şükela:  tümü | bugün
  • gectigimiz edinburgh film festivali'nde premieri yapilmis olan keira knightley'i yine atonementvari bir rolde seyredecegimiz, kendisine diger bir genc ingiliz sienna miller'in eslik edecegi film. cillian murpy ve matthew rhys da bu iki hanima eslik edecek isimler. filmin senaryosunu da knightley'nin annesinin yazmis oldugunu belirtelim.
  • bir çeşit aşk üçgeni ve hatta aşk beşgeni filmi.
  • ilk yarı harika ilerleyip ikinci yarıda batırmış filmdir. ayrıca sözlükte hakkında bu kadar az entry girilmesine de inanamadım.
  • üzerinden dört yıl geçtikten sonra seyrettim..
    ama ekşi sözlük'e girdiğimde (ne yazmışlar, bakmak için) nasıl şaşırdım, anlatamam..
    en aşufte filmlere bile yüzlerce entry girilirken, the edge of love için 4 entry bayağı ayıp oluyor..
    dörtlü bir ilişkiyi savaş sosunda, fena halde bohem ve geniş işliyor, doğru..
    ama hiçbir şey değilse bile adeta bir tuvalden fırlamış gibi duran sienna miller daha fazla entry'yi hak ediyordu..
    sadece onun için izlenir bu film..
    iki kadını birarada idare etmek isteyen, ikisinden de vazgeçmeyen serseri-sorumsuz şair, kişiyi filmden soğutuyor, kabul ama.. öyle burun kıvrılacak bir film de değil, the edge of love..
    doğru bir boşluk hissi uyarıyor.. giriş yok, gelişme de.. final nereye bağlanmış belirsiz.. mutlu son mu, seyirciye mi bırakıyor kararı, belli değil.. lakin, insanı etkilemediği de söylenemez..
    kimseye önermeyin ama izleyin, derim..
  • her sahnesinde bol bol sigara içilen film. galli şair dylan thomas'ın hayatından bir kesitin yer aldığı filmde şairi oynayan matthew rhys oldukça başarılı.

    --- spoiler ---

    film nerdeyse eş değiştirme partileri gibi yalnız. şairin karısı caitlin* ve vera* önce rekabete girer gibilerdi ardından can ciğer kuzu sarması oldular. hatta bir sahnede şair, açıkça vera'ya yürürken karısı hiç oralı değildi ama nedense filmin sonlarına doğru kıskanmalara, hesap sormalara başladı tekrardan. öte yandan yüzbaşı william killick*, karısı vera'nın dylan'la olan geçmişini açık açık bilmesine rağmen killick çifti olarak bu şair ve karısının totolarından ayrılmazlar adeta. bu yüzden filmin sonlarında cinnet geçirmesine anlam veremedim. şair bir yandan vera'yla beraber olurken (bu arada vera'nın kocası william savaşta cephede) bir yandan başka kadınlarla yatar, öte yandan ona hesap soran karısı da başka adamlarla yatar. bohem yaşam ayağına gayrıresmi fuhuş hakim filmde.* hem afedersin bu kadar gavatça yaşayıp, hem de hesap sorup şiddet uygulamalar, filmin mantıksızlıklarından biri.

    --- spoiler ---

    ama matthew rhys'ın performansını ve her dönem filmine fazlasıyla yakışan zarif keira knightley'ı izlemek isteyenler için hoş bir film sayılabilir. savaşın halk arasında yarattığı korkuyu bombardımanlar üzerinden deneyimlerken bir yandan da hayatın bir şekilde devam ettiğini görürüz, bu açıdan etkileyici sahneler olduğunu söyleyebilirim. müzikleri de hiç yadsınacak gibi değil.