şükela:  tümü | bugün
  • charles darwin tarafından 1871 yılında yayınlanmış evrim teorisinin temellerinin atıldığı kitaptır. orijinal adı "the descent of man and selection in relation to sex"dir. bu kitap yayınlandıktan bir yıl sonra da türlerin kökeni* darwin tarafından nihai revizyonu yapılarak yayınlamıştır.
  • charles darwinin the origin of speciesın devamı olarak ortaya çıkardığı çalışma.
    (bkz: evrim teorisi)
  • "man may be excused for feeling some pride at having risen, though not through his own exertions, to the very summit of the organic scale; and the fact of his having thus risen, instead of having been aboriginally placed there, may give him hope for a still higher destiny in the distant future.

    but we’re not here concerned with hopes or fears, only with the truth, as far as our reason permits us to discover it, and i’ve given the evidence to the best of my ability.

    we must however acknowledge as it seems to me, man with all his noble qualities, with sympathy which feels for the most debased, with benevolence which extends not only to other men but to the humblest living creature, with his godlike intellect which has penetrated into the movements and constitution of solar system, with all these exalted powers, man still bears in his bodily frame, the indelible stamp of his lowly origin."

    charles darwin, ‘the descent of man’, 1871.
  • darwin evrim teorisini gelistirirken asıl amacı insanin ve bu kadar cok turun nereden geldigini acıklıga kavusturmak olmustur. bu suretle "the descent of man", "the origin of species"tan sonra gelen,onu tamamlayan bir kitaptir. hikayenin, serinin sonudur. origin of speciesla ilk hücrenin oluşumundan başlanır(giriş); çeşitli canlılar evrilir, cogalır, bolunur, ucar, yuzer(gelisme); ve en sonunda insanoglu evrilir(sonuc).

    ek 1: elbette her ne kadar descent of man hikayenin sonu olsada daha sonra aralara yeni olgulara gore bircok ekleme cikarma yapılmıstır. aslinda hikaye bugün bile tam aydınlıga kavusturulamamistir.

    ek 2: bahsi gecen kitabın 2 tane baskısı vardir. ilk baskıdan sonra muhafazakar kesimlerden cok tepki alan darwin, dort yil sonra kitabin daha ılımlı, soft versiyonunu piyasaya surmustur. eger okunacaksa ilk baskısı siddetle tavsiye edilir.
  • (bkz: sabazius)
  • ilk okuduğum charles darwin eseri olan insanın türeyişi ile ilgili bir kaç satır karalamak istiyorum.

    --- spoiler ---

    kitaptan ilgimi çeken bazı bölümlerden alıntılar kullanacağım. spoiler uyarısını şimdiden yapmak istiyorum.

    --- spoiler ---

    öncelikle benim okuduğum kitap onur yayınlarının dokuzuncu baskısıydı. sanırım ilk kez onur yayınlarından bir kitap okudum, bir daha da okumayı düşünmüyorum. zaten dili ağır olan bir kitabın okunmasını, yaptıkları basım hatalarıyla ve diğer faktörlerle (çoğu biçimle alakalı ögeler olmak üzere) iyice zorlaştırdılar. bu yüzden bu yayın evinin baskısını tavsiye etmiyorum.

    daha sonra ilk kez evrim ile ilgili, ya da bilimin bu alanıyla (biyoloji, genetik, sınıflandırma... gibi) ilgili bu şekilde bir kitap okuyan biri olarak baya zorlandığımı ve sıkıldığımı itiraf etmek zorundayım. gerek sürekli verilen referanslar ve notlar, gerekse bazı bölümlerdeki teknik açıklamalar ağırlıkla romana aşina olan okuyucu kitleleri için sürükleyiciliği zorlaştırıcı unsurlar oldu. ama darwin'in görüşleri hakkındaki merakımı büyük nebze dindiren bir kitap olarak faydası daha ağır bastı diyebilirim. ayrıca bazı bölümleri hayli ilginç ve düşündürmeye yönelik kısacası kafa açıcıydı diyebilirim ki o bölümlerden birazdan bahsedeceğim.

    kitapta altı bölüm bulunmakta. özellikle "insanlar ile alt hayvanların zihinsel yeteneklerinin karşılaştırılması" bölümü benim en çok ilgimi çeken bölüm oldu. bu bölümü de darwin güzel bir hamleyle ikiye ayırmış. ilk bölümde dil, soyutlama, tanrı inancı gibi konulardan bahsederken ikinci kısımda ise insanın toplumsal yaşama yatkınlığını sorgulama çabasında bulunuyor.

    darwin'in teorileri günümüzde ne durumda tam olarak bilmiyorum ama baya bir geliştirildiğinden eminiz özellikle dna'nın bulunmasından ve bu konuda bilgi sahibi olunmasından sonra bu son derece olası gözüküyor. zaten darwin de bu kitabında gayet mütevazi ve akıllı bir adam olduğunun sinyallerini bana verdi. mesela şu sözüyle:

    "ama olabilir ki ya da hatta kesindir ki, gelecekte benim yargılarımdan birçoğu yanlış bulunacaktır."

    bağnaz olmayan, olması gerektiği gibi bir bilim insanı anlayışı. darwin'in çalışmaları, anlattığı kullandığı yöntemler, istatistiği kullanma ve yorumlama becerisi, bunların hepsi "bilim nasıl yapılır" sorusunun cevabı diyebilirim.

    kitapta yer yer felsefi içerikli sözlere de rastlanıyor. darwin'in filozofların çalışmalarına son derece önem verdiği, kant'ı ve nicelerini okuduğunu (özellikle ahlak sorgulamaları için), bunları evrim gibi çok farklı bir disiplinde tam da gereken yerlerde kullanması ve referans göstermesiyle kanımca kanıtlanmıştır. mesela şu sözüyle:

    "bilgisizliğin verdiği güveni bilgi hiçbir zaman verememiştir."

    kendi zamanında başlayan evrim itirazlarını çok güzel bir şekilde özetlemiş ki bu sözü zaten alıp çoğaltıp günümüzde çoğu yerde kullanabiliriz.

    insanda koku duyusuyla ilgili bir cümle de son derece hoşuma gitti ki bu cümleye göre "insanda koku duyusunun unutulmuş olayların ve yerlerin düşünlerini ve imgelerini derinden bize anımsatmaya pek elverişli olduğundan" bahsediliyor. yani koku duyumuzun, muhtemelen eskiden bizim için daha önemli olduğundan bahsetmeye çalışıyor. gerçekten de koku ile hatırladığımız anılar, insanlar, anlar bizde kuvvetli etki bırakmaz mı?

    darwin özellikle, dillerin gelişimi ile türlerin gelişimini birbirine paralel görüyor. dil ailelerinin incelenmesinde her dil farklı bir tür gibi. bununla ilgili üç dört kere iki disiplini birbiriyle karşılaştırarak açıklama yapmaya çalıştı. dil ailesinin dışında dilin, yani konuşmanın gelişmiş hali olan dilin, insanın ilerlemesinin çok önemli bir faktörü (belki de en önemlisi) olduğunu da birden fazla kez vurguluyor. mesela şu sözle:

    "insan zihinsel yetenekleri sayesinde eklemli bir dil geliştirdii ve onun şaşılası ilerleyişinin özü aslında bu konuşma yetisine bağlıydı."

    dilin öğrenilen bilgileri yeni nesillere hızlı ve tam aktarmadaki payı dolasıyla bunu söylediğini düşünüyorum.

    "varoluş savaşında bazı yeğlenmiş gözde sözcüklerin yaşaması ya da korunması doğal seçmedir."

    yine dil ve evrim arasındaki benzerliğe dikkat çeken bir söz. yeni sözcüklerin (selfie, emoji gibi) çıkmasında bir etken yenilik ve moda. evet bu kelimeler bir hayatta kalma mücadelesi değil ama yeni organların ortaya çıkması gibi düşünebiliriz.

    darwin, evrim teorisini şekillendirmesindeki amacı ise şöyle açıklıyor:

    "ben iki ayrı amaç gütmekteydim: birincisi türlerin ayrı ayrı kendi başlarına yaratılmış olmadıklarını göstermek, ikincisi ise, her ne kadar alışkanlığın kalıtsal etkileri ve biraz da çevre koşullarının doğrudan etkisi doğal seçmeye büyük ölçüde yardımcı olsa da, doğal seçmenin değişmenin başlıca etmeni olduğunu göstermek."

    güzel felsefi bir laf daha:

    "hafifçe budala olan kişiler her konuda bellenmiş ve alışkanlık haline gelmiş olarak hareket etme eğilimi gösteriyorlar ve bu doğrultuda yüreklendirildiklerinde mutlu oluyorlar."

    tabi burada bahsedilen budala, hastalık olan budala. ama kelimeyi biraz daha yumuşatıp günümüz insanıyla birlikte de düşünebiliriz.

    dilin çıkışı ile ilgili:

    "dilin, çeşitli doğal seslerin, öteki hayvaların çıkardıkları seslerin ve insanın işaret ve jestlerinin de eşlik ettikleri kendi içgüdüsel bağırışlarının taklit edilmesinden ve bazı değişikliklere uğratılmasından kökenini aldığından kuşku duymuyurum."

    bu taklit etme konusunda darwin insanın taklit etmeye düşkünlüğündem bahsederken aklıma bazen karşımızdaki kişinin konuşmalarını taklit etmemizden aldığımız zevk geldi ve darwin'e hak verdim.

    bakın şu söz de çok ilginç. güzellik hissinin nasıl geliştiğiyle alakalı. eğer doğruysa güzel anlayışı duyularımıza dayanıyor, buna sanattaki güzellik anlayışını bile ekleyebiliriz.

    "başlangıçta duyuların hoşlanmadığı bir şey sonunda hoş olmaktan çıkar, alışkanlıklar kalıtsaldır."

    "yüksek beğeniler kültürle kazanılır ve karmaşık bileşimlere bağlıdırlar, barbarlar ve eğitimden yoksun kişiler bunların değerini bilemez."

    darwin bu sözü çok daha farklı kişileri kastederek söylemiştir muhtemelen ama ben hayatımdaki çoğu kişi ve durum için bunu kullanabilirim sanırım. bu yüzden not ettiğim bir cümle oldu.

    tanrıya inanma:

    "bir yada bir çok tanrı konusunda hiçbir fikirleri olmayan ve böyle bir fikri ifade etmek için dillerinde de sözcükler bulunmayan birçok ırkın yaşamış ve hala yaşamakta olduğuna bol bol tanıklık etmekteyiz."

    burada da tanrıya inanmayan, yani tanrı fikri olmayan toplulukların varlığından bahsediyor.

    tanrının çıkışına dair:

    "insan doğal olarak, çevresinde olup bitenleri anlamak için güçlü bir istek duyar ve kendi öz varlığı üzerinde belirsiz kuramsal düşünceler yürütmeye başlar."

    ruhlar kavramını ilk doğuranın düşler olmasından şüpheleniyoruz.

    bu örnek çok enteresan. tanrının ne olduğuna dair:

    bir gün darwin'in köpeği rüzgarlı bir günde yatıyormuş ve darwin onu inceliyormuş. rüzgar yüzünden güneşlik yani perde kıpırdayınca köpek öfkeyle hırlıyor ve havlıyormuş. köpek, kendi kendine hemen ve bilinçsiz olarak, hiçbir görünür nedeni olmayan bir hareketin herhangi bir yabancı canlı etkenin varlığının belirtisi olduğunu ve hiçbir yabancının kendi alanı üzerinde bulunmaya hakkı bulunmadığını düşünmüş olmalıydı diyor darwin.

    köpeklerin insanları tanrı olarak algılayabileceğinden bahsettiği başka bir bölümde ise akıllara beyaz diş ve jack london geliyor doğal olarak.

    boşinanlar üzerinde arada sırada düşünmenin iyi olduğunu söylüyor darwin. çünkü diyor, bunlar aklımızın gösterdiği ilerlemelere, bilime ve birikmiş bilgilerimize ne kadar sonsuz bir gönül borcu ile yükümlü olduğumuzu bize göstermektedirler.

    çok ağır bir laf geliyor:

    "bizim daha yüksek yetilerimizin bu zavallı ve dolaylı sonuçları, alt hayvanların içgüdülerinin zaman zaman ve rastgele yanılmalarıyla karşılaştırılabilir."

    burada bahsedilen hata evet tahmin ettiğiniz gibi tanrı inancı hatası.

    toplumsal duyuların temeli ana-baba ve yavru sevgisi.

    "sempatinin temelinde yatan geçmişteki haz ve acı duyumlarının anısını saklamaya olan bizim güçlü eğilimimizdir. örneğin "açlık çeken, üşüyen, yorgun bir adam görmek, bizde, benzer durumların, düşüncede de olsa acılı anılarını yeniden canlandırır." ve biz, böylece birlikte bizim kendi acılı duygularımız da yatışsın diye başkasının acılarını dindirmeye itiliriz. aynı biçimde başkalarının sevinçlerine katılmaya da yöneltiliriz."

    gerçekten mükemmel. yani diyelim ki bir kızın arkadaşı sevgili buldu ve bizim kız bu haberi ilk duyduğunda çığlık atıyor sevinmek için. ne kadar ilginç bir durum değil mi, bu durumun neden olduğunu yani bu kızın başkasının sevincine nasıl sevinebildiğini anlamak için düşünenler darwin'e hak verirler diye düşünüyorum.

    gülme fikirlerimi de yazayım.

    "çünkü bizlerin başkalarına karşı duygudaşça iyilik gösterisinde bulunmamıza yol açan, karşılığında iyilik görme umudumuzdu, ve alışkanlık sempatiyi daha da güçlendirir."

    psikanalizle paralel düşünceler bunlar.

    bir içgüdü ile alışkanlık edinilmiş bir eğilim arasında çatışma, ikircikli duygulardan da bahsedilmiş. mesela köpek örneği veya bizim seks örneğimiz.

    "davranışa geçmeden önce korkusunu yenmek ya da duygudaşlık eksikliğinin üstesinden gelmek zorunda olan bir kimse bir anlamda, doğuştan gelme eğilimi, çaba harcamasına gerek kalmadan kendisini iyi bir davranışa sürükleyen birinden daha çok takdire değer."

    bu da geçen sözlükte okuduğum normal olmak için anormal çaba sarf edenler lafını hatırlattı bana.

    çok güzel bir ar, yani namus tanımına da rastladım kitapta, bilmiyorum belki sözlük tanımı da böyledir.

    ar: utanmazlıktan tiksinme

    "genelin mutluluğu yerine topluluğun genel iyiliğini ya da esenliğini ahlak ölçütü olarak almak daha doğru olur."

    belki insanlar milliyetçi olmasa daha mutlu olabilecekler, daha yüce hazlara yönelebilecekler ama topluluğun devamı için milli birlik oluşturmak şart. burada aklıma gelen bu oldu. günümüzün kabileleri olan devletler için.

    sözlükte hastaneler doğal seleksiyonu engelliyor tarzı bir başlık vardı ki ben de katılıyorum zaten. bu konuda söylenenlere de bakalım.

    "yabanıl insanlarda bedence ya da zekaca zayıf olanlar elenir; sağ kalanların sağlık durumu genellikle çok sağlamdır. biz uygarlaşmış insanlar tersine, bu elenme sürecini frenlemek için elimizden gelen her şeyi yaparız; zekaca zayıflar sakatlar ve hastalar için bakım evleri kurarız, yoksullar üzerine yasalar düzenleriz; ve hekimlerimiz bunların her birinin yaşamını son dakikasına kadar korumak için bütün hünerlerini gösterirler. böylece, uygarlaşmış toplumların zayıf üyeleri kendi zayıf türlerini çoğaltmaktadırlar."

    bu da böyle bir ironi. sonuçta yukarıda bahsettiğim ve alıntı yaptığım konuların her biri çok ciddi konular ve üzerinde düşününce varoluşu yorumlamaya yönelik çok ciddi ipuçları verdiğine inanıyorum. özellikle insanda güzellik anlayışının nasıl oluştuğuna ve gülmenin kaynağına dair ayrı birer yazıyla düşüncelerimi açıklayarak bu yazıyı devam ettireceğim. şimdilik r.e.m.' in man on the moon şarkısında dediği gibi;

    mister charles darwin had the gall to ask yeah!