şükela:  tümü | bugün
  • önümüzdeki aylarda izleyeceğimiz bir diğer mağarada geçen korku filmi.
    (bkz: the cave)
    yönetmen neil marshall. film, dağdaki bir mağarada yaratıklarca kapana kıstırılmış 6 kadının öyküsünü anlatıyor. işte fragmanı.......
    http://film.virgin.net/…gtitle=movietrailersarchive

    edit: film bu hafta sonu abd de gösterime girdi ve eleştirmenlerden tam not aldı.
  • neill marshall'ın yazıp yönettiği 2005 yapımı bir korku filmidir.

    tamamı bayanlardan oluşan bir mağara ekibi girdikleri mağarada mahsur kalır, fakat orada onlardan başka ilginç bir tür yırtıcı yaratık türü olduğunu farkederler, olaylar gelişir...

    konusu klişe olsa da işlenişi kendi türü içerisinde nispeten başarılı bir filmdir.

    detaylı bilgi için:
    http://us.imdb.com/title/tt0435625/
  • mağaradaki yaratıklar hakkındaki yorumum şu:bence bunlar karanlık çağda insanoğlu mağaralarda yaşarken, mağarada kalıp evrimini mağara canlısı olarak tamamlamış insanımsı canlılar. orada kalmışlar fazla da çoğalmamışlar nedense.
    ışık ve ateş olmaksızın insanoğlu kör ve çaresiz.
    filmin son sahnelerinde ise insan denen canlının aslında medeni bir varlık olmadığı, bilakis içindeki hayvanı hala koruduğu ve şartlar oluştuğunda ise bunu serbest bıraktığı görülüyor. ben çok sevdim. tavsiye ederim.
  • inanılmaz bir film. orta sonda izlediğim alien dan tam 10 yıl sonra ilk defa şahsıma benzeri duygular ile beraber klostrofobi yaşatmış, ziyadesi ile memnun etmiştir. elbette ki korku filmlerindeki klişeler var ancak bu mükemmel kurgunun, gözü bir an olsun filmden çekememenin ve mükemmel sonunun yanında sırıtmıyor bile. son yıllarda çıkan balon korku filmlerinden sonra budur dedirtmiştir. 9/10

    --- spoiler ---

    yanlız o yaratıkların sesi ne öyle ya the grudge daki hırıltıları kullanmışlar.
    --- spoiler ---
  • neil marshall'ın bak şimdi merdiven bu, ışık bu dediği'yorumlu anların kuytusunda-sanki eksi bir dünya'da yaşıyoruz hissi veren fimi. zaman, zaman geniş anlamda gözleri kurcalayan bir slayt gösterisi gibi. aileniz depremde ölmüşte bunu gazeteden öğreniyorsunuz sanki. atmosfer, referanslar, ses'derken-sanki son karede müthiş bir fırsatın kaçırıldığınıda hissetmedim değil. herşeye rağmen dog soldiers'tan kat, kat iyi bir film. üstelik total film için yazdığı günlüklerde çokça üzerinde durduğu: virüs, mutasyon, hızlı zombiler gibi-28 days later'da güçlü bir şekilde işlenen bir konudan bir nebze uzaklaşıp; post modern bir deliverence ikonografisi ile alien'ı süzmesi; gerçek anlamda yaratıcı bir çabanın, yaratıcı olmak için kafa patlatılan anlarda ortaya çıkmadığını bizlere kanıtlıyor sanki. son tahlilde don't look now'la birlikte ingiltere'den çıkan en sofistike gerilim filmlerinde biri bence.
  • son zamanlarda izlediğim - uzakdoğu korku filmlerini ayrı bir kategoriye koyarsak - en iyi korku-gerilim filmlerinden. yer yer özellikle filmin sonuna doğru gore a bile kaymış. korkunun her öğesini barındırıyor. yönetmen öyle güzel bir iş yapmış ki. öncelikle hiç acele etmemiş. ilk 50 dakika, yer yer macera şeklinde gitmiş ve klostrofobik mekanların verdiği daralma ve karanlık ile izleyiciyi düşük dozda germiş. 50. dakikadan sonra ilk temas ile film birden değişiyor. 50 dakika beklediğime değecek kadar gözlerimi kırpmadan izledim.
    ve bir kan banyosu sahnesi vardı ki oyuncunun da sissy spacek e benzemesi beni carrie filmine götürdü.
    aslında film hakkında çok yazmak istiyorum ama muhakkak bir yerde spoiler a geçip yazayı okuyacak arkadaşların filmde görecekleri karşısında zevkini kaçırmamak için hiç girmiyorum.
    bu filmi görmelisiniz.
  • izleyicinin klostrofobik durtuleriyle oyuncak gibi oynayip 1 saniye bile rahat vermeyen, goreun tam dozajinda oldugu, amerikan kliselerinden mumkun oldugunca uzak durmaya calisan, gavurlarin jump moment dedikleri sahneleri cok guzel ve yerli yerinde kullanan, basarili bir pure horror movie*.. pure horror movie dedim cunku uzakdogunun etkisiyle, gercek korku filmi bilesenlerini birakip bir takim senaryosal oyunlarla seyiriciyi ters koseye yatirmaya calisan korku(?) filmleri bu aralar pek bi moda.. ve benim gibi bu tip filmleri komik bulan birisi icin the descent adeta ilac bir eser.. ayrica gene hollywood filmlerinde cok sik rastladigimiz basi dertte olan karakterlerin abartili oyunculuklarina ders verir nitelikte sade bir oyunculugu sarah rolundeki shauna macdonald'dan gormek mumkun..

    --- spoiler ---
    beni tek rahatsiz eden sarah, juno, paul uclusu arasindaki olayin fazla yuzeysel kalmasi oldu.. sonucta bir insanin bacagina balta saplayip onu magarada kaderine terk etmek icin biraz daha fazla nedeniniz olmali diye dusunuyorum.. ama hakkini da yemeyim filmin en mukemmel sahnesi de oydu.. bu bir hollywood filmi olsaydi sarah ve juno magaradan birbirlerine sarilip aglayarak cikarlardi..

    ayrica crawlerlari ilk gordugumde "aha gollum lan" demekten kendimi alamadim.. sictim atmosfere..

    filmin sonu da bir ikinci film olasiligini dusunduttu bana.. hayirlisi..
    --- spoiler ---
  • senelerdir film izlerken korkmayan insanları yerlerinden zıplatan bir film olmaya adaydır.

    --- spoiler ---
    filmin en korkutucu, havaya zıplattığı sahne, sarah'ın kamp evinde pencereden dışarı bakarken başına saplanan mızrakımsı cisimlerdir. yönetmen amcamız, izleyiciyi, "nasıl olsa burada bişi olmaz" modunda yakalıyor ve affetmiyor.. tebrik etmek gerekir..
    --- spoiler ---
  • korkutma görevini kusursuz şekilde yerine getiren, ama konu bazında çok zayıf kalmış bir film.

    --- spoiler ---

    bir kere filmde konu diye bişey yok, karakterlerin hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorsunuz. mağara sahneleri dışındaki herşey otuz saniyede anlatılıp bitirilebilecek kadar kısa, manasız. zaten o otuz saniyelik kısmın mağara sahnelerine de öyle aman aman bir katkısı yok. filmde elle tutulabilecek şeyler, kapalı alan korkusunun ne olduğunun beynimize kazınmasının yanında o iğrenç yaratıkların bildiğimiz korku efektleriyle süslenerek karşımıza çıkması.

    yaratıklar da başka bir mantıksızlığı getiriyor. mağarada yaşayıp, beslenmek için gün ışığına çıkıyorlar. yani günlerinin belli bir kısmı dışarıda geçiyor, ama adaptasyon geçirip görme duyularını kaybediyorlar. böyle bir adaptasyon olamaz, doğaya aykırı. bu yaratıkların kör şekilde nasıl hayvan yakalayabildikleri de muamma, daha bir kızla baş edemiyorlar. ayrıca ses çıkarmayan bir canlının canlı olduğunu, dokunmalarına rağmen anlayamıyorlar. insan vücut ısısından anlar yahu, binlerce sene kör kör nasıl avlandınız siz?

    edit: filmdeki en korkutucu sahne, pencereden dışarı bakarken başa saplanan mızraktı bence de.

    --- spoiler ---
  • içinde çeşitli mantık hataları barındıran bir filmdir.. ama izlememize, gerilmemize, hatta bazı sahnelerine hayran olmamıza engel olmamış.. son zamanlarda keyifle izlediğim tek gerilim filmidir belki..