtlı ve anlaşılmaz bir müzik olarak o çıkmazda kalmasına mı yol açtı, diye sorgulayacaktı. susan sontag, "acı acı böğürtülerine ve gümbürtülerine" diye yazıyordu, "saygılıydık - çirkin müziği sevmemiz gerektiğini biliyorduk; toch'u, krenek'i, hindemith'i, webern'i, schoenberg'i falan ciddi ciddi dinliyorduk (çılgınca bir açlığımız ve sağlam midelerimiz vardı)." (s. 268)

    * böylece sanatların en özgürü* saygın kabul edilenler listesine yerleştirilince özgürlüğünü yitirdi. gittikçe daha çok sayıda ressam, gittikçe daha büyük, gittikçe daha anlamsız resimler yapmaya başladı. işte soyut dışavurumculuğu* kitsch sınırına getiren şey, moma* tarafından, moma'nın da bir parçası olduğu daha geniş kapsamlı bir toplumsal sözleşme tarafından reçetesi belirlenen biçeme bütün ressamların uymaya çalışmasıydı. (s. 327)

    * amerikan resminin soğuk savaş'ta oynadığı rolün tuhaf özelliklerinden biri, bu savaşın bir parçası olması değildir yalnızca, apolitik olduğu bu kadar bilinçli bir şekilde ilan edilmiş bir hareketin bu kadar politikleşmesidir. (s. 327)

    * soyut dışavurumcuların "bir rastlantı sonucu soğuk savaş sırasında resim yaptıkları, soğuk savaş için yapmadıkları" iddiasını sürdürmek çok güç. kendilerinin söyledikleri sözler, bazı durumlardaysa siyasal bağışıklıklar, onların hiçbir ideolojiye bağlı olmadıkları iddialarını zayıflatıyor. ama soyut dışavurumcuların çalışmalarının, içinde yer aldıkları siyasal tarihe indirgenemeyeceği de doğru. caz gibi, soyut dışavurumculuk da, alet edildiği siyasal amaçtan bağımsız olarak var olan, hatta, evet, bu amaca yenilmemiş yaratıcı bir olguydu -ve şimdi de öyledir. (s.330)

    * ama orwell'in* kendisi bu tür soğuk savaş hilelerinden tamamıyla uzak biri değildi. ne de olsa kendisi de 1949'da enformasyon araştırma dairesi'ne, kuşkulanılan komünizm sempatizanlarının listesini vermişti, bu listede komünizm sempatizanı (orwell diliyle "y") olarak, paravanlık ettiklerinden ya da "sempatizan" olduklarından kuşkulanılan otuz beş kişinin adı vardı, (...) neredeyse herkesten kuşkulanan orwell, elinin altında yıllarca mavi bir not defteriyle dolaştı. 1949'da bu deftere kayıtlı adların sayısı 125'i bulmuştu, orwell defterdeki adlar üzerine koestler* ve richard rees ile bir çeşit oyun oynamayı çok severdi, (...)

    ama orwell'in "küçük listem" dediği şeyi orwell (kendisinin çok iyi bildiği gibi] dışişleri bakanlığı'nın gizli bir kolu olan ird'ye gönüllü olarak teslim ettiği zaman bu bir oyun olmaktan çıktı, işin rengi değişti. [s. 364-5]

    * derginin (cazip ücretler ödemesini bir kenara bırakırsak) en iyi yazarları kendine çeken yanı kültürel yanıydı, bunun için cia yine de spender'a* teşekkür etmeliydi. stuart hampshire, "stephen olmasaydı insanlar encounter'a yazı yazmazdı," diyordu. (s. 401)

    * pablo neruda 1964 nobel edebiyat ödülünü kazanamadı. ama kimin kazandığı açıklandığında kongre bürolarında neruda'nın kazanamamasını kutlamanın gereği kalmadı. ödülü jean-paul sartre almıştı. çok iyi bilindiği gibi o da ödülü reddetti. neruda'nın isveç akademisi tarafından onurlandırılmayı 1971 yılına kadar beklemesi gerekti, o tarihte şili'nin fransa büyükelçisiydi, (1973'te cia'nın her yere uzanan kolunun yardımıyla, antidemokratik bir biçimde devrilmiş ve öldürülmüş olan) dostu salvador allende'nin demokratik olarak seçilmiş hükümetini temsil ediyordu. (s. 425)

    * bir önceki yılın mayıs ayında spender*, josselson'a bir mektup yazmış, ona kongre kitaplığı'na danışman şair olarak atandığı haberini vermişti, yani amerika'da bir tür "poet laureate" (taçlı şair) seçilmek gibi bir şeydi bu (daha önce seçilenler arasında robert frost ve lowell* vardı ama bu onur ilk kez amerikalı olmayan birine veriliyordu). (s. 450)

    * işin şaşırtıcı yanı, cia'nın niyetlerinin korkunçluğuna karşın ramparts yaşadı ve anlatmak istediği hikayeyi anlatmaya devam etti. (s. 462)

    * *geriye dönüp cia'nın kültür politikasına müdahalesine bakınca şöyle diyordu: "gizli bir teşkilat olarak cia'da yola gelmez, geveze personel sayısının olağanüstü fazla olması dışında ben cia'yı, örneğin posta idaresinden daha fazla eleştirmek için bir neden göremiyorum." encounter için şu sonuca varıyordu: "zamanın okunmaya değer tek dergisinin cia tarafından finanse edilmesi ilginçtir ve ingilizlerin buna teşekkür etmesi gerekir." (s. 506)

    cia paravan örgütü kültürel özgürlük kongresi'nin yapısı ve dergileri için wikipedi'ye bkz..
    (bkz: w. h. auden/@ibisile)
    (bkz: encounter/@ibisile)
    (bkz: ramparts/@ibisile)