şükela:  tümü | bugün
  • peter greenaway'in ufacik bir underground sinema cevresinden dünya capinda bir underground sinema cevresine ismini duyurmasini saglamis 1982 yapimli filmi. simdi ben izledim, anladim ki bi cizer var, bide bi malikane var, bide bu malikanenin sahibi var (ascisi var mi diye sormayin). malikanenin sahibi hatun diyoki iste, "cizer misin arkadasim burayi, parasi neyse veririz", ressam da diyor ki "ben cok farkli bir sanatciyim marjinal bir kisiligim, sikisirsen cizerim", sonra iste olaylar gelisiyor.

    daha bu ultra düsük bütce ilk upuzun metrajinda, gelecek filmlerinde artik alismaya baslayacagimiz(?)
    garipliklerini gösteriyor greenaway. yine harikulade cerceveler, yine harikulade müzik kullanimi, yine resim, yine garip gurup olaylar zinciri...
  • evime nasıl geldiğini bilmediğim film.birgün evde sıkıntının vermiş olduğu çaresizlikle izlemeye koyuldum.içeriden gürültü gibi gelen afro bir müzik ve derinden gelen sexi ses tonlamaları ve sikindirik makyajlı oyuncular...daha sonrasında düşünmeye ihtiyaç duydugumda açıp açıp izlemeye başladım.böyle abudik gubidik bir senaryo ve işleyiş sizi 2,dakikasında iç dünyanıza hapsedip, beyninizin tepkisel bir şekilde çalışmasına neden olur.
  • ünlü the cook, the thief, his wife and her lover filminin yönetmeni ingiliz ressam ve yönetmen peter greenaway 'in ikinci uzun metraj filmi. türkçeye ressamın kontratı olarak çevrilen filmimiz, malikanelerinin eskizlerini yapması için tuttukları ressamla hayli enteresan kontratlar yapan kadınlarla ressamın ilişkisini anlatıyor. sinema tarihinin belki de en tartışmalı yönetmeni greenaway bu filminde de bizlere renk ve ışık ziyafeti çekmeyi başarıyor. resim sanatıyla arası iyi olmayanların,haddinden fazla yapılmış göndermelerden sıkılanların nefret edeceği ve yönetmenin hayranları dışında pek fazla insanın hoşuna gideceğini düşünmediğim filmi, ister seyredin ister seyretmeyin.
  • film 17. yüzyılın sonunda ingiltere'de geçmekte ve temelde greeneway'in kendi yaşamına ait kimi göndermeler de barındırmaktadır. örneğin; yönetmenin bir mimar olma hayali, çocukken londra ve galler arasındaki kırlık bölgelerde ailesiyle geçirdiği güneşli ingiltere zamanları vb. filmdeki kostüm ve dekorlar çok dikkat çekici ve elbette o zamanın ingiltere'si yansıtılıyor. şu ingiliz asilzadelerin ve yargıçların taktığı perukaların dayandığı bir gelenek var: louis xıv'in saçlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında bu gerçeği gizlemek için bu geleneği başlatıyor. elbette kralın yaptığını tüm aristokrasi ve yüksek mahkeme yargıçları da taklit ediyor. giderek bu peruklar ayrıcalıklı bir sınıfa mensup olmanın simgesi haline geliyor.

    kadınlar için ise dantel çok önemlidir bu dönemde. bir kadının gösterebileceği daha çok dantel, sadece kendisinin değil, kocasının mülkü ve zenginliği hakkında da fikir verirdi. filmde yönetmen renk kodlamasına da gidiyor. ilk yarıda, aristokrasinin hepsi beyaz giyerken ressam her zaman siyah giyiyor. ve sonra, filmin ikinci yarısında, mülkiyetle ilgili önemli değişikliklerden sonra kostümlerdeki renk kodlaması da tamamen değişiyor, bu kez herkes siyah giyinmeye başlarken, ressam beyaz kıyafetlere bürünüyor. tipik bir yabancı gibi, her zaman yanılıyor.

    17. yüzyılın sonlarında ingiltere’de mülkiyet son derece önemli bir hale geliyor. ingiltere'de her zaman mülk sahibi olma fikrinin, medeni dünyada bir konum elde etmek adına kesin bir işaret olduğuna inanılıyordu. film, bir grup aristokratın, mülk, para, kalıtım ve süreklilik ile ilgili endişelerini, gülünç ve acımasız tavırlarını eğlenceli bir anlayışta ele alıyor. burada ressam bir yandan mülk sahibi kadınlarla düşüp kalkarken, bir yandan da hakkında hiçbir şey bilmediği şeyleri çizmektedir: görünüşe göre bir cinayete yol açan bir dizi ipucu elde etmiştir bu çizimlerle. bu film, bir agatha christie hikayesi olmaktan çok da uzakta değil.

    son derece kibirli ve oldukça saf olan bir ressamımız var. ve kibir ile naiflik arasında şekillenen bir bakış açısı.... bir malikanenin 12 adet çizimini yapmak üzere evin sahibesi tarafından istihdam edilen bir ressam. film ingiliz tarihinin açısından birçok önemli olayın yaşandığı 1694 yılında geçiyor. 1694'te ingiltere merkez bankası kuruluyor. boyne muharebesi daha birkaç yıl önce yaşanmıştır ve hollanda protestan aristokrasisi şimdi ingiltere'de adamakıllı yürürlüktedir. o yıl, kadınlar için çok önemli olan ve filmin ana konusunu oluşturan bir kanun değişikliği de yapılmıştır. evli kadının mülkiyeti yasası. bu, kadınların mülk edinebilmeleri ve miras, kendi çocukları ve mülkleri üzerinde sınırlı kontrol sahibi olmaları anlamına geliyordu. film, kadın ve erkek mirasının olası sonuçları etrafında dönüyor.

    filmin sonunda, orient express'teki cinayet gibi, tüm ailenin evin sahibi konumundaki bay herbert'in ölümünden sorumlu olduğu anlaşılıyor. plan, ailenin kadınlarının 'evli kadının mülkiyet yasası'nı alabilmesiydi. cinayetin tüm gizemini aydınlatan çizimler ve ressam da öldürülerek tüm kanıtlar yok edilmektedir sonunda.