şükela:  tümü | bugün
  • bu mukemmel eser daha once 80'lerde yirmidorduncu yuzyilda cinayet ismiyle basilmisti.
  • polisiyeyle bilim kurguyu cok ba$arili bir $ekilde harmanlayan, kimilerince cyberpunk'in oncullerinden kabul edilen alfred bester romani. (bkz: yirmidorduncu yuzyilda cinayet)
  • alfred bester'a sadece iki romaniyla bu kadar saygi duyulmasini $imdi daha iyi anliyorum.

    yikim kavrami ba$li ba$ina guzel, hikayenin akiciligi ba$dondurucu. daha sonra okudugu romanlarda ayni performansi bulamayinca morali bozuluyor insanin.
  • en imkansız şartlar altında işlenebilecek en kusursuz bir cinayet ve asla yıkılamıycakmış gibi görünen bi adamın acı acı yıkılışını konu alan muhteşem a.bester romanı
  • düşünce okuyabilen ve düşünceleriyle konuşabilen ve özellikle bunu suç işleme eğilimindekileri önceden saptamak için kullanan toplum üyeleriyle (bkz: esper) azınlık raporu'nun (bkz: minority report) senaryosuna da ilham kaynağı olmuş okunulası alfred bester romanıdır.. daha doğru bir ifadeyle miniority report'un philip k. dick (bkz: pkd) tarafından 1956 yılında yayınlanmış olduğunu göz önünde bulundurursak 1953 yılında yayınlanmış olan the demolished man'in yani yıkıma giden adam'ın dick'in kısa öyküsünün ilham kaynağı olduğunu söylemek gerekir.. yamuluyorsam biri düzeltiversin lütfen..
  • düşünce suçu olmayan ama düşünce polisleri olan bir evrende geçen ve polisiye ile bilim kurguyu mükemmel harmanlayan kitap. türkiye'de üç farklı isimle yayınlanmış: yıkıma giden adam, yirmi dördüncü yüzyılda cinayet ve anarşist.

    esper denilen üstadlar herkesin zihnini okuyabiliyorlar, üstelik istedikleri anda kendi zihinlerini de dışarıya kapatabiliyorlar. bunlara esper deniyor ve toplumsal hiyerarşinin üst basamaklarındalar. böyle bir dünyada tabi çok uzun süredir suç işlenmemiş, herkes sistemin ondan beklediğini yerine getiriyor, bunun dışında bir seçenek sunulmuyor. ama 1984'den farklı olarak burada güçlü ve yaygın bir devlet ağı yerine özgür toplum yanılsaması da var. halbuki kapitalizm öyle bir noktaya varmış ki, bu dünyanın insanları kendilerini hür müteşebbis falan zannetse de aslında en tepede olduğu düşünülen çok zenginlerin bile fazla hareket alanı yok. böyle bir dünyada hala nasıl olduysa hırsa sahip olan biri cinayet işlemeye karar veriyor ve hikaye başlıyor. bir yandan canlı bir distopya tarifi, bir yandan da katille beraber hareket etmenizi ve bu işin nereye varacağını deli gibi merak etmenizi sağlayan dinamik anlatım. böyle bir toplumda yakalanmadan cinayet işlemeyi bırakın, cinayet planı bile bir düşünce polisinin zihnine denk gelmeden nasıl yapılır?

    --- spoiler ---

    katilin bir noktada yakalanacağını tahmin ediyor insan. ama ondan sonra katili korkunç bir ceza beklediğini düşünürken, yazar bizi ters köşeye yatırıyor. katil aslında sistemi en olmadık yerinden vurmuş, ve suçun ne olduğunun bilinmediği bir dünyada cinayet işlemiş. ama onu cezalandırmak yerine, cesareti ve zekası nedeniyle onun hafızasını siliyorlar ve bebekliğine döndürüyorlar. tabi, tekrar yetişkin olması için yıllar gerekmeyecek, bir kaç haftada zihni bir yetişkin haline dönecek, ve tekrar sistemin işe yarar bir neferi olarak yoluna devam edecek. ya da umulan bu. sonuçta, karakteri insanın kaderidir diye düşünürsek, tekrar suç işleme olasılığı da mevcut. ama burada asıl etkileyici olan, sistemin işine yarayacak en ufak şeyden bile vazgeçmek yerine onu kendisine eklemleme çabası.

    --- spoiler ---
  • muhteşem bir alfred bester eseri. kitabı okurken en çok hoşuma giden durum: kitapta geçen akıl okuma gibi olağanüstü edimlerin sosyal sonuçları da ele alınır: akıl okuyanların sınıflandırılması, onların kendi aralarındaki sosyal ilişkileri, çalışma şartları, sendikaları vs. gibi.

    bester kitap boyunca akıl okumanın üstüne yüklenmiyor tabi; onu, romanın asıl çatısını sürükleyen, ilginçleştiren bir araç olarak kullanıyor. asıl tema intikam. bir süre sonra akıl okuma özelliğini kanıksayıp intikamın nasıl zekice alındığı üzerine yoğunlaşıyorsunuz.

    kitabın psikoanalitik bir derinliği de var: başkarakterin sanrılarıyla başa çıkma ve asıl ereğine ulaşma çabası arasındaki mücadelesi karakterin içini dolduruyor.

    bester, türkçedeki iki muhteşem eserinde de(kaplan kaplan ve yıkıma giden adam) benzer bir izleği takip ediyor aslında:
    - toplumdaki üstün özellikli insanların yarattığı sosyal etkiler fonunda bir intikam ve cinayet öyküsü.
    - ana karakterin yoğun hırsı, buna bağlı isyanı ve topluma karşı çıkışı.
    - ana karakterin kendine dair sırları farkedişiyle birlikte gelişimi.

    övüt:
    yıkıma giden adam mutlaka okunmalı, gerçek bilimkurgu nedir görülmeli.
    kaplan kaplan hatmedilmeli, bester ne yazdıysa sömürülmeli.
  • bu eseri sevip sevmemeniz the stars my destination once mi sonra mi okudugunuza gore degisebilir. ayni yazardan pespese kitap okumayi seviyorsaniz ve zevkin dozunu yavas yavas artirmak istiyorsaniz once the demolished man'i sonra the stars my destination'i okuyun derim ben, cunku the stars my destination cok daha basarilidir benim gozumde. diger siralamayla okursaniz the demolished man silik kalabiliz, zevki kacabilir, benim basima geldigi gibi.
  • bilimkurgunun altın çağından, okunması kolay ancak bitirdiğin anda ulan nasıl bir kitap okudum ben öyle bundan sonrası yalan dedirtecek güzel kitap.