şükela:  tümü | bugün
  • modern toplumun ihtiyaç duyduğu kelimeleri üreten bir youtube yayın kanalıdır.
  • muhtesem olmus bu. obscure demeseymis keske, human deseymis.

    birkac ornek verelim:

    opia: birinin gozlerine bakarken olusan saldirganlik ve savunmasizlik hissi

    rubatosis: kendi kalp atislarinin farkinda olmanin verdigi rahatsizlik.

    kenopsia: normalde insanla dolu olan bir yerin bos ve sessiz oldugunda olusan tuhaflik ve terkedilmislik hissi.

    exulansis: konustugunuz kisinin konuyla kendini alakalandiramayacagini anladiginizda gelen anlatmaktan vazgecme hissi/durumu.

    adronitis: bir insani tanimanin ne kadar uzun surdugunu bilmenin verdigi yorgunluk.

    jouska: kafanizda canlandirip durdugunuz ve kontrol edemediginiz hayali konusmalar (ki severek muzdaribi olmaya devam ediyoruz).

    biskuviyi caya batirdiktan sonra dagilmasindan korkmaya da bi isim bulsun rica edicem.
  • sinir bozucu derecede iyi olan bir video serisi.

    hah ben de tam bunu diyordum dedirten, sinir bozan, bozdukça yalnız değilmişim rahatlaması yaşatan bir kelime ve görüntü kolajı.

    tek bir şey, amerikalı birinin bu kadar içsel ve hisli şeyleri yakalayabilmesi beni ilk öğrendiğim andan itibaren şaşırtmıştır...
  • web siteleri de var:

    http://www.dictionaryofobscuresorrows.com/

    adlandırılamayan çok ince duygular için bulunmuş karşılıklar. çok güzel.
  • john koenig'in, dile getirilmemiş duyguları, acıları, hissiyatları, istekleri, arzuları, korkuları yeni kelimelerle adlandırmayı, ifade etmeyi, tariflendirmeyi amaçladığı benzersiz başyapıtı.

    alabildiğince hakim olunan bir konuda dahi konuşmaktan imtina etmekten, dünyanın bizim etrafımızda dönmediği farkındalığına, olan biteni aslında o kadar da önemsememek gerektiği bilincinden, her şeyin daha önce yapılmış olması korkusuna değin birçok duygu... çok fena çok. videolardan birindeki yorumun dediği gibi, internet üzerindeki en depresif ve aynı zamanda en güzel şekilde tasarlanmış ve ilham verici çalışmalar arasında.

    ilgili internet siteleri:

    website: http://www.dictionaryofobscuresorrows.com/
    youtube kanalı: https://www.youtube.com/user/obscuresorrows
    tedx konuşması: https://www.ted.com/…s_to_describe_obscure_emotions

    o harika kelime ve duyguların bir kısmının listesi*:

    * sonder : etraftaki herkesin kendilerine ait bir hikayelerinin olduğu ve herkesin kendi hayatlarının başkahramanı olduğu farkındalığı.

    * vemödalen: her şeyin daha önce yapılmış olması ve eklenecek hiçbir şey kalmaması korkusu. (koenig'in kapadokya'da bir yeraltı şehrindeyken farkına vardığı bir his bu)

    * avenoir: hatıraları geriye doğru görme isteği. bir nevi benjamin buttoncılık oynamak.

    * onism: tek bir bedene sıkışıp kalmış olmaktan dolayı, dünyada olan bitenin çok küçük bir kısmına şahit olacak olmanın verdiği sıkıntı.

    * anemoia: bilinmeyen bir geçmiş zamana ve o dönemin anılarına özlem.

    * zenosyne: zamanın gittikçe daha hızlı geçtiği algısı.

    * astrophe: evren devasa büyüklükteyken, dünya üzerinde çakılı kalma hissi.

    * ballagàrraidh: vahşi doğada meydana gelen evde değilim düşüncesi.

    * morii: kısacık süren bir deneyimi kayıt altına alma isteği. (bkz: anı yaşamak yerine cep telefonuna kaydetmek)

    * dès vu: içinde bulunulan anın ileride bir gün anıya dönüşeceği farkındalığı.

    * alazia: bir daha hiç değişemeyecek gibi hissetme korkusu. (ufak bir not: adını eski türklerdeki ocak tanrısı alaz han'dan alıyor.) (bkz: o gemi bir gün gelecek) (bkz: sürekli gelecekteki güzel günleri beklemek)

    * koinophobia: son derece sıradan bir hayat yaşamış olma korkusu.

    * yù yi: geçmiş olayları aynı yoğunlukta yaşama isteği.

    * opia: göz temasının yaşattığı muğlak his: dost mu düşman mı, iyi mi kötü mü?

    * exulansis: hakkında söz sahibi olunan bir konuyu, insanlar anlamadığı için anlatmaktan kaçınma hissiyatı.

    * liberosis: olayları önemsememenin verdiği rahatlık.

    * moledro: uzun zaman önce yaşamış ya da çok uzakta yaşayan, bu nedenle de hiçbir zamanla karşılaşılamayacak bir yazar/şairle, sanki beyninizi okumuş derecesinde benzer duygular hissetmek, bağ kurmak.

    * moriturism: yaşamakta olduğumuz anın bir prova, save/load edilebilir bir bilgisayar oyunu ya da ileride anlatılacak bir kitap bölümü değil hayatın gerçek bir kesiti olduğunun ve eninde sonunda ölecek olmamızın yaşattığı akıllara durgunluk veren farkındalık.

    * scabulous: dünyanın onunla oyun oynarken bahşedercesine verdiği bir yara izinin verdiği gurur. (bkz: sevilen yara izleri)

    * gnasche: sevilen birinin kolunu ısırma isteği. (bkz: cute aggression) (bkz: hayvanları severken oluşan şiddet isteği)

    * lapyear: anne-babanızın siz doğdunuzdaki yaşından artık daha yaşlı olduğunuz anın düşündürmeye başladığı ürpertici hayat geçiyor hissi.

    * kenopsia: normalde insanlarla dolu olan bir mekanın içinde bulunulan zaman itibariyle boş olmasının verdiği farkındalık hissi.

    * mal de coucou: geniş sosyal çevreye rağmen kendini açabileceğin, güvenebileceğin, birlikte içindeki psikolojik zehrini boşaltabileceğin, yanında sen olabileceğin dost sayısının az olması.

    * occhiolism: olan biteni aslında ne kadar küçük bir pencereden görebildiğimiz, etki alanımızın ve gözlemleyebildiğimiz bölgenin göreceli olarak çok dar olduğu ve de dünyanın her birinin sonucunun diğerlerini etkilediği olaylar örgüsünden meydana geldiği gerçeği. (bkz: illusion of control)
  • içinizdeki boşlukları anlamlı cümleler ile yeniden inşa eden oluşum. belki de kelimelerin en güzeli, kendimizi artık büyük metropollerin içinde yalnız ve eksik hissettiğimiz anları anlatan ballagàrraidh. çünkü burada evimizde değiliz.

    video izlemek isterseniz bknz.

    kelimenin tanımı ise şöyle:

    sometimes you move through the city and feel in your bones how strange and new this all is. the spectacle of modern civilization, just barely older than you are. with all its cramped logic, the artificial faces of asphalt and black glass; its rules and gridlines and rigid justifications for why the world must be the way it is. but there's a part of you that thinks: you are not at home here. that still remembers eden, and longs to return.

    ballagàrraidh.

    the story of humanity is a move from the countryside to the big city. but it's happened so fast our brains are still stuck in the hinterlands.

    so now a part of you longs to leave your car idling in traffic, and flee into the wilderness. to live off the land, without tools or simulations, to experience nature in all its simplicity-raw, indifferent, and ferociously real. to feel the lushness and harshness of the wild, the clarity of eating and killing and growing stronger, the dumb luck of surviving the night.

    but another part of you knows that eden is a fantasy, and you'll always be floating just above it, trailing clouds of civilization wherever you go. even our ancient symbols of nature are deeply unnatural. the plants we eat are sterile, swollen, unrecognizable to the food chain. our domesticated animals are caricatures of their wild ancestors. the family dog is just another piece of technology, designed and bred to serve a purpose.

    and you too are a domesticated animal, shrouded in synthetic fibers and synthetic thoughts. even if you sleep in the woods with a stove and a backpack, everything from the buzzing in your ears to the howling in the distance will be trying to telling you, you are not at home here.

    we need to believe in the fall from eden. but all along, we were the ones who cast out the world. who stripped it naked, taught it good and evil, and barricaded ourselves in a walled garden. we banished most of the world in order to get by. we couldn't handle the true state of nature-the overwhelming chaos-without first dividing it up in little boxes, in little frames, in little gardens.

    maybe we were wrong from the start. ın the beginning, there was everything.
  • çok sevdiğim bir youtube kanalı.

    dayının biri gündelik hayatta hissettiğimiz ama kelime dağarcığımızda tam karşılığı bulunmayan tecrübeleri isimlendirmeye çalışmış. derin, bilgece anlatımlar var videolarda.

    harbiden ulan dedirten durumları, tespitleri güzel yakalamış.

    mesela;

    sonder: herkesin bir hikayesi olduğunu farketmek. favorim bu. metroda dikilirken ben böyle oluyorum.

    zenosyne: zaman gitgide daha hızlı akıyormuş gibi hissetmek.

    avenoir : hatıralara dalıp kafanda döndürüp durmak.

    onism: dünyanın ancak çok küçük bir kısmını tecrübe edebileceğini farketme hali.

    kudoclasm: hayallerinin yeryüzüne çakıldığını anlamak.

    alazia: artık değişemeyeceğim korkusu.

    koinophobia: sıradan bir hayat yaşıyorum korkusu.

    https://www.youtube.com/…l/ucdetdm5xdzd1xrqhdpgeg5w
  • varlığını hissettiğimiz, ama onu ifade eden kelime olmadığından mevcudiyetinden habersiz olduğumuz şeyleri adlandırmaya çalışan oluşum. birşeyin adını koyduğunuz an onu bir nevi kafeslemiş-sınırlandırmı- öngörmüş-anlamlandırmış oluyoruz ve içimizdeki belirsizliği azaltıyoruz.

    dilin modern duyguları adlandırma çabası bir anlamda "eski" insanın içine düştüğü "yeni" ortamı anlamlandırma, ona uyum sağlamaya çalışma gayretinin bir dışavurumudur. içinde olduğumuz yeni koşullar bedenimizi sadece obez, miyop yapmakla kalmıyor, aynı zamanda ruhumuzu da depresif, anksiyöz hale getiriyor. tıptaki gelişmeler kadar dilimizin de benzer şekilde gelişip düşüncelerimizi taşıyabilmesi, kavrayabilmesi gerekiyor.

    aslında bu oluşum bir tarafdan da bireyselleşmiş bünyelerin tıpkı gerçek hayattaki gibi mesafeli şekilde birbirini anlamaya, yalnız olmadığını hissettirerek rahatlatmaya çalışmasına benziyor. slavoj zizek'in "love without falling" "cola without sugar" benzetmesi gibi. iletişime geçmeden empati ve aidiyet kurmaya çalışma çabası. bir nevi "belonging without being". tamamen modern, rafine edilmiş aidiyet.

    kelimeleri görünce anlamlandırdığın için hem rahatlıyorsun, hem de vay be demek aynı hisleri yaşayan bir tek ben değilmişim deyip görünmez bir grubun parçası oluyorsun.