şükela:  tümü | bugün soru sor
  • the killing of a sacred deer'da gerim gerim gerilmiştik, kimse tanrım dememişti.
    arasız molasızlıkta zırt diye pırt diye işemeye gidenlerin perdeye yansıyan koca kafalarından, veriimportıntpörsınların salon kapısının eşiğinde ve koltuklarında dünyanın sonu gelmeyecek temalı telefon konuşmaları ve yazışmalarından, deri ceketi sırtına geçirince çükünün kalkacağını sanan ergenlerin apışaralarında açtıkları kutu biralardan ve dışarısı sanki otuz sekiz dereceymiş gibi salonun havalandırmasını eksi ona ayarlayıp ağzımıza yüzümüze üfleyen sinema salonunun saygıdeğer işletememe kafasından gerim gerim gerilmiştik. herkes tanrı'yı unutmuş.
    giorgos lanthimos'un yeni filmi, kendi filminin izlendiği böyle bir salonda geçecekti, elimizi sıkarak söz vermişti.
    sözünü tutmadı.
  • fragmanından anlaşılabildiği kadarı ile önceki fimlerine göre çok daha farklı bir dokuda olacak filmdir. nicole kidman'dan sonra hollywood'un bu döneminin neredeyse en ünlü oyuncularından emma stone ile çalışmayı tercih etmiş. lanthimos her filmi ile bizi kendine hayran bırakmaya devam ederken umarım emma abla yüzünden bu döngü kırılmaz diyorum. hollywood yapımı her filmde rol aldığından artık yolda görsem şaşırmayıp kafamı çevireceğim kadar alıştım zira kadının yüzüne.

    ama olsun emma stone'a rağmen içimiz içimize sığmıyor. bir an önce izlemek istiyoruz.
  • lanthimos'un ucuncu kez dunyaca unlu oyuncularla calisacagi filmi olacak. the lobster iyiydi, hostu, guzeldi ama yonetmenin kendi ulkesinde kendi ozgunlugunde filmler cekmeye devam etmesini isterim sahsen. cunku kendi dilinde ve ulkesinde cektigi filmler halihazirda basarili bir film olan the lobster'dan cok cok daha iyiydi, gerisini siz dusunun.
  • yorgos lanthimos'un açık ara en kötü filmi. hırsları uğruna insanın yaptıklarını ya da neler yapabileceğini artık çok iyi biliyoruz çok sayın yorgos; tıpkı iktidarın ve iktidar sahiplerinin sapkınlıklarını bildiğimiz gibi...

    yani; "geç bunları, geç, geç, geç!" demek istiyorum, hele hele bu kadar sığ bir işleyişle.
  • filmi izlerken ara sıra yönetmenliğini nuri bilge ceylan ın yaptığı bir bbc dizisi seyrediyor hissine kapıldım. filmin ilginç yanı bütün karakterler ve olaylar gerçek, tarihçiler, marborough düşesi sarah ile queen anne arasındaki yazışmaların "well documented" olduğunu belirterek aralarındaki ilişkinin gerçekliğine vurgu yapılıyor. doğal olarak filmde değinilmeyen bir husus da, savaştaki başarıları nedeni ile marlborough dükü ünvanı verilen john churchill in yaklaşık 300 yıl sonra doğacak winston churchillin büyük büyük dedesi olmasıdır.
  • bu filmin neyine ödül vermişler, anlamak güç, hele venedik'te. san marco'nun tetrarkları çarpsın, yok yok rialto'dan geçerken sireniniz kırılsın. sonra ara vermeden venedik'te ölüm'ü 500 kere izleyin ki aklınız başınıza gelsin. yönetmen fazla şiştiği için kimse demeyecek muhtemelen. ben diyeyim: ne lan bu! haneke çakması bulduğum kutsal geyik bundan iyiydi. kraliçe, leydi, iktidar, hırs, intikam, aşk, savaş, aristokrasinin gizli çekiciliği, aşağıdakiler yukarıdakiler, sarayda kopmalı, patlamalı parti. hı hı, oldu canım. bu film kraliçe anne dönemini anlatıyor, denilebilir mi hiç? yönetmen ya hiç aristokrat görmemiş ya da absürt dönem filmi diye bir tür yumurtlamak arzusuna kapılmış. gerek yok, 1000 kere barry lyndon, 2000 kere de il gattopardo'yu izleyin ve sarayda komiklik yapmak için izleyiciye para ödetmeyin efendim.
  • malum ortamlara düşmüştür.
  • kate winslet, emma stone ve olivia colman'ın görüşmelere başladıkları yorgos lanthimos'ın yöneteceği drama. kraliçe anne zamanlarına gideceğiz.

    edit: kate winslet projeden ayrıldı. yerine rachel weisz geldi.
  • genelin aksine ben the killing of a sacred deer 'i hiç sevmemiştim ama yönetmenin kesinlikle çok özel biri olduğunu düşündüğüm için the favourite ı izledim ve kesinlikle haklı çıktım iyi ki izlemişim .
    resimler o kadar muhteşem ki durdur her sahneyi öyle seyret.teknik kusursuz.
    oyunculuklar ve kostümler hem dönem hem kadın hikayelerini çok seven bünyemde nutella etkisi yarattı . oscar 'ın anasını ağlatacak kanımca.
  • 18. yüzyılda geçen hikayesiyle venedik jüri büyük ödülü'nü kazanan film.

    8 şubat'ta türkiye'de vizyona girecek.