şükela:  tümü | bugün
  • lanthimos'un greek weird wave akımından tamamiyle çıkıp, kendine has tekniği absürt komediyle birleştirip, nispeten vasat bir eser ortaya çıkarmış.

    film görüntü ve sanat olarak, barry lyndon ile ciddi benzerlikler taşıyor. zaten en başarılı olduğu nokta da burası. yani görsel hazza yönelik beklentileri karşılıyor ama senaryo konusunda aynı şeyleri söylemek pek mümkün değil. bu yüzden özgün bir eser olma niteliği taşımıyor.

    bu arada bu filmin bir kahramanı varsa o da kostümleri tasarlayan ve haklı olarak müzesine üç tane akademi ödülü götürmüş sandy powell'dir.

    açılış sekansından, film bitene kadar , dönemin atmosferimi güzel bir şekilde izleyiciye sunuyor.

    --- spoiler ---

    kraliçe anne ve en yakın arkadaşı sarah,sonradan marlborough düşeliğiye onurlandırılan, imparatorluk üzerinde ciddi kararlar alıyorlardır. prenslerle fransa savaşı üzerine tartışması, aslında cinsiyet çarpışmalarına örneklendirme olarak yönetmen bize sunuyor.

    abigalil gut krizine giren kraliçeyi bitkilerle iyileştirmesiye başlayan süreç, sarayda daha kıdemli bir yere getiriyor.

    şans eseri kraliçe ile sarah arasındaki ilişkiye şahit olan abigail, dişiliğini kullanarak kraliçeyi baştan çıkarmasıyla, film politik düzenden , entrika bölümüne geçiyor.

    abigail ve sarah arasındaki bu savaş türlü oyunlara sebep oluyor.

    iki karakterin de kötü olduğunu aslında hırs için gözlerini kırpmadan neler yapabileceğini bize anlatmaktadır.

    kapanış sahnesi ise , yönetmenin bir tabi hayvan fetişizmiyle sona eriyor.
    --- spoiler ---
  • yorgos lanthimos'un açık ara en kötü filmi. hırsları uğruna insanın yaptıklarını ya da neler yapabileceğini artık çok iyi biliyoruz çok sayın yorgos; tıpkı iktidarın ve iktidar sahiplerinin sapkınlıklarını bildiğimiz gibi...

    yani; "geç bunları, geç, geç, geç!" demek istiyorum, hele hele bu kadar sığ bir işleyişle.
  • sinemada izlediğim ilk lanthimos filmi.

    --- spoiler ---

    bence film üçe ayrılıyor. ilk kısım, filmin ingiltere' ye ait bir şeyler anlattığından mıdır nedir bilinmez, sarkastik bir kara komedi. ikinci kısım, filmin kendisi. yani lanthimos' un iktidarla alakalı takıntısı ve bunun tezahürü. üçüncü kısımsa, bana göre çokça sündürülmüş ve sıkıcı drama.

    bir kere, sanat ve görüntü yönetmeni güzel işler çıkarmış. bir de, lanthimos filmini sinemada izlemek lazımmış onu anladım. insanı rahatsız eden, perdeye elindekini fırlatma hissi doğuran, o müzikleri(müzik dediğiğime bakmayın ses) daha iyi algılamak için. çoğu yönetmenin greenbox ve 3dmax olmadan çekemeyeceği bir filmi, gayet güzel, eline yüzüne bulaştırmadan tertemiz çekmiş.

    ilk bölüm tam ingiliz olmamış, son kısım ise, bir dram için çok sıradan. ama ikinci kısma, yani, lanthimos un iktidarın doğasını sorguladığı kısma laf söylemek olmaz. sarah karakteri, hem kadın gibi sinsi, hem de erkek kadar gaddar birinin bile, bir şekilde iktidarı kaybedebileceğine çok güzel bir örnek bence.

    abigail, şefkat ve sevecenliği temsil ederken, sarah ise, tutku ve şiddeti temsil ediyordu. şefkat ve sevecenlik bir maskeden fazlası değilken, şiddet ve tutku, çoğu zaman bizi yaralasa da, gerçeğin kendisi ve maskesiz olduğu için sonunda kazanan oluyor. kraliçe her şeyi anladığında ise, her şey için çok geç oluyor ve sadece aldığı zevke odaklanması gerektiğini anlıyor.

    abigail ve müstakbel eşinin, birbirleriyle, yarı oyun ve yarı kavga eşliğinde ettikleri flört ise, ilişkiler anlatmak için güzel bir yöntem olmuş.

    lanthimos' u tanımam etmem ama, diğer filmlerinde de sezdiğim, bu filmdeyse hemen hemen emin olduğum cinsiyetçi bir tavrı var. cinsiyetçilik derken, erkek erkek gibi, kadın kadın gibi olmalı tavrı. iki cinsin bu kadar iç içe ve geçişkenlik göstermesini sevmiyor. bu yüzyılın pek hoşuna gidecek bir tavır değil bu. bu yüzden, ayağını denk alsa iyi eder lanthimos. yoksa, sanat ehli sayılan "ezilenler" kendisini aforoz edebilirler.
    --- spoiler ---
  • filmi izlerken ara sıra yönetmenliğini nuri bilge ceylan ın yaptığı bir bbc dizisi seyrediyor hissine kapıldım. filmin ilginç yanı bütün karakterler ve olaylar gerçek, tarihçiler, marborough düşesi sarah ile queen anne arasındaki yazışmaların "well documented" olduğunu belirterek aralarındaki ilişkinin gerçekliğine vurgu yapılıyor. doğal olarak filmde değinilmeyen bir husus da, savaştaki başarıları nedeni ile marlborough dükü ünvanı verilen john churchill in yaklaşık 300 yıl sonra doğacak winston churchillin büyük büyük dedesi olmasıdır.
  • film her ne kadar birbirinden harika nükteler, absürtlükler, dekor, makyaj, kostüm ve çekim teknikleri ile zenginleştirilse de eksik kalan kısımları olduğunu hissettirdi. belki metnin politik taraflarının biraz daha yoğun olması bu zenginliği verebilirdi. kurgu konusundaki eleştirileri de haklı bulmakla birlikte konu ve metnin yavanlığının kurguyu basitleştirmeye ittiğini hissettim. bu haliyle de gayet güzel, ancak lanthimos için seviye o kadar yüksekte ki bu sefer beklentileri karşılamakta biraz daha zorlanıyor.
  • yorgos beyimiz bir dönem filmini ancak böyle çekebilirdi. müzikleriyle, absürt sahneleriyle keyifli bir deneyim oldu. başrol üçlüsü döktürmüş.
  • lanthimos'un en sevdiğim filmi oldu. harikasyon. çok mutluyum izlediğime. kurşun geçirmez yelek gibi sardı beni güçlendim
  • buradaki balıkgöz ve diğer deforme çekimleri 'henüz gökdelenlerle çevrili olmayan insan gözü için sarayın devasalığı' olarak okuyabiliriz.
  • film boyunca çok güldüm, çok eğlendim, çok mutluydum. film bittiği andan itibarense içime büyük bir üzüntü oturdu. farkında olmadan aslında çok üzüldüğümü fark ettim. ilk kez böyle hissettim bir filmde. sinema çok güzel bir şey. iyi ki varsın lanthimos.
  • lanthimos'un hollywood vari bir film yaparak seyircisini epey şaşırttığı, çoğu seyircinin -ilk defa görüyorum bunu- beğenmediği ilk lanthimos filmi: tık

hesabın var mı? giriş yap