şükela:  tümü | bugün
782 entry daha
  • ana akım sinema filmlerinin panayıra döndüğü şu dönemde diziler de iyice karanlık bir hale büründü. breaking bad gibi yapımlarla iyi ana karakterleri bırakıp azılı birer sosyopat olanları izlemeye başladık. bazı dizilerde bu durum daha da ileriye gitti ve sadece karakterler değil evrenler ve hikayeler de bu çizgiye geldi. örneğin black mirror gibi distopik dizilerle gelecek algımızın ne kadar karamsar olduğunu görme şansımız oldu.

    the handmaid's tale de bu distopik serilerden biri. farkı ise şurada; diğer diziler gerçek hayatı temel alıyor çoğunlukla. bu yüzden en azından tanıdık gelen bir şeylere tutunup atmosferden sıyrılmayı deneyebiliyorsunuz. bu dizi ise kendisine özel bir evrene sahip olduğu için böyle bir nefes alma anı bırakmıyor izleyiciye.

    dizinin başarısı da burada yatıyor. dizi kendi evreninin yapısını çok iyi yansıttı. ilk iki sezon boyunca hem june'un hikayesini hem gilead'ın nasıl kurulduğunu hem diğer insanların nasıl bu hale geldiğini detaylarıyla iletti izleyicisine.

    dizi işlediği olayları dünya siyasi tarihinden temellendirdiği için izleyicisini kurulan distopyanın boğuculuğuna kolaylıkla atabildi. çünkü diğer distopik evrenleri özellikle amerikan seyircisi nasılsa bize bir şey olmaz rahatlığıyla izliyordu. bu dizide ise flashback'lerde öylesine bir temel atmışlar ki diziyi izledikten sonra, dünya böyle bir krize girse bu tip bir yapılanmanın ortaya çıkma ihtimalinin çok yüksek olduğunu anlıyorsunuz.

    dizinin anlatımı çok iyi. bunu yanında teknik yönü de anlatım ile müthiş bir uyum içerisinde. mesela dizideki müthiş kamera kullanımına göz atalım. yaptıkları şeyler kimsenin aklına gelmeyecek kadar farklı değil kabul ama bu kötü oldukları anlamına gelmez. dizide iki tip kamera kullanımı var. birincisi sabit kamera. burada genelde ters negaitf alan ve simetrik görüntüler kullanarak sahnelerin soğukluğunu yansıtmışlar. diğeri de net alan derinliği az olan yakın çekimler. bu tarz aslında kliplerde falan kullanılır. mesela iki sevgili yüz yüzeyken hafif sallantılı ve çok az netliğin olduğu görüntüler alınır ki siz de kendinizi orada hissedin. bu kamera kullanımını seviyorum ben. planlara içtenlik katıyor. burada biraz alanı dışında kullanılmış tabi ama yine de sonuç iyi olmuş.

    bu kullanımın hissiyatını şöyle anlatabilirim size. mesela sevgilinizle ayaktasınız ve sarıldınız. yüzü size çok yakın tamamını göremiyorsunuz. gözünüz bir dudaklarına bir gözlerine bir saçlarına kayıyor. netliği tutturamıyorsunuz. nefes alıp verdiğiniz için de hareket ediyorsunuz. odaklandığınız yer ve siz sürekli hareket halindesiniz. bu kamera hareketinin yapılma amacı da tam olarak bu yakınlığı hissettirmektir. hatta o kadar detay çalışmışlar ki ikinci sezon birinci bölümde elisabeth moss'un bir yakın çekimi var. kadının bir yanağı net diğeri biraz geride kaldığı için net değil. orayı bile elemişler.

    şimdi dizi hakkında genel fikirlerimi aktardığıma göre artık üçüncü sezonun ilk üç bölümü nasıl olmuş ona bakabiliriz.

    --- spoiler ---

    dizinin ilk sezonlarındaki olaylar daha durgun olsa da anlatım olarak dinamik bir tarz vardı. özellikle birinci sezonda gözümüzü direkt olarak gilead'da açtığımız için öncesinde neler olduğunu merak ediyorduk. dizi de bölümün konusuna paralel bir şekilde geçmişteki olayları gösteriyordu. burada hem karakterleri tanıyorduk hem demek böyle olduğu için şuan bu durumlar yaşanıyor diye olayları mantığa oturtuyorduk.

    dizi ikinci sezonda flashback'lerin yanına aynı anda başka yerlerde olan hikayeleri de ekledi. böylece dünyada neler oluyor, dışarıda neler var, eğer kurallara uymazsanız başınıza ne gelir detaylı bir şekilde izleyicisine aktardı. diziyi yapan ekip dizinin sekiz yada on sezon sürmesini planlıyormuş. bu nedenle iki sezon boyunca evreni detaylı bir şekilde kurmaları da mantıklı görünüyordu.

    ancak bu sezon için duyduğum yorumlar genelde sıkıcı olduğu yönünde. ben her ne kadar bu yorumlara katılmasam da izleyicilerin neden böyle düşündüğünü anlayabiliyorum. çünkü dizinin evreni için koyduğu kurallar çok kısıtlayıcı. evdeki commander bir martha'yı kahvesini yeterince sıcak getirmediği için sürgün ettirebilir rahatlıkla. ayrıca bu duruma karşı gelmek için karakterlerin elinde ne internet ne telefon hiçbir şey yok. her an gözetim altındalar ve kimin kendilerini ihbar edeceğini bilemiyorlar. bu yüzden aslında izleyicilere sıkıcı gelen ufak tefek şeylerin bile çok büyük anlamları var. mesela ilk sezondaki mektupları hatırlayın. bunlar önemsiz şeyler gibi görünebilir ancak bunları saklayan kişi asılabilir bu düzen içinde. insanları anlıyorum. daha belirgin şeyler istiyorlar ama maalesef bunlar yavaş yavaş olacak şeyler. bir direniş gelecek ama bir martha'nın commander'ın arkasından küfretmesiyle, bir handmaid'in ters bakışıyla, bir wife'ın denize girmesiyle gelecek.

    bu yavaşlığın asıl sebebi de june gibi insanlar. june bir kahraman değildi en başından beri. ne moira gibi duvarlara yazı yazdı ne janine gibi özgürce karakterini gösterdi. ancak burada bir suçlama yok. june çocuğunu ve eşini kaybetmiş her an ölümle tehdit edilen bir karakter. bu yüzden davranışları durgun değil. june pısırık da diyemeyiz. şuan böyle bir distopya kurulsa insanların yüzde doksanı june gibi hareket ederdi. ancak june ikinci sezon boyunca kaçmayı denedi. bu yüzden bir değişim gelecek yavaş gelecek ama gelecek. çünkü mesela bu sezon evin bodrumunda vurulan martha'yı saklamaya çalıştığı sekansa bakın. june yaptığı şeyleri kararlılıkla yapsa bile bedeni hala korkmaya devam ediyor. bunu da hızlı nefes alışverişlerinden anlayabiliyoruz.

    --- spoiler ---

    dizi bu sezon da bir önceki gibi 13 bölüm yayınlanacak. uzun vadeli bir proje olduğu için de june'un ve serena'nın değişimini gösterirken acele etmeyeceklerini düşünüyorum. ancak bu durgunluk gördüğüm kadarıyla izleyici tarafından pek hoş karşılanmamış. bunun da nedeni bu sezon flashback'lerden uzaklaşmaları. artık gilead'dan kurtulan karakterlerin hayatlarını gösteriyorlar ama ilk iki sezondaki gibi bölümde bahsedilen konuyla paralel değil bu anlatılanlar. o yüzden bölüme dinamizm katmıyorlar.

    artık evreni ve karakterleri tanıyoruz. bundan sonra belli ki dizideki kadınlar harekete geçecek. ancak yine küçük küçük adımlarla ilerleyecekler. bu yüzden bence yeni katılan her karakter için bölüm içinde flashbackler olsa ve onların geçmişini öğrenerek neden şimdi bu şekilde davrandıklarını, direnişte nasıl bir rol alacaklarını anlasak çok daha güzel olur. çünkü gerçekçilik adına dizinin temposundan çok fazla feragat etmişler. bu da uzun vadede diziye zarar verecek bir durum.
  • severek izledigim dizi.

    elisabeth moss 'u cok begeniyorum. rolunun hakkini fazlasiyla veriyor.

    --- spoiler ---

    3.sezon 3.bolumde, june'ya raftan kitap getirtmeleri cok sinirbozucuydu.

    o fasist ve ataerkil dunyanin tiksindiriciligini mimikleri ile cok guzel yansitiyor june. icten ice kufur etmesi de cok tanidik geliyor bana. bazen kendimi goruyorum.
    --- spoiler ---
30 entry daha