şükela:  tümü | bugün
  • black mirror üçlemesinin üçüncü bölümü.

    konu, oyunculuk, yönetim mükemmel.

    kıskançlık, şüphe, ihanet, pişmanlık.

    sinema sanatını seviyorum.
  • [buraya daha uzun ve ciddi bir entry gelecek]
    "akbil olmasa iyiydi"
    p.s.: sanki biraz bergson
  • dünyanın gelmiş geçmiş en iyi ''dizi bölümlerinden'' biri.
  • çok enteresan bi şey bu. az önce izledim ve üzerime bi boğa oturdu, kalkamıyorum yerimden. insana geçmişini sorgulatıyor.

    --- spoiler ---

    sometimes, you are a bitch! ırıspı...

    --- spoiler ---

    ağzını severim senin!
  • dizi tarihinin en kahpe kadın karakterlerinden birisine tanık olduğumuz tıpkı ikinci bölümü gibi muhteşem black mirror üçüncü bölümü.
    --- spoiler ---

    kocası beş günlük bir seyahate gittiğinde kocasını , eski sevgilisiyle hemde kendi yataklarında aldatan ffion isimli kaphenin ve yanlış kadını seven liam'ın hikayesidir bu bölüm.
    üstelik bu ilişkiden çocuğu peydahlayıp bizim çocuğumuz diyerek liam'a yutturması , bunu yıllarca saklaması ve liamın başta sıkıcı ve mantıksız gelen inadı sayesinde gerçekler ortaya çıktığında bile bin bir yalan ve kıvırma ile üste çıkmaya çalışması , en sonunda da kanıtları silmeye çalışmasıyla ffion kendisine bol bol küfür ettiren bir karakter olmuş.
    klasik aldatan kadın işte lan.
    ama dizinin sonunda liam'ın bu karısı olacan kahpe ffion ve kılıbık jonas'a neler yaptığını görmemiz lazımdı. birini alıp ötekinin kafasına geçirebilir bence. gayet yakışır.

    --- spoiler ---
  • robert downey jr tarafından filme aktarılacak olan black mirror dizisinin birinci sezonunun üçüncü bölümü.

    film dul bir grain kullanıcısının ölü eşi ile ilişkisini düzeltmeye çalışırken istemeyerek kendisine yönelik komploları keşfetmeye başlamasını konu alacakmış.

    http://www.guardian.co.uk/…t-downey-jr-black-mirror
  • bence eternal sunshine of the spotless mind dilencilerine kapak olması gereken bir black mirror bölümüdür. herkesin "ben de aşk acısı biliyorum böhü böhü..." diye sulandırdığı ama hiç de öyle cıvık ve duygusal bir his olmayan o beyni aldırmak isteme hissi ancak böyle anlatılabilir, yalnız böyle anlatılmalı.
    aşk acısı, ayrılık acısı, aldatılmak, "o"nu kaybetmek bile yetmez... bu beyni aldırmak isteme kıvamına insan öyle kolay gelmiyo. bunun için ancak büyük harflerle "mal" yerine konman gerekiyo. aylarca ayakta uyuman, seviliyo zannederken aslında suratına bakılmadığını aylar aylar sonra kafanı kurcalarken farketmen gerekiyo. göz bebeğine ve omurgana cam kırıkları saplanması gözlerinin yuvalarından çıkarken göz kapağını kanırtması gerekiyo beyninde matrixte göbeğe giren o iğrenç böcekten sürünmesi gerekiyo tüm kıvrımları zehriyle kaplaması ağzını açıp yine de nefessiz bırakması gerekiyo.
    bu his öyle renkli, bulutlu mavili pembeli midende kelebek ucurtan cinsten bişey diil. romantik hiç diil.
    bu soluk, soğuk bir cinnet.
    bu his bildiğin his bile diil işte bu grain, aslında beynimizde var. üstelik bizdeki, grainden daha kötü çünkü yerini bilip söküp çıkaramıyosun. bilsem ben sökmek lazımken kaç zaman önce tırnaklarımla kazıya kazıya sökerdim onu olduğu yerden. bizde sökemiyosun işte. zaman diye bişey var bizde. bi de zamanı bekleyemeyecek kadar olursan ilaç var güzel ilaçlarımız var temiz, pamuk gibi.
    ama şöyle de iyi bişey var bizdeki grain vakasını bi kere atlattın mı daha da sana bişey koymuyo. öldürmeyen güçlendiriyo bi nevi. şimdi benim suratıma tükür yarapppi şükür mesela bi kulak arkası izi diil tabi ama...
    sen bi de ruhumdakini gör eğer ruhum varsa
  • black mirror birinci sezon üçüncü bölümü. 2.sezon üçüncü bölümle birlikte dizinin en zayıf halkası belki de en zayıfı. farklı bir gerilim ve ilginç bir konuya rağmen sürükleyiciliğinin olmaması dezavantajı. gene de şüphe üzerine söyledikleriyle izlenmeye değer.
  • black mirror serisinin şu ana kadar izlediğim en iyi değil ama duygusal açıdan beni en çok sarsan filmi. benim için ilk sırada fifteen million merits var, ardından the national anthem geliyor, sonra the entire history of you ve son sırada be right back var. şimdilik sıralamam bu şekilde. henüz 2. sezonun 2. ve 3.'ü filmlerini izlemedim. çabucak tüketmek istemediğimden; yoksa can atıyorum.

    --- spoiler ---

    black mirror filmlerinin en güçlü ortak özelliklerinden biri, etkileyici sonlara sahip olmaları. filmin sonunda esas adamın, daha fazla acı çekmemek için, tüm anılarının kayıtlarını, gerçek anlamda, söküp atması filmin en vurucu sahnesi. hani korkunç bir şeyler olmuştur, dayanamayacak hale gelirsiniz; düşünmemek, hatırlamamak, hissetmemek, beyninizi kapatmak, kalbinizi çıkartıp atmak istersiniz. eternal sunshine of the spotless mind'da beni bu bakımdan çok etkilemişti. tabi arada fark var. birinde hafızanı tamamen siliyorsun, diğerinde ise sadece anılarının kayıtlarını.
    filmde insanlar, derilerinin altına yerleştirilmiş “grain” denen bir çip sayesinde gördükleri her şeyi kaydedebiliyor, sonra yeniden izleyebiliyor ve hatta başkalarına izletebiliyorlar. hayatınızın her saniyesinin izlenebilir ve en ufak detaylarına kadar incelenebilir olması fikri oldukça orijinal ve düşündürücü. izlediğim diğer black mirror filmlerinde olduğu gibi, film yine günümüz insanına ayna tutarken, bir adım sonra neler olabileceğini bize gösteriyor. şu anda da anılarımızın içerisinden seçtiklerimizi internet üzerinden sürekli diğer insanlarla paylaşıyoruz. nereye gittiğimizi, kiminle gittiğimizi, gördüklerimizi, yaptıklarımızı ve hatta yediklerimizi belgeleyip, yayınlıyoruz ve bundan keyif alıyoruz. bunun yanı sıra başkalarının de neler yaptığını keyifle izleyip, hakkında yorumlar yapıyoruz. hatta bazen bir sebepten takıntı yaparak, insanları gece gündüz takip eder ve bulduğumuz her detayı inceleyip çıkarımlar yapmaya çalışır hale gelebiliyoruz. bunun sonucunda hayatımızın özelliğinden ve mahremiyetimizden adım adım vazgeçiyoruz. ayrıca başkalarıyla ilgili bu kadar ayrıntılı ve kolay ulaşılır bilgiye sahip olmak bazen iyiyken bazen de mutsuzluk getirebiliyor. filmde teknolojik gelişmelerin hayatımızı bir bakıma çekilmez hale getirdiği mesajı, izlediğim diğer black mirror filmleri kadar kesin hatlarla çizilmemiş. neticede bu teknoloji sayesinde bizim adam korkunç bir yalanı yaşamaktan kurtuluyor. sonucunda çok mutsuz oluyor ve belki bilmemeyi tercih ederdi ama yine de gerçek ortaya çıkmış oluyor. film en çok bu konuda bizi düşünmeye zorluyor. bilmek mi iyi, bilmemek mi? cehalet mutluluk mudur?

    (bkz: ignorance is bliss)

    --- spoiler ---
  • teknolojiden nefret etmeni sağlıyor evet. zaten hali hazırda yaşattıklarına göz yummam olası değil. zaten şu halimizle bile çok sevilesi varlıklar değiliz ve bunun çok fazla bilincindeyiz. evet çok iyi, gelişmek her şeye daha kolay ulaşmak hep kulağımızda olan laf global köy. herkes her şeyi biliyor. ama herkes her şeyi bilmek zorunda mı? bunu sorgulamaya başlıyorsun. insanlar her şeyi bilmek istiyor. birbirlerine özel olanı gösteriyorlar. bazı insanlar bunu yaptıkça bizden de bekleniliyor. herkes, her şeyi, hemen öğrenmek istiyor. çünkü neden? öğrenebilirler. yapabilirlik olduktan sonra.. sabredebiliyor muyuz? asla. sorgulamalarımız zaten çok can sıkıcı ve bir de bu sorgulamaların gerçek cevaplarını alabiliyoruz. şuan bile, teknolojinin şu haliyle bile, instagramda fotoğraf beğenir, twitterda rt yapar, foursquare'de nerelere gitmiş, facebookda kaç arkadaş var, nereye ne yorum yapmış. bunlar takip edilebilir veriler değil gibi görünüyor ama ne yazık ki gerçek. gerçekler gözünün önünde. burnunun dibinde. görmemek elde değil. ve gerçekler ne yazık ki pek iç açıcı değil. gidiler yer.. pek iç açıcı değil. her şeyi öğrenmemiz demek her yaşananın da bedelini ödeyeceğiz demek. bize yaşatılanın da aynı şekilde.

    black mirror'ın ilk 2 bölümünde de bu konular çok güzel gösteriliyor. bazı durumlarda teknoloji ve teknolojiyi iğrenç bir şekilde kullanan insanlar korkutucu şekilde duygusuzlaşıyor. alışıyorsun. hissizleşiyorsun. savaşta ölmüş bir bebek fotoğrafı ya da birbirini bambaşka şekillerde beceren insanları izlemek. duygusuz hissiz bir hayat yaşamaya başlamak. bunları yapıyoruz artık. ve hiç durup düşünmeden.

    bu kısa film/mini dizi her neyse, bir bölümde anlatmaya çalıştıkları benim kelimelerle, cümlelerle ifade edebileceğimden çok daha fazlası. bir yerde bir sorun var çığ gibi de büyüyerek üstümüze doğru geliyor. bunun adı teknoloji olabilir, hissizlik olabilir, umursamamazlık, tahammülsüzlük. başı sonu neresi belli değil ama gittiğimiz yer -black mirror'ın diğer bölümlerinde de anlatmaya en azından bir ucundan tutup göstermeye çalışmış- bayağı bir sorunlu.

    insanlar birbirlerine tecavüz ediyorlar. fakat fiziksel olarak değil. resmen hislerime tercüman olmuş bu the entire history of you denen şey.

    --- spoiler ---
    adamın yaşadıklarını aynı şekilde, aynı obsesiflikle, yine aynı şekilde delirme yolunda ilerliyor gibi sorular sorarak yaşadım. her şeyin teknoloji sağolsun geçmişi, kaydı, bir yerde bıraktığı bir izi olduğu için ve en önemlisi insanlar böyle oldukları için öğrendim, öğrenmek zorunda kaldım. fakat kötü kısmı zaten adamın söyledikleri. öğrenmesen bile! ortaya çıkmasa bile! orada bir çürük var, kokusu var, diline geliyor. altından çıkacak bütün o pisliği biliyorsun. çıkmasa ne olur.. şüphe yeterli. böyle durumlarda şüphe yeterli oluyor.
    --- spoiler ---