şükela:  tümü | bugün
  • nine inch nails'in içinde piggy ve hurt gibi süper şarkılar içeren albümü. aynı zamanda albümün içinde aynı isimde intiharlık bi şarkı vardır. psikopat bi his verir insanın içine.
    buyrun sözler de burda:

    he couldn't believe how easy it was
    he put the gun into his face —
    bang!
    so much blood for such a tiny little hole

    problems do have solutions, you know
    a lifetime of fucking things up — fixed
    in one determined flash

    everything's blue
    everything's blue in this world
    the deepest shade of mushroom blue
    all fuzzy
    spilling out of my head
  • 90lı yıllara damgasını vurmuş nine inch nails albümü.aslında daha çok bir trent reznor albümü denilebilir, mister reznor'un grubun tüm beyinsel faaliyetlerini yüklenmiş olması sebebiyle.math co-processor ise reznor'la birlikte prodüktörlerden biri olan flood.
    konseptin kıvamını tam tutturmuş bir albüm; sözlerin 1/2 sini oluşturan i,you,me gibi muhtelif şahıs zamirleri ile kişinin çatışmalarını, kavgam var dünya ile, kendim ile anafikrini iyice vurgulayabilmiş, gerek kitapçıktaki russell mills'in kırık ve kanlı kuş tüyleri soslu kırmızı-yoğun tabloları ile gerek flood'un 90 yıllara ait elektronik sesleri ile, ama en çok reznor'un yaptığı her hareket, söylediği her söz ile ifade ettiği rahatsız temayı yin yang vari bir şekilde içine fazladan ne bir ses eklenebilecek, ne de bir ses eksiltilebilecek, her açıdan tam anlamıyla tamamlanmış olarak dinleyiciye sunduğu bir albümdür halo eight.
    hızlarını alamamaları normaldir elbette böyle bir albümden sonra; reznor da further down the spiral'ı çıkarttı daha sonra, halo ten.
  • nine inch nails in tum albumleri gibi buda guzel tabii devamida vardir ayrica (bkz: further down the spiral)
  • 90'ların müziğini şekillendiren en önemli isimlerden biri olan multi-enstrümantalist trent reznor, ya da bizim bildiğimiz adıyla nine inch nails, yeni albümünün* keyfini çıkaradursun, biz 2004'ün son günlerinde yeniden basılan bu yeni baskısında bir de bonus dvd ihtiva eden nin klasiği "the downward spiral"ı bir kez daha inceleyelim.

    eğer günümüzde endüstriyel müzik hala varlığını sürdürebiliyorsa, bunu büyük oranda nine inch nails'a borçlu olmalı. bu türe kmfdm, laibach ve -kaçınılmaz olarak- marilyn manson gibi isimlerin de katkıları göz ardı edilemez, ancak adı geçen sanatçılardan hiçbiri nine inch nails'ın ulaştığı müzikal ve duygusal yetkinliğe ulaşabilmiş değildir. bir zamanlar en iyi dostu olan, büyütüp adam ettiği, ancak son yıllarda yaptığı hatalarla kendisini hayal kırıklığına uğratan marilyn manson'ın aksine reznor, müziğine rock star havalarından uzak, sorunlu, kırılgan ve hisli kişiliğini de katmış ve artık pek çok müzikseverin gözünde idol mertebesine erişmiş bir insandır, ancak kendisinin bundan pek hoşnut olmadığını tahmin etmek de güç olmasa gerek. dediğim gibi o, acılarını ve hayal kırıklıklarını yansıtıyor müziğine ve herhangi birimizden bir farkı olmadığını düşünüyor. ancak yaptığı müthiş yaratıcı müziklerden dolayı en azından samimi bir saygıyı hakediyor bu adam.

    1989'da pretty hate machine ile başlamıştı nin'in müzik kariyeri. aradan geçen 15 yıla rağmen tabiri caizse hala taş gibi duran bu ilkel albümde asla sahip olamayacağı şeyleri* istiyordu reznor. "pretty hate machine" bugünden bakıldığında hala kusursuz gözükmekte, ancak nin bundan sonra yaptığı her eser ile bu albümü aşmayı başardı. 1992 tarihli broken'da nin'in müziğindeki metal etkisi maksimuma ulaşmıştı; reznor şöyle diyordu: "şu kararmış gözlerime bak... binlerce yalan göreceksin!"*. ardından "the downward spiral" geldi ve nin tüm dünyanın tanıdığı bir grup haline geldi, bu albümle ilgili ayrıntıları birazdan okuyacaksınız. grubun bir sonraki stüdyo albümü the fragile ise öncekilere oranla daha ağır, daha akustik bir havadaydı, ancak reznor kendisini kurtarmaya çalışırken kendisi ondan kaçmaya devam ediyordu*.

    gelelim "the downward spiral"a: bu albüm kuşkusuz reznor'un en büyük kabuslarına tekabül ediyor. açılıştaki mr. self destruct'ın girişiyle sizi şöyle bir silkeliyor reznor ve acı duymanın ne demek olduğunı gösteriyor size. heresy bir korku filminden farksız; "senin tanrın ölmüş ve kimsenin umrunda değil bu / eğer cehennem diye bir yer varsa, seninle orada görüşeceğiz". march of the pigs özellikle chris vrenna'nın çaldığı davul partisiyle kendini belli ediyor; bu kadar endüstriyel olmasaydı bir punk şarkısı olabilirdi. albümün en ünlü ve en basit parçası closer tüm zamanların en iyi dans şarkılarından biri olarak gösterilmeyi hakediyor; buraya yazılamayacak kadar vahşi ve seksi olan sözleri günaha davetin ta kendisi. b-yüzü albümün en etkileyici bestelerini de beraberinde getiriyor; önce reptile ile adamı çarpıp, ardından "the downward spiral" ile paramparça ediyor. isim şarkısı gerçekten görülmüş en korkunç kabuslardan biri olmalı, reznor'un neredeyse delirmiş olan vokali parçaya tüyler ürpertici bir hava katıyor, ayrıca gitarların kullanımı da muhteşem. en sona geldiğimizdeyse hala en iyi nin şarkısı olarak nitelendirilebilecek hurt'e rastlıyoruz. "bugün canımı yaktım, bakayım hala hislerim yaşıyor mu diye / bugün acıya yoğunlaştım, gerçek olan tek şeye" gibisinden mazoşist sözleri ile en etkili nin manifestolarından biri bu. burada geçen acıdan hoşlanma ve hatta acıyı yüceltme olgusu fight club'ı çağrıştırıyor. ilginçtir, fight club kitabının yazarı da, filmin yönetmeni de nine inch nails hayranları. kitabın yazarı chuck palahniuk, fight club'ı yazarken en çok dinlediği iki albümün "pretty hate machine" ve "the downward spiral" olduğunu söylüyor. özellikle "hurt" ve onun az önce geçen ilk dizeleri fight club'ı yazmasına neden olan en büyük etken olmuş. filmin yönetmeni david fincher'sa bir röportajında, fight club'ın çekimleri sırasında en çok çaldığı albümün "the downward spiral" olduğunu belirtmişti.

    "the downward spiral"ı diğer nin albümlerinden ayıran en önemli nokta dinleyicisi ile birebir iletişim kurmasında yatıyor. bir dişçi gibi trent reznor burada, dinleyiciyi dişçi koltuğuna oturtuyor ve çürük dişlerinin hepsini çekiyor. anestezi yapmıyor olması bir kusur olarak görülebilir, ancak böylesi kuşkusuz daha gerçekçi oluyor. çektiği acıları sizin de çekmenizi sağlıyor ve işini bitirdiğinde garip bir biçimde hoşnut oluyorsunuz bundan. ah evet, dişçilerden hepimiz korkarız, ancak bu çürük dişleri çektirmediğimiz sürece daha büyük acılar bizi bekliyor olacak, bu yüzden reznor'un tedavisi hayati bir önem taşımakta. buradan yola çıkarak diyebilirim ki, "the downward spiral" gürültüyü kaldırabilen ve hayatın kötü yönlerine de rasgelmiş olan her müzikseverin arşivinde bulunması gereken bir klasik. hayatlarının hep mutluluk içinde geçeceğini sananlar ise bu albümden uzak durup küçük ve anlamsız hayatlarına devam edebilirler.
  • içerdiği şarkılar;
    1. mr. self destruct
    2. piggy
    3. heresy
    4. march of the pigs
    5. closer
    6. ruiner
    7. the becoming
    8. i do not want this
    9. big man with a gun
    10. a warm place
    11. eraser
    12. reptile
    13. downward spiral, the
    14. hurt
  • 23 ağustosta webster hall da trent bütün downward spiral'ı baştan sona çaldı. grubun fanlarıda bu konseri dvd ye çekmişler sağolsunlar.

    şöyle buyrun.
    http://www.youtube.com/… downward spiral live&uni=1
  • "everything is blue in this world." şeklinde özetlenebilecek, ölmek üzereyken kafamda çalacak eser...
  • bu albümün ilkelliğinin ve doğrudanlığının lezzeti, diğer hiçbir nine inch nails albümünde yok bence. bütün albüm boyunca acı çeken, kırılgan, öfkeli, sıkışmış bir adam var ve bu vaziyet herhangi dolaylı yolla sezdiriliyor değil. albüm, mesela uzun süre yalnız kapalı kalmış bi adamın günlüğünü okurmuş hissi veriyor bu sebeple ve o günlük de ihtiyaç duyulduğu için yazılır, belki kafayı yememek için.
  • albümle ilgili başka bir ilginç ve huzur kaçırıcı ayrıntı da çok sağlam ve hastalıklı başka bir nin albümü (ep'si) olan broken ile birlikte, sharon tate ve karnındaki bebeğinin charles manson'ın çetesi tarafından öldürüldüğü evde kaydedilmiş olmasıdır. trent reznor bu evi kiralamış ve "le pig" şeklinde isimlendirerek bir stüdyo olarak kullanmıştır.

    aslında söyleyecek çok da bir şey yok. albüm kitapçığını elinize alıp şarkı sözlerini baştan aşağı okumak bile yetiyor. nine inch nails'in ürettiği en iyi işlerden bir tanesi. albüm boyunca birkaç şarkıda tekrarlanan "nothing can stop me now" dizesini albümü ilk dinlediğimden beri hep vurucu bulmuşumdur.