şükela:  tümü | bugün
  • anarko-kapitalist, antikolektivist manifesto. bir felsefi basyapittir. edebi niteligi yer yer vasatin uzerine cikar ancak tavana vurmaz. zaten roman boyunca yazar (bkz: ayn rand), edebi kaygidan cok felsefi kaygiyi on planda tuttugu izlenimi verir okura. bu oncelik seciminin kaybettirdigi estetik degeri ortalamanin cok uzerinde kalitedeki betimlemeleriyle telafi etme cabasi icine girerek yazar, okuru onemsiyor olmasinin acik isaretlerini verir; cabasinda basarili da olur. psikolojik tahliller etkileyici olmakla beraber, romanin bir roman icin fazla sayilabilecek nicelikteki karakterlerinden cok azi okurda yasamin icinden ciktigi dusuncesi yaratir. cogunlugu olusturan kismin her bir uyesiyse birer prototiptir. utopik kisilik yapilariyla donatilmis balmumu heykeller gibidir bircok karakter. bu durum kimi okurca bir zayif yon olarak karsilanacaksa da romanin okuma surecinde bir aksatma yaratmaz; aksine onu ilginc sekilde cazip kilar. bu noktada bir ironi vardir: rand objektivizm denen mantik altyapili dusunce mekanizmasini ogrencilerine-okurlarina benimsetme ugrasi verir 'the fountainhead' de, ne var ki bu ugrasta arac olarak mantik altyapisindan olabildigince uzak, fantastik denebilecek bir roman kurgusu ve roman karakterleriyle karsimiza cikar. bu durus kanimca rand in bilincli olarak sectigi bir durustur: okur kitlesinin azimsanamayacak paya sahip kisminin, romanin kotu, yontulmasi gereken karakterleri olarak lanse ettigi prototiplerin bir ortalamasi olacagini ongordugunden olacak, bu kitleyi kendi mantik-disi silahlariyla sarsmayi denemistir.

    the fountainhead uzun bir metindir. gelin gorun ki, romanin son episodunda yer alan bir monolog, okura 788 sayfanin tumden damitilarak verildigi bir oz suyudur, esanstir. soz konusu pasaj ellsworth toohey adli karakterin bir mimara yonelik nihai hitabidir. bu hitap, yapitin vermek istedigi mesajla antagonist calisir. yazar, burada bir karsi fikre acilim getirerek okura kiyaslama yapma olanagi sunar, bu noktada kimilerince objektif bir hal takinir, kimilerince de retoriklesir. bir anlamda olmayana ererek yapitinin finalini gerceklestirir. (bkz: olmayana ergi) (bkz: ayar almamak icin fikrine zit aciklama eklemek)

    roman ve rand in cizgisi genel olarak ele alindiginda, george orwell in 1984 uyle ilgili filizlenen uc soylemleri andiran sorulari duyumsamak ya da direkt savunmak soz konusu olabilir. the fountainhead tam da 1940 larin basinda, hitler nazizminin stalinist sosyalizmle kafa kafaya geldigi doneme rastlamak suretiyle bilincli ve cok amacli olarak kaleme alinmis bir bireyci seslenis midir? o, ikinci dunya savasi nda birbirini kirmak uzere hazirlanan sosyalist ve nasyonal sosyalist halklara amerikali bireyin vakit gecirmeden verdigi bir yanit midir? bu tur acilimlar elbette yuzeysel bir bakis olusturuldugunda romani konumlandirabilir. ama yazarin bicemindeki ictenlik ve sasirtici olarak soz konusu filozofun bir kadin olusu beni, 'the fountainhead' i icerdigi belli-belirsiz politik dokundurmadan ziyade asirlar sonra da tartisilabilecek ve klasiklesmeye yuz tutmus evrensel cagrisiyla ele almaya iteklemistir.

    john locke, insan zihninin yasama bos bir levha olarak basladigini dile getirmekteydi. locke un gorusunu referans aldigimda, soz gelimi bir tolstoy ya da dostoyevski yapitinin bu levhada duz ve derin bir tek cizgi birakacagini soyleyebilirim. 'the fountainhead' ise duzlemi dogrusal olmayan, uzerinden gecilmis, tirtikli ve abuk subuk silik cizgilerle doldururken onceden var olan derin cizgilere de kollar, bacaklar ve birer kafa ekliyor (bkz: cinali). sag alt koseye de bir babafingo ekleyiveriyor isi bitince; howard roark imzasi gibi. kimbilir, belki de rand yapmak icin yikiyor. karamazov kardesler i felsefe ve edebiyatin insanlik tarihi boyunca gerceklestirilmis en kusursuz harmanlarindan biri olarak ela alalim: o bir kardan adamdir, govdesi muazzam beyazlikta ve puruzsuzlukteki kar kutlesinden yapilmistir. iste karamazov kardesler in edebi sigasi bu kar kutlesidir. kafaya kondurulmus iki kucuk komur parcasi ve bir havucsa onun felsefesidir: kendini hep belli eder, ama iskeleti olusturmaz. o havuctan burun gibi siklikla one cikar, 'ben buradayim' diye seslenir karamazov kardeslerde felsefe. gene de govdeye, yani edebiyata bagimlidir; anlamlanmak icin yapittaki edebi estetige, kardan yapilmis govdeye ihtiyac duyar. rand ise adamimizi havuctan ve komur parcalarindan yapmis 'the fountainhead' de. sonra havuctan yapilmis bu govdeyi iki kat karla sivamis, mukemmel de sivamaya calismis. uzaktan bakinca bir kardan adam gordugunuzu zannediyorsunuz, sahip oldugu tek havucunsa o burnu olusturan havuc oldugu yanilgisina dusuyorsunuz. ama yanina iyice yaklasip govdesine bir el attiginizda gercegi kavrayiveriyor ve dehsete kapiliyorsunuz: bu dupeduz bir havuc adam, uzeri karla kaplanmis ve icindeki havuc epey lezzetli.

    ozetle, 'the fountainhead' salt felsefi metin olarak okunmasi gereken bir basyapit. aksi takdirde ondan alabilecekleriniz rand ne kadar ugrasmis olsa da, erotik sahneleri olmayan, yarim kalmis bir harlequin romanindan alacaklarinizdan oteye gitmeyecektir.
  • çevremde adını çok sık duyduğum bir sırada oturup bu 800 sayfalık kitabı okudum ben. üstüne iki kelam etmeden gidersem çok üzülürüm.

    kitap size şu iki insandan biriymişsiniz gibi hitap ediyor:

    bir-) "hep başkalarının ağzına bakan, kendine ait bir tutkusu veya zevki veya doğruları olmayan insan." eğer öyleyseniz size daha doğru ve mutlu bir yaşam için içinize dönmenizi tavsiye edip bencilliği yol gösteriyor.

    iki-) "birinci sınıfa zaten dahil olmayan ve dolayısıyla (bak bak bak) howard roark gibi empati yoksunu bir karakterde kendini bulacak olan insan." eğer bu kategorideyseniz, howard roark'un asosyal tepkileriyle tatmin olup, yazarla da kol kola girip muhteşemliğinizi kutlayarak kendinizden geçebilirsiniz.

    ben ise kitabı okurken sürekli olarak aptal yerine konduğum hissinden, okuma lambamın üstüne eğilmiş ayn rand hanımın "işte şimdi can evinden vurdum" şeklindeki bakışlarının hayalinden kurtulamadım. sapıkça da bir haz verdi bana bu.

    her şeyden önce, az önce "karakter" demiş olsam da, kitapta gerçek anlamda bir karakter yok gibi bir şey. üstelik kahramanlarımızın çocukluklarına da gidiyoruz, ama sadece salıncakta sallanırken bile ne kadar asil ve bencil yüz ifadeleri olduğunu görmek için. kişiler değişmiyor, gelişmiyor, tipleme olmaktan kurtulamıyor, sahip oldukları özellikler adeta "kanında var" demeye getiriliyor.

    tamam, diyelim ki bütün bunların bir sebebi var, amaç edebiyat değil, fantastik olma pahasına, sembollerle felsefe yapmak. öyleyse nasıl olur da howard roark'un karşısına onunla tartışacak donanımda bir karşı karakter koyulmaz? nasıl olur da howard roark'un alternatifi olarak bize sunulanlar, sürüngenler, zavallılar, sinsiler, art niyetliler ve fedakar-mış gibi yapanlardan ibaret olur? nasıl böylesine kaçak dövüşülür?

    "kendini gerçekleştirmek ve bir parazit olmamak" paketinin içinde; empati özürlülüğü, ancak gelişmemiş bir çocuğun sahip olabileceği gülünçlükte egoistliği ve benmerkezciliği kakalamaya çalıştı bu kitap. sanki birbirinden ayrılamayacak prensiplermiş gibi.

    bid bid bid: beni endişelendiren kitabın toplumu nasıl etkileyeceği değil de, okuyucuların hayatlarında howard effect geçtiği zamanlarda küçük çaplı dramlar yaşama ihtimalleri oldu.

    giderayak: kitapta güzel betimlemeler, benzetmeler, hatta kitaptan bağımsız olarak düşünüldüğünde gayet de güzel olabilecek alıntılanası cümleler var. kurtarmaya yetmemiş.
  • ülkemiz öyle * güzel ülkedir ki, ayn rand'ın bu güzide kitabının türkiye baskısının ön sözünü yazan kişi ile ali ağaoğlu'nun yeni konut sitesinin reklamında oynayan kişi aynı kişidir. matematiksel olarak incelendiğinde nefis bir eşitlik verir bu ilişki,
    ayn rand / sinan çetin = howard roark / ali ağaoğlu

    (bu entriyi yukarıdaki 4 isimden hangisinin altına girsem diye düşündüm gecelerce düşündüm, ve en entel dantellisi olan, kitabın ismi the fountainhead'e girdim, varlığım bireyselcilik* varlığına armağan olsun!)
  • sinan çetin de bir yayınevi kurmuş ve ilk basacağı kitap bu olacakmış. konuyla ilgili haberde sinan çetin'in "solcular sıkıcı kitaplar basıyor. kitap nasıl yayınlanırmış göstereyim dedim" mealinde bir açıklaması vardı. (gazetenin yalancısıyım)
  • hıncal uluç'un sinan çetin'le birlikte gönüllü tanıtımını üstlendiği kitap. okuyanlara tavsiyem ilk başlarda sıkılsanız da kitabı bırakmamanız zira yazar sonradan açılmış hissi veriyo insana. benim en çok aklımda kalan yerleri insana zaman zaman klasik bir eser okuduğunu düşündürten diyalogları. howard roark karakteri kannatimce de abartılmış biraz ama anlatmak istediklerini onu kullanarak anlattığından yani bi nevi yazarın tek tabancası o olduğundan normal karşılamak lazım durumu. bi de insanda feci derecede mimar olma hissi uyandırıyo...
    ayrıca (bkz: ayn rand)
  • mukkemel bir modernizm manifestosu. herkesin kolay kolay okuyup sindiremeyicegi ama okuyanin da kolay kolay birakamiyacagi tam bir bas yapit. howard'in egoism olarak gordugu bence korkunc bir humanizmle kaplanmis durumda. boyle bir ego ve insan ruhu olamaz gercekten. mimari gibi insanin dogaya ustunlugunun en somut hallerine hayran hayran bakarken insan, kare dikdortgen ve ucgenin sadece insana ait kesifler oldugunu ve doga da bunlarin bulunmadigi da kitaptan cikarilan diger dip notlar.
  • (bkz: pınarbaşı)
  • en az yuzuklerin efendisi kadar fantastik bir kitaptir. howard roark ise en fazla elfler kadar gercektir. sazancanlar atlamadan ben söyleyeyim, kotu bir sey yazmadim. sadece, gercek hayatta howard roark olmak icin kasmayin, sonunda kendinizi ellsworth m. toohey olmus bulabilirsiniz, demek istedim.
  • bugunlerde okumakta oldugum 'kitap'...metroda bir kac durak daha ekstradan gitmeme, merdivenlerden yukari cikarken bir basamagi 10 dakikada cikmama sebep olmakta..elimden birakamamaktayim...bazi anlar oluyor, gozlerim kosturuyor alt cumlelelere, paragraflara, hemen kiziyorum engelliyorum..o kadar derinine ve temeline inilmis ki olgularin, ismi bile gecmiyor mesela ask ' in..varligini oyle yogun hissetiriyor ki oysa, iciniz urperiyor..elimi cimentolara batirip batirip cikarasim geliyor..siva yapmak, duvar ormek, temel kazmak, granit kirmak istiyorum..henuz yarisindayim, her ne kadar merakimdan catlasam da, su anda bitse bile yeridir benim icin..gercekleriyle, cirilciplak.
  • sekizyüzküsür sayfanın anlattığından fazlasını içinde geçen iki satırda söyleyen kitap...

    cameron, uzun bir konuşmanın sonunda roark'a şöyle söyler:

    "sokaktaki insanlara hiç bakıyor musun? onları oluşturan madde, işini seven insanlara duydukları nefretten ibaret. tek korktukları tip o. nedenini bilmiyorum..."
hesabın var mı? giriş yap