şükela:  tümü | bugün
  • kevin lomax: what about love?
    john milton: overrated. biochemically no different than eating large quantities of chocolate.
  • "amerika da olmak, avukatlık yapmak vardı anasını satayım.. işin yoksa beyoğlu adliyesine git, senet peşinde koş.. of anam offf" dedirten film
  • --- spoiler ---

    eddie barzum ; boşanma davalarında, kokaini bırakırken ve resepsiyonisti
    hamile bıraktığında yanındaydım. tanrının evlatları değimli, tanrının özel
    yaratıkları. onu uyramıştım kevin, onu attığı her adımda uyramıştım. onun
    rüzgarda bir sağa bir sola salınışını izledim. kurmalı bir oyuncak gibiydi,
    120 kiloluk kendi kendine hareket eden bir araç gibiydi. bir sonraki binyıl
    köşeden görünmek üzere kevin . eddie barzum , ona iyi bak , çünkü o gelecek
    binyıl insanının en iyi örneği olacak. bu insanlar geldikleri yerlerde bir
    sır değildirler, ve sen insan iştahını öyle bir noktaya kadar
    keskinleştirirsinki sadece isteyerek maddeyi atomlarına ayırabilir. katedral
    büyüklüğünde egolar geliştirirsin, dünyayı fiber-optik olarak her ego
    adımını algılayacak şekilde birbirine bağlarsın. en sıkıcı ve sıradan
    düşleri bile dolar yeşili altın fantezilerle bezersin, taki her insan
    arzularının peşinde bir imparator olana dek. kendi tanrısı olana dek, peki
    ondan sonra nereye gidersin ? bir anlaşmadan diğerine koşup dururken bu
    dünyayı kimse önemsemez.hava yoğunlaşır, sular kirlenir arıların balı bile
    metalik bir radyoaktivite tadı alır ve bu her gün ve her an devam eder.
    hazırlanmayı düşünme şansın bile yoktur. geleceği satın alır, geleceği
    satarsın, taki gelecek kalmayana kadar. yoldan çıkmış bir trendeyiz evladım,
    geleceğe doğru koşan sayıları milyonlara varan eddie barzum' lar var ve her
    biri tanrının eski gezegenini biraz daha fazla becermek için hazırlanır.
    siber uzayda hesaplarını biraz daha doldurabilmek için temiz sibernitik
    klavyelerinin başına otururken kendilerini de her türlü pislikten
    arındırmayı unutmazlar. sonunda gerçek kaçınılmaz olur, yaptıklarının
    hesabını vermen gerek eddie, özgürlüğü satın almak için biraz geç kaldın,
    miden fazla dolu, penisin artık aşınmış, gözlerin kan çanağına dönmüş ve
    birinin sana yardım etmesi için bağırıyorsun. ama tahmin et ne oldu eddie ?
    hiç kimse yok, artık yapayalnızsın eddie , seni tanrının özel küçük
    yaratığı! belki bu doğrudur, belki tanrı arada sırada zarlarını
    kullanmıştır. beklide bizi yalnız bıraktı.

    john milton

    şüphe yok ki , kibir benim en sevdiğim günahtır. bak sana ne diyeceğim;
    tanrı hakkında içeriden biri olarak bilgi verebilirim. tanrı izlemeyi sever,
    oyun oynamayı sever. bunu bir düşün, insanoğluna verdiği içgüdüleridir. işte
    sana verdiği bu sıra dışı hediyedir, peki ya sonra ne yapar ha ! yemin
    ediyorum kendi eğlencesi için ve kendi özel kozmik çekim hataları için
    kuralları iki taraflı olarak koyar, bu belki de en büyük hiledir. bak ama
    sakın dokunma, dokun ama tadına bakma, tadına bak ama yutma. sen bir o
    bacağına bir bu bacağına zıplarken , o ne yapıyor olur ? orda durur ve lanet
    olası göbeği çatlayana kadar güler.tam bir vurdumduymaz, tam bir sadisttir,o
    senin hiç görmediğin ev sahibindir, onamı tapıcam , asla !!!

    ben her şeyin başladığı o günden beri insanlığı ilgilendiren her şeye
    burnumu sokuyorum, insanoğlunun hissettiği her heyecan ve her tat için ben
    ilham kaynağı oldum, isteklerini her zaman önemsedim ve onları asla
    yargılamadım ben. neden ? çünkü bütün eksik yönlerine rağmen insanoğlunu
    asla reddetmedim,şimdi cevap ver kevin, aklı başında olan kim 21.yüzyılın
    tamamen benim olduğunu reddedebilir ? bunların hepsi benim , yükseliyorum
    kevin , bu artık benim zamanım.

    john milton

    --- spoiler ---
  • filmin sonlarında şeytanın "tanrı insanların duygularıyla hareket etmesini yasaklarken, ben duyguların kapısını sonuna dek açarım" repliğiyle kafamda mantar gibi soru işaretleri oluşmasına yol açmış film.
  • müthiş rahatsız edici bir film. çok seviyorum böyle ağız tadıyla izleyemediğin şeyleri. verikuğl. çok sevdiğim bir film de olsa, hak ettiğinin altında kalmış bir filmdir. sebebi de alemin kralı keanu reeves'ten başkası değil.

    keanu reeves, inanılmaz filmlerde oynadı. hiç tanımadığım halde gerçekten iyi bir insan olduğunu düşünüyorum. evet, yakışıklı. evet, yaşlanmıyor da. hayatında çok büyük zorluklar yaşamış, en yakın arkadaşını, çocuğunu, eşini kaybetmiş, belki bu yüzden böyle bir ermiş aurası var adamın. en sevdiğim film serisinde de o oynuyor. metro dedim mi? metro metro. amına koyim siyasal islamcılar bu kadar metrodan reklam yapmadılar lan. öhm. adam aslan, kaplan ama kötü oyuncu. bak bir daha yazayım; kötü oyuncu. ya da kibar olalım; kısıtlı rollerde başarılı olabilecek bir oyuncu. adamda eğreti duruyor bazı roller. hatta iddia ediyorum, çok da sevmeme rağmen holywood sinemasının popülaritesine göre en düz başrolü bu adamdır. şeytanın avukatı ile kıyas götürmeyecek liar liar'da jim carrey'nin oynadığı avukat karekteri çok daha inandırı kevin lomax'ten. bu eğretilik, özellikle al pacino gibi ruh hastası herifle, charlize theron gibi mevlamın rol yapsın diye gönderdiği kadınla oynarken iyice ayyuka çıkıyor. o yüzden filmin bastığı 3 ana ayaktan biri olarak oğul, the son, eksik kalıyor. mary ann, evlerinde kafayı yerken charlize theron mesela akıyor bildiğin sahnede ama keanu reeves haspamın dolacağı bardak olamıyor. tabii zordur, arada avrat değişiyor, meme var vesaire ama nerede al pacino'nun herhangi bir sahnesi, nerede bu sahne. asansör sahnesi mesela. orijinal planda eminim daha etkili bir sahne olarak düşünülüp tasarlanmıştı bebek yapalım sahnesi. zaten asansör sahnesi bile başlı başına savımı anlatır. bak aşağıya link koydum, izle;

    asansörler asansörler

    al pacino'nun ince ince dominasyonunu, charlize theron'un kocasına bakışı filan muazzemken bizim esas oğlan keanu "anam da köyden geldi milton emmi" seviyesinde. ya avratları keserken eşine yakalanıyor ve ne panik, ne bir şey. bak aga yazıyorum açık açık; bu pozisyonda yakalanıp da korkudan beti benzi atmayacak, diz çöküp salavat getirmeyecek erkek yok. istersen rockstar ol, istersen allame-i cihan, hiç fark etmez. adamın hayatını bitirirler. şimdi kevin lomax'ı mesela yaş hasebi ile olmaz ama leonardo di caprio'nun oynadığını düşünsene. yemin ederim yeri göğü titretirdi reis. ya da ben çok düşkünü olmasam da matthew mcconaughey filan. anlatabiliyor muyun? neyse, devam.

    tabii film boyunca ademoğlunun şeytanla ilişkisi, kusurları, yanlış yapmak için çok da fazla desteğe ihtiyacı olmaması veriliyor izleyene. özellikle bu cezbolma, şeytana uyma, hani gavurun tabiri ile temptation o denli güzel işlenmiş ki aralara, filmi izlerken insan kendini sınıyor bir taraftan da, ben olsaydım acaba ne yapardım diye. ben mesela binerdim aga asansöre. binerdim yani. hatun, 2 dakikaya geliyorum derdim ve binerdim. muhtemelen o şartlarda 2 dakikaya da gelirdim, öyle de sözümün eri delikanlıyım ama kısmet yani bazı şeyler. yoksa normal zaman olsa, ohoo. sjhfkhsfhksj. öhm. eve dönünce de hatuna derdim ki "ekmek parası hatun, ben de istemiyorum gece çalışayım ama milton emmi inan bir dakika salmadı beni. çok bunaldım hayatım, valla çok bunaldım. böyle giderse istifa edeceğim yani. allah'tan christabella olsun, ekibimize yeni katılan, paris'ten aramıza katılan, burada adeta gurbet ellerde kalan, gerçek fukaralıkla terbiye olan gizelle olsun çok destekliyorlar beni. zaten tanısan çok seversin, yeni tanıştık ama kardeşim gibi christabella benim. allah razı olsun, ne kadar iyi insanlar var." filan derdim. ya sonra öğretmen mahkemede öğrenci konuşurken masayı okşuyor, cullen üvey kızının sırtına dokunuyor filan, bildiğin kan çekiliyor insanın damarlarından.

    insanın cennetten kovulması hikayesi malum. şeytan yılan suretinde görünür hava'ya, ince ince işler hava'yı, çatal dil, yalan, sonra hava ikna eder adem'i. filmde ikna metotlarının bir yerinde hep kadınlar var. new york kararını veren kadın, asansörde kadınlar var, kilisede iki kadın aralarına alıyorlar keanu reeves'i, kurtların arasına giden koyun geyiği ve mary ann'in o kadar canavar arasında yalnız kalmasının sebebi yine başka bir kadın. muhtemelen yakın zamanda çekilen bir film olsa kadın düşmanı, hem filmde neden eşcinsel yok, zenciler niye lesser evil, biz artık siyahi bir mephisto göremeyecek miyiz avradını siktiğimin yerinde diye yerden yere vururdu politik doğrucular. allah'tan sikip atamadıkları şeyler var hala. öhm. yine sürekli işlenen tutku ve ihtiras. insanın şeytana değil ufak bir desteğe ihtiyacı olması. özetle şeytan diyor ki hepiniz orospu çocuğusunuz lan, ben nabiym. mesajın güzelliğine, naifliğine bakar mısın?

    filmin sürekli göndermeler yapması, işte inciller, melekler, alevler, değişen yüzler, antichrist'lar vesaire komple bu işin artisliği ve filmi düşürüyor aslına bakarsan. hasılı, yine daldım gittim. en son verilen mesaja da değinip alıyorum voltamı. hayatta kötü yola tek seçenek yok. adam dünyanın badiresini atlattı, karısını duvardan duvara vurdular, beynini dağıttı, hala sabah ara görüşelim kanka. azıcık feyz al ya, nursuz pezevenk. hayret bi şey lan.
  • kevin lomax: what are you?
    john milton: oh, i have so many names...
    kevin lomax: satan.
    john milton: call me dad.
  • charlize theron un orasını gördüğümüz film.
  • al pacino'nun son sahnede kı konusması sırasında sınema perdesını yalama arzusu uyandıran modern klasıklerden.
  • her yönüyle sağlam film... al pacino, tiradlar vs vs haricinde benim dikkatimi çeken bir diğer nokta ise kadının durumu. dini göndermelere uygun şekilde; erkeğin aklını çelenin, yoldan çıkaranın, şeytana yaklaştıranın -ilk referansın havva olduğu da düşünülürse- "kadın" olduğu filmin başında ve sonunda vurgulanmış.
    new york'a yerleşme konusunda son karar mary ann tarafından veriliyor ve kevin'i o yönlendiriyor. sonrasında yanlış yaptıklarını ilk o anlasa da, "geri dönüp belki deliler gibi çalışırsak, o da belki, 5 yıl sonra bebek yapmayı ve bir yazlık edinmeyi düşünebiliriz. sen benimle dalga mı geçiyorsun!" tarzı konuşup para ve güç hırsıyla erkeği yönlendiren de o.
    sonda da aynı şey oluyor ve milton farklı bir tarzla kevin'ı ele geçirmeye kalkıştığında yine aynı amaçlar uğruna, ağzını payını alan ve "doğru olanı yapmaya" karar veren erkeği yolundan saptırıyor.
    ana fikir "kibir, en sevdiğim günahtır." repliğinde olsa da, "şeytana giden yolda kadının yeri ve önemi" konulu kompozisyona da önemli bir yer verilmiş fazla göze batırmadan.
    teoride rahatsız edici bir düşünce, evet... ama örneklere bakıldığında kimbilir diyor insan:)
  • "bu devirde babana bile guvenmeyeceksin" dedirten gerilimli aile filmi.
hesabın var mı? giriş yap