şükela:  tümü | bugün
  • diziyi izledim ve aklımda tek bir soru var: 5 çocuk yapmış bir kadın nasıl bu kadar fit olabilir?
  • 2018 yapımı, 10 bölümlük başarılı bir netflix dizisi. imdb puanı olan 9’u hak eden bir yapım.

    --- spoiler ---

    haunting house, canlı bir organizma. bir insan bedeni gibi gözleri, kemikleri, derisi, yüzü var. red room (kırmızı oda) ise bu evin kalbi, nell’in değişiyle, midesi. ev canlılardan besleniyor. sizi içeride tutup, delirmenizi sağlayıp, kendinizi öldürmenize neden oluyor. ahs murder house’daki gibi bu evde öldüğünüzde evde kalıyorsunuz. haunting house bir şekilde yok olursa, oradaki tüm her şey (gelmiş geçmiş tüm hayaletler) yok olacak. ayrıca evde zaman kırılması var. nell’in anlattığına göre zaman doğrusal değil. daha çok yağmur, kar, konfeti gibi. nell’in bent-neck lady olarak çocuk haline gözükmesi gibi, nell zaman içinde gezinebiliyor. buradaki kısır döngü ise, nell’in çocuk haline gözüküp kendisinin delirmesine neden olması.

    bir diğer zaman içinde gezinen karakter olivia (anne) karakteri. olivia ve nell’in paylaştıkları diğer şey ise ikisinin de akıl hastası olması. bir diğer akıl hastamız poppy hill. evin ilk sahiplerinden. poppy’nin kocası william hill. uzun boylu, şapkalı hayalet adam. zamanında poppy’i aldatmış. daha sonra bu adamı hugh duvar arasında ölmüş halde buluyor. poppy, olivia’yı korkularıyla kontrol etmeyi başarıyor. ‘çocuklarını dış dünyanın gerçeklerinden korumak istiyorsan evde kalmaları gerek. bunun için de onları öldürmelisin. böylece güvende olurlar.’ laflarıyla olivia’nın aklına giriyor. poppy kendi ailesine de aynısını yapmış.

    olivia, nell ve luke’un öleceğini görüyor. onları korumak için poppy’nin lafına uyup onları öldürmek istiyor (zehirli çay sahnesi) ama başaralı olamıyor. hugh ikizleri kurtarıyor, ama abigail ölüyor. zaten bir sahnede olivia ‘hiç büyümeseler, onları bu yaşlarında dondurmak isterdim, hep böyle kalsınlar’ gibi laflar söylüyor. bir sahnede olivia’nın hugh’un boynuna tornavida dayamasının nedeni de hugh’un çocukları kurtaracağını biliyor olması. hem çocukken (zehirli çay sahnesi) hem de daha sonra yetişkin zamanlarında kendini feda edip kurtarması. olivia sonunda intihar ediyor ve evde kalıyor. ama asıl istediği tüm ailenin onunla beraber kalması.

    olivia’nın ölümünden en çok etkilenen o zaman 6 yaşında olan ikizler nell ve luke. çünkü anneleri ile son anı yaşayanlar onlardı. nell klinik olarak depresif ve manik. luke ise eroine bulaşıyor. bu iki kardeşin yükünü steven, shirley ve theo üstleniyor. bu kardeşler de annelerinin yokluğunu hissediyorlar. steven sık sık ‘annemi özlüyorum’ diyor. shirley ‘forever house’un maketini ofisinde tutuyor. theo, her ne kadar dokunma yeteneğini saklamak için giyse de, annesinin önerdiği eldivenleri giyiyor. baba hugh ise karısı ile konuştuğunu düşünüyor. karısı ona çocukları ile ilişkilerini düzeltebilmesi için söylemesi gerekenleri söylüyor.

    evin midesi/kalbi red room ise herkese farklı görünen bir oda. olivia için okuma odası, steven için video oyun odası, shirley için aile odası, theo için dans odası, nell için oyun oynama odası, luke için ağaçevi şeklinde kendini gösteriyor. en sonda steven, shirley, theo ve luke red room’a girdiklerinde oda hepsine kendi korkularını, travmalarını gösteriyor. böylece kendilerini öldürmelerini sağlayıp, sonsuza kadar (ya da bir şekilde ev yıkılana kadar) orada kalmalarını sağlamak istiyor. yani aynı olivia’nın istediği gibi.

    en sonda red room’a girdiklerinde; steven karısıyla yüzleşiyor, shirley kocasını aldattığı anı yeniden yaşıyor, theo geceyi trish ile birlikte geçirip, yakınlaşma/bağlanma korkusunu yaşıyor. luke arkadaşı joey'i aramak için rehab'i terk ettiği zamana geri dönüyor. hepsi acılarını, travmalarını, korkularını tekrar yaşıyorlar. onları kurtaran da önce kardeşleri nell, sonra da babaları hugh oluyor.

    red room’dan ve evden kurtulduklarında (korkularıyla, acılarıyla yüzleştiklerinde) steven evin sorumluluğunu üstlenip, karısıyla arasını düzeltiyor ve karısı hamile. shirley kocasıyla yüzleşip evliliğini kurtarıyor. bağlanmaktan korkan theo, evden ayrılıp trish ile birlikte eve taşınıyor. luke 2 yıl boyunca temiz kalmayı başarıyor.

    dizideki iki büyük plot twist:
    1. nell’in bent-neck lady çıkması
    2. red room: aslında zaman zaman o odada yaşamaları ama sezon boyunca o kapıdan içeriye girmeye çalışmaları.

    benim anladığım aslında buradaki hayaletler bizim korkularımız, acılarımız, travmalarımız. bunlarla yüzleşmedikçe bizim peşimizden gelip, bizi ‘avlamaya’ devam edecekler. evin duvarları da kendi etrafımıza ördüğümüz duvarlar. korkup, içinde güvende olacağımızı sandığımız duvarlar. ama o duvarlar en sonunda bizi yiyip bitirecek. aynı red room gibi. akıl sağlığını korumak da çok önemli. kısacası acılarınızla, korkularınızla, travmalarınızla yüzleşin. kendinizi o duvarlardan kurtarın. yani benim yorumum böyle.

    dizide hem çocuk oyuncular hem de yetişkinler çok iyi bir iş çıkarmışlar ortaya. ayrıca dizideki ince ayrıntılar muhteşem gerçekten. her bölümde arka planda hayaletler var. kıpırdamıyorlar, konuyla alakaları yok. sadece saniyelik arka planda gözüküyorlar. izlerken arka plana dikkat edin.

    son olarak carla gugino’yu böyle iyi ve başarılı bir yapımda görmek sevindirdi.

    edit: bigwhitecat uyardı. poppy yerine polly yazmışım. düzelttim.

    --- spoiler ---
  • diziyi izlerken aklımda hep "acaba evi kaça aldılar? ne kadar masraf yaptılar? kaça satmayı düşünüyorlardı?" soruları dolaştığı için konuya odaklanamadım. lanet olsun şu emlak avcıları programlarına
  • --- spoiler ---

    abi o evden bi taşının artık gözünüzü seveyim. belli sıkıntı var işte yeter gerildik artık ya.
    --- spoiler ---
  • resmen aile dramıdır. kariyerim diye telefonlara bakmamak, gece arayıp ağlayan kardeşe saatin kaç olduğunu biliyor musun demek, bilmediğiniz şeyler var deyip deyip bilmediğimiz nedir bir türlü söylememek.

    çevremde böyle aileler de çok var. herkesin "öcülerini", hayat mücadelesini kendi başına vermesi, kimsenin kimseden haberi olmaması.

    bir flashback'te küçük kız nell evin giriş salonunda zart diye ortadan kayboluyor, anne baba evi köşe bucak arıyor, gariplikler falan. sonra kız birden aynı yerde beliriyor, hep buradaydım, bağırdım, seslendim size, hiç biriniz duymadınız, sizden yardım istedim, hiç biriniz beni duymadınız derken sesinin yankısı ile günümüze, kardeşler tabutu başında dikilirlerken zavallı nell'in yanına dönüyoruz.

    böyle olmayın olm, umursayın ailenizi, kardeşlerinizi, sevdiklerinizi. tökezliyoruz hepimiz bazen, elimizi uzatınca tutabilelim tanıdık bir eli. yalnız bırakmayın birbirinizi. sevginizi, onlarla gurur duyduğunuzu, başarılarını takdir ettiğinizi paylaşın. biraraya gelmek için ölmeyi beklemeyin. burada günlerimiz sayılı, sonrası sonsuz pişmanlıklar, kaçırılan fırsatlar.
  • 9.5/10.
    2 saat önce bitirdim, şu an tekrar başlamamak için kendimi tutuyorum. enfesti. her oyuncusu, her bölümü, her detayıyla muhteşemdi. shirley jackson'ın kitabını okuyalı 2 sene oluyor, kesitler halinde aklımda kalmış. aşağıda yazılanlar hem kitap hem de dizi hakkında çok açık spoiler içerdiği için izlemeyenler bundan sonrasını okumaya devam etmemeli.

    --- spoiler - kitap ---

    kitapla dizinin birbirine temas ettiği noktalar var fakat konular hayli farklı. en büyük temas isim benzerliğiyle yapılmış, kitabın baş kahramanı elenor (nell) gençliğinin altın yıllarında çok uzun süre felçli annesine bakmış ve bu yüzden hayatın elinden kayıp gittiğini düşünen, kendisini hasta annesine mahkum eden ablası ve eniştesine nefret besleyen, ölmüş annesine karşı da nefret içeren sağlıksız bir bağlılık geliştirmiş bir kadın. annesine bakmakla geçen yılları için haklı olarak öfke dolu ve bu yıllar kendisinde zihinsel yaralar bırakmış vaziyette. özgürlük arzusu içinde fakat aslında tam anlamıyla geçmişin hayaleti olan annesiyle geçen yıllarından bir türlü çıkamıyor, hata yapmaktan, komik duruma düşmekten korkuyor, dış görünüşünden utanıyor vb vb. çok uzattım ama kitaptaki elenor vance bence üzerinde düşünmeye değer biri. özellikle gençlik yıllarını yaşlılar uğruna feda ettiği için hayata büyük öfke duyan vakaların psikolojik okumasında yararlanılması gereken bir karakter. dizideki nelly ile kitaptakinin isim benzerliğinden ve sonunda ölmüş olmalarından başka ortak bir noktaları yok.

    shirley jackson'ın kitabındaki neredeyse her isim dizide bir karaktere verilmiş. dizide ailenin babası olan hugh crain kitapta hill house'un ilk sahibi. o ve 2 kızı kitabın başladığı tarihte (kızların birinden emin değilim) çoktan ölmüştü. theodora o eve sadece birkaç günlüğüne kalacak yeri olsun diye gelmiş, lezbiyenliği üstü örtülü belirtilmiş bir kız ve elenor'un oda arkadaşıydı. luke kitapta zamanla iyilik emareleri gösteren üçkağıtçı mirasyedinin biriydi. dizide crain ailesinin kalan 2 çocuğundan birine shirley jackson'ın ismini vermişler, stevie ise kitaptan isimlendirilmiş bir karakter değil, ben kendisinin kitaptaki "aslında paranormal olaylara asla inanmayan", yine hill house'da inanmamayı bekleyen ve evi kiralayarak her şeyi başlatan dr. montegue'ye tekabül ettiğini düşünüyorum. evin kahyası ve aşçısı mr. ve mrs. dudley ismen aynı şekilde korunsalar da kitabın aksine dizide baya iyilik dolu bir çift olarak karşımıza çıkıyorlar, hatta 10 bölümde ağladığım tek sahne horace'ın yaşlı clara'yı ölmek üzereyken hill house'a getirerek çocukları ile kavuşturduğu sahneydi.

    karakterlerin isimlendirilmesi haricinde kitapta olup dizide işlenen şeyler aslında çok sınırlı. evin bazı noktalarının ürkütücü şekilde soğuk olması, red rooma çıkan dönel merdiven, dudley'lerin gün batımından sonra asla o evde kalmaması. sayabildiklerim bu kadar. özetle theodora'nın çok gösterişli ve lezbiyen olması, luke'un uyuşturucu parası için hırsızlık yapması gibi detaylar haricinde kitapla dizi karakterleri arasında benzerlik yok.
    --- spoiler - kitap ---

    gelelim diziye,

    --- spoiler ---

    - herkes nell ve bent neck lady bağlantısının açığa çıktığı 5. bölümü çok beğenmiş, evet çok güzeldi zaten nell'in hikayesi oldukça dokunaklı ama benim favori bölümüm bir yönetmenlik ve çocuklar dahil bir oyunculuk şovu olan 6. bölümdü. böyle izlerken kendimi tokatlamak filan istedim. bir sahne var, babaları cenaze evine varıyor, kapıdan giriyor ve uzun zamandır görmediği yetişkin çocuklarının çocukluktaki hallerine bakarak "sorry i'm a little late" diyor. geciktiği şey nell'in cenazesi değil. offf. sonra kamera dairesel hareketini tamamlıyor ve çocuklar yerine hepsinin yetişkinliğini görüyoruz. abicim siz o sahneyi nasıl çektiniz? aklımı aldı resmen. bölümün tamamı 3-4 tek plan çekim. karakterlerin patlamaları, krizleri, kavgaları hepsi olabilecek en üst seviyede. en iyi dizi bölümü diye bir kategori olsa alır.

    - favori karakterlerim theo ve luke. theo'nun çocukluğunu oynayan mckenna grace nasıl bir kız siz biliyor musunuz? stranger things'in sinir bozucu, kocakarı kılıklı overrated eleven'ını her anlamda tokatlar geçer. çocuk oyuncu seçimini yapan kişiyi alnından öpüyorum. şu tatlılıklara bakar mısınız bi.

    - 8. bölümde theo'nun arabadan inip shirley'e hiçbir şey hissedememek üzerine attığı 3 dakikalık tirattan sonra elim yüzümde kaldım öyle. o 3 dakikayı sarıp sarıp 5-6 kez izledim. gözümün önünde cereyan etti sanki.

    - luke. ah luke seni o kadar çok sevdim ki bir luke anca bu kadar sevilir. şişe dibi gözlüklerinin arkasından herkese sevgiyle bakan çocukluğunu, nell'e olan bağlılığını, tam bir anne kuzusu olmanı ne kadar sevdiysem; kardeşlerine hep kendini ispatlamaya çalışan, küçükken abigail de güzel giyinebilsin diye shirley'den kıyafet aşırmaya çalışırken büyüyünce joey sokaklarda ölmesin diye abisinin kamerasını çalan yetişkinliğini de o kadar sevdim. arkadaşlar luke biraz fazla olmamış mı? hassas kalbime çok ağır geldin luke. iyi ki ölmedin yoksa 1 ay yastan çıkamazdım herhalde.

    - donuz kız shirley ve egoist abi stevie, sizleri pek sevemesem de gayet gerekli karakterlerdiniz. keşke daha iyi bir abla ve abi olabilseydiniz, o zaman nell ölmez, luke junkie olmazdı. zavallı nell bent neck lady ile uğraşırken, shirley hanımefendi 6 sene önce 2 saat takıldığı adam yüzünden atanamamış maria magdalena gibi triplere girdiği için bunalımdaymış meğer ahahas. derdini seveyim. stevie sana diyecek pek bir şeyim yok ama olmaz olsun senin gibi abi dedirtmeye ramak kalmış bir insansın. yalnız babasının bu herifin hayalet gördüğünü kitabından anlaması? tüylerim dikildi.

    - baba hugh crain'i biraz sevdim biraz sevmedim. yani bu aslında senaryonun eksik kısmı ama bu kadar ilgili bir baba malum geceden sonra çocuklar teyzeye gönderilince hiç mi ilgilenmemiş ya da çocukların aklındaki anne imgesini korumak için olayın üzerini hiçbir açıklama yapmadan mı kapatmış. kızmakla beraber çok da acıdığım bir karakter oldu. stevie'in karısı, shirley'nin kocası, theo'nun sevgilileri, nell'in arthur'u hatta luke'un bile rehabden arkadaşları vardı ama hugh karısının ölümünden sonra yapayalnızdı. çocukları ile tekrar bir araya geldiğinde o çekingen halleri biraz üzdü beni. zaten dizideki herkese üzüle üzüle bir hal oldum sanki hill house yan apartman. hugh'a üzül, luke'a üzül, nell'e üzül, dudley'lere üzül. üzül üzül içim karardı. bir tek sana üzülmedim stevie şrfsz.

    - shirley'nin kocası meksikalı, theo'nun sevgilisi koreli, nell'in rahmetli kocası siyahi, luke'un keş arkadaşı asyalı. hill house'un kendisi ise rize - güneysulu, dizideki bu detay hiç göze batmıyordu ve çok da sevdim.

    - kanımca evin olivia'yı delirtme süreci daha uzun tutulabilirdi. deli kadın poppy "çocuklarına fare zehri içirmelisin ttlm" dediği için yapmış olamaz tüm bunları. çocuklarını korumak isterken şirazesi kayıp onları öldüren anneler üzerine yazılmış kitaplar, çekilmiş filmler, gerçek hikayeler var. yapamaz değil, yapar ama sebebi biraz yavan kalmıştı. anneyi oynayan carla gugino'nun 46 yaşında olması ve atv'deki sürekli ağlanan iğrenç karadeniz dizisindeki başrol kıza çok fazla benzemesi açıklama beklediğimiz diğer mevzular.

    - yetişkin shirley'i canlandıran elizabeth reaser twilight serisinin filmlerinde esme cullen'ı oynamıştı, 2. veya 3. bölümde eşi shirley'e "carlisle'ı arasaydın" gibi bir şey söylüyordu, yani bir selam gönderme vardı ya da ben uydurdum.

    - bu manas destanını derleyip toplamak gerekirse, izlerken çok keyif aldığım, her açıdan çok ince bir işçilik ürünü. umarım 2. sezonu gelir. abigail'in hayaletini elinden tutup götüren hayalet kadın gibi karakterlerin tanıtılmamasını 2. sezonda başka bir aile ile devam edeceklerine yoruyorum. hatta belki poppy'den bile önce orada olan bir aile ile. imla editi yaparen aklıma geldi, belki de 2. sezonda hill house yerine başka bir lanetli evi işlerler, çünkü dizinin resmi instagram hesabının ismi sadece haunting.

    --- spoiler ---
  • korku dizisi değil miydi ya bu? ben niye ağlıyorum amk
  • su dizi icin yillar sonra sozluge login olup entry yaziyorum (o derece iyi). butun sezonu 2 gunde izledikten sonra uc bes laf hazirladim saga sola:

    --- spoiler ---

    cenaze evi olan mal kadin: senin allah belani versin, sen ne vicdansiz bir kadinsin ya? o cocuk binbir derdinin arasinda kizin dugunu icin kalkmis gelmis, sen kimsin kopek cocugu kapidan kovuyosun? o cemcuk agzin kirmizi odada biraz daha yamulaydi da rahatlasaydik.

    analari: hadi ev mev aklini aldi ayagina seni son bolume kadar hos gormustuk. cocuklarinin basini yemeye calistin hadi ona da tamam diyelim, kendince bebelerim sonsuza kadar yanimda olsun falan dedin heralde.. ama o gariban sarisin kizdan ne istedin de zehirli cay partine cagriyosun? hademeyle mendebur karisi zar zor yapmis cocugu, sevimli citkirildim da bisiy. icim yandi valla.

    yazar olan mal adam: sana da laflar hazirladim. hadi yillar yili hayaletleri gordugun halde pak inkar gelip kardeslerini manyaga bagladin onu bir kenara birakiyorum. ulan it herif, madem vazektomi oldun karini bos yere niye ugrastiriyosun bebek yapmak icin? kadincagiz bebem olsun diye calmadigi kapi birakmadi.

    yazar malin karisi: yani bi yandan da o malla birbirinize layiksiniz diyesi geliyor insanin icinden. eroinman cocuk kapina geldi, kalicak yere ihtiyacim var diye resmen yalvardi. bi gece koseye kivrilip yatsa geberir miydin? cocugu sokakta biraktin bi araba dayak yeni senin yuzunden.

    kendini asan kiz: sana bir sey diyemiyorum, boynu kirik o kariyi her gordugumde ben altima sicardim sen gene iyi idare ettin.

    eroinman cocuk: sen de ayni sekilde gene iyisin, o sana musallat olan 3 metre adam neydi oyle tobe bismillah.

    lezbiyen kiz: senin de issiz adam triplerin, yok ona dokunmam buna dokunmam triplerin baydi. saga sola dokunup yardim etmeyi, barlarda kizlara yurumeyi bildin. uc bes kardesime yardim ediym bi dokunayim ne derdi varmis kizin goreyim demedin. anca kiz musalla tasinda yatarken kizi elledin, sonra vay anam neler donmus diye zirlarsin oyle.

    eroinman cocugun kaldigi klinik sahibi kadin: sizin yapacaginiz ise sicayim. cocuk 90 gun olmus uyusturucu kullanmamis, geri geleyim yatacak yerim yok diyor. bu mal kurallar boyle ayagina cocugu geri almiyor. ayda 6 bin dolar hemide klinigin parasi, zehiri zikkim olsun o paralar.

    kendini asan kizin psikologu: o meymenetsiz suratinla habire kiza korkunla yuzles, eve git nolcak giz diye diye kizin basini aslinda sen yedin.

    babalari: ya karin geceyarisi boynuna tornavida dayamis desti desecek, sen daha neden bu kadini o evde tutuyosun? hademe bile kadinin durumunu anladi da uyardi, bi de adami azarladin sen isine bak diye. kadinin oldugu gece camlar pencereler kiriliyo, sagda solda hayaletler geziyo, sen kadini evde birakip cocuklarini alip kaciyosun. adam olaydin da karini da kolundan tuttugun gibi arabaya ataydin. sana da puanim sifir.

    --- spoiler ---
  • 2 gecedir 35 yaşındaki beni ışıklar açık uyutan dizi. hayır çocuklar falan soruyor, cevap da veremiyorum, çalışırken uyuya kalmışım falan diyorum.

    ha bir de korkmuyorum diyenler, ya siz neler yaşadınız bundan önce de, bu izlediklerinizden korkmuyorsunuz amk? hayalet avcılığı mı yapıyorsunuz, cinleriniz falan mı var? korkmamanız için ancak bu tarz işlerle uğraşıyor olmanız lazım başka bir açıklaması yok yani.

    edit: son iki bölümü ancak toplu taşıma araçlarındayken tamamlayabildim. öyle izleyince etki biraz daha azalıyor. gerçi metro tenhayken yine biraz tırstım izlerken ama idare ettim.
  • bir pazar günüme mal olmuş ama zerre pişmanlık yaşatmamış netflix dizisi

    diziyi bitirdikten sonra şunu çok daha iyi anladım. mike flanagan gerçekten underrated bir yönetmen. oculus ve gerald's game filmleriyle birlikte the haunting of hill house'u da sayarsak bütünlüğü hiç bozmayan dağınık, diyalektik kurgusu gerçekten muazzam. adamın resmen nolan'a yaraşır bir kurgu zekası var. james wan için korku janrının en önemli ismi diyorlar, korkutuculuk bakımından öyle ama sanırım flanagan'ın bu harika anlatımını james wan'ın korkutuculuğuna yeğlerim

    --- spoiler ---

    her şeyi geçtim 6. bölüm olan two storms bölümü nasıl bir şey öyle ya. 50 dakikalık bölüm, 10-15 dakikalık plan sekanslardan oluşuyor. bölümün tamamı hepi topu 5-6 sahneden oluşuyor resmen. geçişler, arka plana serpiştirilmiş detaylar. ayrı yerlere dağılmış tüm aile bireylerinin bir araya geldiği cenaze evi ve aralarındaki yüzleşme bu kadar mı muazzam ve akıcı anlatılır ya. ağzım açık izledim.
    --- spoiler ---