şükela:  tümü | bugün
  • dün bir arkadaşın doğum günü münasebetiyle gitmek zorunda kaldığım ve hayatımın geri kalan kısmında şekilli garsonların çalıştığı herhangi bir yere ve herhangi bir doğum gününe gitmeme gibi bir karar almış olmama sebep olan, bana göre çok pahalı mekan. mevsimlik salata yanılmıyorsam 24 ytl gibi bir şeydi. başta şaşırmadım. kombine zannettim lan. bir mevsim boyunca gelip salata yiyebilirim zannettim o kadar parayla. ama sonra şekilli garson tepemde dikilince ben de riske girmek istemediğimden 20 ytl'ye şnitzel söyledim. şnitzel 20 ytl. annem görse canlı tavukla kafama vura vura bayıltırdı, babam tavuğu sabitler beni tavuğa çarpardı. nasıl olsa "house'tayız şekerim" diyecek insan her zaman olacağından, yapın limonatayı 40, şnitzeli 74, gergedan taşşağıyla şımartılmış şanzelize bulvarını 113 ytl. biz de haddimizi bilelim.
  • buradan sadece çıkan insanları görebilirsiniz. bu yaşıma geldim daha bu cafeye giren birini görmedim, sadece çıkıyorlar.

    arka taraftan gizli bir girişi falan mı var diye işkilleniyor insan.
  • değiştirilen tabağa ücret ödeniyor ise, noodle'ı başka bir tabakla değiştirmek kendilerine 30 tl kaybettirmez. zira o noodle'ın maliyeti 30 tl değildir.

    ayrıca makarna için 30 tl talep eden bir işletme zaten beğenmediğiniz tabağı değiştirecektir, bu bir lütuf değildir, heyecanlanmaya gerek yok.
  • önce tanım : gidilmemesi gereken, üçüncü sınıf, kötü bir lokanta.

    neden mi?

    caddebostan şubesinde başımdan geçen şudur :

    bir şişe kavaklidere selection beyaz şarap ısmarlanır. bu, şişesi 80 tl olan bir şaraptır. garson şişeyi getirir, tribüşonu takar, çekerken tapa kırılır. aslında buraya kadar herşey normaldir. herhangi bir şarabın tapası kırılabilir, hele kavaklıdere mantar seçiminde kötü bir firma olduğu için kavaklıdere'nin tapaları sık sık kırılır, hatta bazen şarap bozulmuş bile olabilir. dediğim gibi bu doğal olan kısmı.

    the house cafe faktörü bundan sonra devreye girer.

    garson, belli ki eğitimsiz, hiç bir şey olmamış gibi kırık tapayı kazıyarak çıkarmak sureti ile şarabı servis etmeye teşebbüs eder. müşteri (ben) garsonu durdurur. der ki : bu şişeyi değiştirin lütfen. tapası kırılmış bir şarabın içinde mantar tozu/tanecikleri olur ve şarabın bozulmuş olma ihtimali yüksektir. dolayısı ile yapmanız gereken yeni bir şişe getirmek ve bunu üreticiye iade etmektir.

    garson da peki der ve gider. barın önünde bir toplaşma olduğu müşterinin gözünden kaçmaz. neredeyse tüm ekip toplanmış bir şeyler tartışmaktadır. bir süre sonra bu sefer bir barmen gelir masaya. elinde bulunan (güya) yeni şişeyi açmak üzere tribüşonu tapaya batırır. ama her ne hikmetse şişeyi normal olarak boynundan değil, ağzından, tam kapüşonun (şarap şişesinin ağzını kapatan folyo) olması gereken yerden tutmaktadır. müşteri "elinizin altına bakabilir miyim" der ve görür ki şişe çıplak, kapüşon yok. hmm.. ilginç !

    barmen hiç bir anormallik yokmuş gibi tapayı çıkarır ve servis eder. müşteri "mantar tapaya bakabilir miyim" der. barmen çaresiz tapayı uzatır. müşteri tapanın kıpkırmızı kıçını barmenin gözüne doğru uzatarak : "bak kardeşim bu tapa daha önce bir kırmızı şarap şişesinden çıkarılmış ve buraya takılmış. şişeyi değiştirmediğiniz açık, üstelik beni kandırmaya kalkıyorsunuz yalan söylüyorsunuz" der. müşteriyi kazıklamaktan çekinmeyen bir mekan olduğu belli, ancak tabi yöntem çok sefilce. başka bir şişenin tapasını buna geçirip bana itelemeye kalkıyorsun be adam hiç mi bakmıyorsun o tapa ne tapasıdır diye ? beyaz şarap tapayı kırmızıya boyamış, vay be!

    yalan ve hile o kadar açıktır ki barmen ve garson(lar) bir şey diyemezler. ekip şefi olan genç çocuk gelir utana sıkıla "özür dilerim diyecek söz bulamıyorum" der.

    şarap değiştirilir, müessese müşteri ile barışmak için birer ücretsiz kahve ikram eder, hesapta biraz iskonto falan yapar. müşteri de teşekkür eder çıkar gider.

    e adamlar hatanın telafisi için uğraştıysa bu müşteri niye yazıyor bunları ? çünkü buradaki hadise bir hata değil, kasıtlı olarak yapılmış bir üçkağıt, bir hile. ve bir kişinin basit bir hatası değil müessese kültürünün bir parçası olduğu açıkça belli olan bir tezgah. tıpkı bu şarap örneğinde olduğu gibi the house cafe'lerde bozuk yiyecek, içine tükürülmüş çorba, bekletilmiş şarap vs. satın alıyor olabilirsiniz.

    müşterisini böyle pişkin pişkin kazıklayan, şarap ve yemek kültüründen habersiz bir mekanın yeri tarihin çöplüğüdür. bu zihniyetle ancak köşe başında dönerci açabilirler. kendilerine bunu öneriyorum.
  • istanbulda sayısı giderek azalan iç bahçeli eski apartmanlardan birini daha acımadan mahveden işletmedir. adına restorasyon denilemeyecek derece açgözlülükle bahçeye tecavüz eden yeni ek salonda oturup yemeğinizi yerken, betonla kaplanmadan önce o bahçede yaşayan ve şimdi yerinde yeller esen koca dut ağacını bir sorun. olay "dallanıp budaklanmasın" diye belki size dut aromalı bir detox kokteyli ikram ederler ("on the house" diye espri bile yaparlar). ya da en iyisi; masalarını ağaçların yerine değil ağaçların çevresine dizen, parayı da bu kadar sevmeyen başka bir restoranı da tercih edebilirsiniz tabi.
  • bu sabah istiklal şubesine gittiğim restoran/cafe.
    hava efsane yağmurlu ve koskoca istiklal'de dışarıda sigara içmeye izin veren tek yer burası. bir çay söyledim kendime gelebilmek için ve menüye baktığımda çayı altın suyuyla kaynattıklarını düşündüm. 4,5 lira çay mı olur lan.
    her neyse içtim, kalkıp kasaya gittim ve sadece 100 lira nakitim vardı. kasadaki bey müdürleriymiş ve gülümseyerek parayı bozamayacağını söyleyip ikramları olduğunu belirtti. ne kadar itiraz etsem de kabul etmedi.
    tamam absürt fiyatlarda şeyler sunuyorlar fakat bu hareketleriyle gönlümü çaldılar.
  • yillardir giderim. yurda dondugum her donemde, mutlaka haftalarim gecer nisantasi'ndaki iki subesinde de.
    yillardir her gelisimde kalitesindeki onlenemez dususe goz yummamaya calisiyorum, fakat...

    porsiyonlar iyice kuculdu ve fiyatlarin karsiligini vermiyor. yemeklerin tadi her gecen gun kotuye gidiyor. tavuk schnitzel diye onune iki gogus parcasi koyuyorlar. salatalar avuc ici kadar kalmis. menude souffle diye gecen tatlinin, dondurma olarak karsiniza gelmesi ve sorguladiginizda "zaten menuden kaldiracagiz, cok ilgi gormedi" denmesi de tum kibarliga ragmen gerzekce bir aciklama olarak kalmaktan oteye gidemiyor. ekmek getirmeyi unutan garsonlar, soguk gelen yemekler ve bir turlu gelmek bilmeyen hesaplar...

    bunun disinda, atiye sokak'takinde buyuk bir sikinti yasaniyor. bahcede kestikleri dut agacini bir kenara biraktim -ki nasil biraktigimi bir allah bir ben bilir- sokaga koyduklari masalar, 35 yillik bir dukkan sahibinin dukkaninin onunu kapatiyor. onunu kapatiyor derken, gecisi zorlastiriyor falan degil, baya bildigin o dukkani hice sayip, onunu, kapisini, gecis yollarini, kisacasi tum dukkanin varligini ve gorunurlugunu imkansiz kiliyor. gecen cumartesi farkinda olmadan bu masalardan birinde otururken, gayet kibar bir hanim yanima yaklasip "cok affedersiniz hanimefendi, burasi benim dukkanim, kapiyi acabilir miyim izninizle?" dedi. ben kamera sakasi diye dusunurken bir anda kadincagiz dokuluverdi. 35 yildir oturdugu dukkanin vitrininin ustunu kaplayacak sekilde isitma borulari takmislar. devamli masalar konusunda kiyamet kopuyormus ve the house cafe muduriyetinin -bizzat sahit oldugum- inanilmaz umursamazligi kendisini yormus. hemen kalkip masa degistirdim ve yaklasik 5 garson bir anda oraya hucum edip, tum masalari topladilar.

    simdi sevgili the house cafe management, bu nedir? nasil bir musteri memnuniyeti amaclamaktir? masalari tirim tirim topladiginiza gore, bu suregelen bir problem ve siz musterilerinizin rahatsiz olmasi umrunuzda olmadan, bunun onlemini almiyorsunuz. para icinde yuzdukce, her seye hakkiniz oldugunu sanmaniz da takdire sayan.

    ozet gecmek gerekirse, guzelim konsepti, mekani yillar gectikce mahvettiniz. cok ayip oldu mu, olmaz mi?
    bu isler o kadar kolay mi?
  • parayı gormemiş türk halkından kazanır.

    misal, -no offese- görmüş geçirmiş paris'de yaşayan bir arkadasınız olarak diyebilirim ki oyle pahalı, luks gecinip, o dusuk kalitede burgeri burda verecekler çok agır laflar yerler ve 1 sene surmez batmaları. bak cok ciddiyim oyle ayar icin falan yazmıyorum.

    gecen yaz bira istemiştim, ılık geldi ve "daha sogugu var mı" diye sordugumda sanki gorevli kıza donunu cıkar demişim gibi bir tepkiyle karşılaşmıtım.

    velhasıl, emin olun parayı görmemişlerden kazanır.

    bak aklıma geldi limonata diye uludag sekersiz getimişlerdi.. içine de elma dogramıs.. sağol şekerim ben onu bakkaldan da alıyorum.
  • kanyon şubelerinde yaklaşık bir ay önce telefonumu şarja vermiştim, çıkmadan önce garsondan geri istedim. telefonumla beraber gelen şarj pislikten kahverengi olmuş, eski, saçma sapan bir alet... "bu benim değil, yanlış şarj getirdiniz" demem üzerine hızlıca kontrol edip baktılar ki başka bir müşteri telefonunu şarjdan alırken benim şarjı da götürmüş. garsonlar cidden perişan oldular ve çat diye yandaki apple store'dan sıfır şarj alıp bana teslim ettiler. cidden beklemediğim kadar büyük bir nezaket ve kriz yönetimi gördüm... tebrikler.