şükela:  tümü | bugün
  • istanbul film festivalinde gösterilip seyirci ödülünü kazanmış, fena olmayan bir dönem filmi
  • lily bart'ın bitakım münasebetlerini uzun uzadıya (çok lazımmış gibi) anlatan edith wharton'un veremediği sanatsallığı terence davies'in yakaladığı , özellikle mekan ve zaman geçişlerini long shotlarla vermesine hayran kaldığım çok uzun olamsına rağmen nerdeyse bitmesin dediğim film.
  • sırf gillian anderson için izlemek istediğim ama izleyemediğim film. resimlerine bakmakla yetindim, orda da büyüleyiciydi kendisi o eski elbiseler kabarık eteklerle falan...*
  • gillian andersonin dokturdugu filmdir. amerika'da bile pek cok ovgu alan film ve lily barth'i basariyla canlandiran gillian, oscara aday gosterilmeyince pek cok elestirmen "olur mu oyle sey" diyerek tepki gostermisti.
  • terence davies'in yazip yonettigi bir film
  • zamanin ilerisinde iken, hayatin cok buyuk firsatlar sunmus oldugu, doganin kendisine bahsedebilecegi her seyin en guzeli ile yasamaya alismis bir karakterin, zamanin gerisine dusunce, hayatin katmanlarindan bir bir asagiya inmesini/indirilmesini, kendini koruma amacli yaklastigi asil bir fikrin pesinde gun gectikce nasil perisan oldugunu anlatan edith wharton kitabi. "the gilded age" denilen bir zamanin aslinda simdiki ile ne kadar "ayni" oldugunu satir satir okurken gorebilecegimiz melankolinin pesini birakmadigi bir kadinin hikayesi.

    edith wharton bu kitabin adini "the heart of the wise is in the house of mourning, the heart of the fool is in the house of mirth" deyisinden esinlenerek koymustur.

    (bkz: ignorance is bliss)
  • örnekleri az bulunurdu ama mevcut "hikayenin gidişini sen seç!" türündeki çocuk kitapları pek eğlenceli olurdu vaktiyle. "küçük elizabeth balonları patlatsın mı yoksa onlarla silikonculuk mu oynasın?" kaderi geçerdi ellere elizabeth'in, her önemli duraktan sonra ne yapacağına karar verirdi küçük akıllar.

    the house of mirth'de işte aynen böyle olmuş olmasını dilediğim bir film. her seyredişimde bittiği gibi bitmemesini ümit ediyorum kek gibi. ama haliyle nafile. filmin içine zıplayıp lily bart'ı şöyle bir sallamak, kendine getirmek, "toplasana kızım kendini, bak bir kendine nerelere gidiyorsun" diye bağrınmak istiyorum. ama haliyle nafile.

    öfkenin kaynakları, kusursuz yorumuyla romanı peliküle aktaran, her karedeki tercihleriyle karakterleri gerçek kılan terence davies ve lily'yi ete kana bürüyen, lily olarak nefes alıp veren gillian anderson'ın kalp kaslarına işleyen performansı olmalı. böylesine başarılı olmasalar mıydı, ne?

    bulduğundan daha fazlasını hak eden bir karakter incelemesi, the house of mirth. yıllardır çıkmıyor şu zihinden.
  • 1918 yılında albert capellani ve june mathis tarafından senaryolaştırılan hikâyeyi yönetmen albert capellani filme çekti. bu siyah-beyaz filmde başlıca rolleri sessiz sinemanın güzel yıldızı katherine corri harris, henry kolker ve joseph kilgour oynadılar. 1981 yılında bir kez de tv filmi olarak çekilen hikayede lily bart rolünü geraldine chaplin oynadı. terence davis hikayeyi ikinci kez beyazperdeye uyarlayandır. film ülkemizde "keyif evi" adıyla gösterilmiştir.
  • gillian anderson'un oyunculuk dersi verdiği, kurgunun bence zayıf olduğu bir film.. ama sırf gillian anderson'un muhteşem oyunculuğunu izlerken bile zevkten dört köşe eden bir film..
  • ilknur özdemir çevirisiyle kırmızı kedi yayınevi sayesinde türkçemize kazandırılmıştır. kitabı henüz yeni aldım, okumadım ama keşke geçen yıl olaydı elimizde de, biz talihsiz akeciler okuyabilseydik kolaya kaçıp, artık kısmet öğrenciliği devam etmekte olan şanslılara. hoş ben gene tembellikten sadece filmini izlemiştim, filmi beğenmemde büyük pay sahibi gillian anderson olmadan kitabı da beğenecek miyim göreceğiz...