şükela:  tümü | bugün
  • oliver reed, gene hackman, candice bergen, simon oakland, ronald howard'ın rol aldıkları 1971 yapımı film.
  • richard shepard'ın senaryosunu yazıp yönettiği, richard gere, terrence howard, jesse eisenbergve james brolin'in rol aldığı 2007 yapımı film. konusu kısaca şöyle: genç bir gazeteci, tecrübeli bir kameraman ve gözden düşmüş bir gazeteci, hiç kimseden yetki ve izin almadan kendi kişisel çabaları ve imkanlarıyla bosna savaşının bir numaralı savaş suçlusu radovan karadzic'i bulmak için faaliyete geçer. ekip ülkede yanlışlıkla cia timi zannedilince kendilerini ciddi bir tehlike altında bulurlar. 14 eylül'de vizyona girecekmiş afm sinemalarında. imdb'den 8.7 almış.
  • beklenmedik derecede akici ve hareketli film. ozellikle cia, bm, nato cart curt kim varsa dunyayi biz var ediyoruz diyen hepsine bir guzel geciriyor. cok begendim. iki basparmak yukari.

    aciklama: benim seyrettigim 2007 yapimi richard gere'nin oynadigi film. madem soz bu adama geldi belirtmeden gecemiyecegim: ben bu adamin tipine uyuz oluyorum. ozellikle her filminde bir psikolojik travmalara giriyor ve seyirci bir sekilde yuzune yapilan yakin cekimlerle carpik curpuk dislerine ve dudak hareketlerine odaklanmak zorunda birakiliyor. yaradilisina birsey dedigim yok. sahsi problemim de yok kendisiyle -kari kiz, miras, sende var bende yok olayi gibi- ama ne bileyim bana itici geliyor iste.
  • sıkıcı bir ankara gününde sıkıntıdan kurtulmak amaçlı gidilmiş ve görevini layıkıyla yerine getirmiş bir filmdir kendisi. senaryonun akıcılığı, kurgunun ustalıkla yapılması sayesinden ortalama oyunculuklar bile filmi kötüleştirememiş özellikle görüntü yönetmeninin elini sıkmak isterim bosnada kurguladığı yerel detaylar göz dolduruyor.

    bunun yanında müslümanları terorist göstermekten başka işi gücü olmayan holywooda da çok güzel bir cevap olmuştur alnından öperim yapımcılarını.
  • son zamanların en güzel filmlerinden biri. hem güncel meselelere verdiği ayarlarla, hem sağlam oyunculuklarıyla hem de güzel diyaloglarıyla. müslümanları ve doğu kültürünü de böyle olumlu gösterirken, uluslararası kuruluşları ve amerika'yı böylesine eleştiren bir hollywood filmi zor bulunur herhalde. izleyiniz.
  • saraybosna'nın en güzel yerlerinin, en güzel ortamlarının görülebileceği film.
  • sonuna bayıldığım bir filmdir. filde bile olsa öyle birşey görmek yüreğimin yağlarını eritti. amma velakin ışıklar yanınca uyandım, kendime geldim.

    --- spoiler ---
    duckie ile simon kahvede -hakkat bildiin kaavede- sohbet ederken fonda yüksek yüksek tepelere çalıyor
    --- spoiler ---
  • tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş bir vahşeti ve anlı şanlı birçok uluslararası kuruluşun bunu görmemezlikten gelişini anlatan bir film. yalnız bunu anlatırken iç parçalayıcı bir anlatım yerine biraz daha mizah yönü ağır basan, kinayeli bir tarz seçilmiş. bu tarzdan en çok payını alan ise birleşmiş milletler. özellikle boris karakteri ve adını bilmediğim bir başka bm görevlisi üzerinden bolca bm' ye giydirilmiş.

    bunun dışında bol bol yugoslavya manzarası görebileceğiniz, yer yer sağlam espriler ve göndermeler içeren güzel bir film. tabi ki bu vahşetin içinde bulunmuş, canı yanmış kişiler için bu film fazlasıyla hafif gelecektir; ancak bu konudan bihaber bir sürü insana da bu konu hakkında az da olsa fikir verecektir.

    --- spoiler ---
    film boyunca insanın aklına ister istemez günümüz geliyor. koskoca bir terör örgütünü yöneten, finanse eden, tüm dünya için tehdit oluşturan ve bundan ötürü ilgisi olabilecek ülkelere her türlü askeri müdahaleyi meşru kılan, ancak her ne hikmetse 6 yıldır bir türlü izi bulunamayan terörist bir lider geliyor akla. zaten sağolsunlar filmin sonunda bir gönderme de oraya yapıyorlar.
    --- spoiler ---
  • izleyicisine bol görsel efektler, patlamalar ve silahlı çatismalara başvurmadan da iyi bir macera sunulabileceğini gösteren bir film bu. film, hayatın biraz tehlike ve macera içermesi gerektiği, insanın ancak bu şekilde gerçekten yaşadığını hissedebileceği yönünde bir mesaj veriyor. tv’nin insanlara sanal bir dünya sunduğu, ve onları pasifleştirdiği vurgulanıyor. richard gere'in canlandırdığı simon hunt’ın, yaşanan tehlikeli bir anın arkasından durumdan şikayetçi olan arkadaşına söylediği ‘yaşamak böyle bir şeydir, gerisi sadece televizyon’ mealli replik bunun altını çiziyor.

    the hunting party her zaman tarafsız olması beklenen gazetecinin aslında hiçbir zaman tam anlamıyla tarafsız olamayacağına dikkat çekiyor. gazetecilerin de duygularıyla hareket edebilecekleri gerçeği hatırlatılıyor. bu noktada israil’in işgalci olduğunu ve bu gerçeği göz ardı etmesinin mümkün olmadığını açıklayan ve israil-filistin çatismasında tarafsız olamayacağını belirten ünlü savaş muhabiri robert fisk geliyor akıllara. filmde gazetecinin yalnızca izlemek yerine bazen olayların gidişini değiştirmek için çabalamasinin hiç de yanlış olmayabileceği de savunuluyor. film bu yönüyle başrolünü nick nolte’un oynadığı under fire'ı hatırlatıyor.

    film, sırpların müslümanları katletmeleri üzerinde durarak boşnakların tarafındaymış gibi görünse de bunun hikayenin yalnızca bir yüzü olduğu vurgulanıyor. örneğin müslüman askerlerin de sırplara hem de kadın-erkek ayrımı yapmadan tecavüz ettikleri belirtiliyor. filmde, yer yer kendini hissettiren oryantalist bakış açısı ise can sıkıyor. saraybosna, filmde yalnızca camilerle dolu bir yer olarak gösterilirken şehirde bol miktarda bulunan kiliselere hiç yer verilmiyor. hunt ve duck’ın kahve içtikleri mekan ve burada gözümüze sokulan doğu imgeleri de burayı tamamen doğuya ait gösterme çabasının sonucu. aptal bm polisinin de tipik bir doğulu olması yetmezmiş gibi masasının üzerindeki mısır bayrağı da adeta onun nüfus cüzdanı gibi kullanılmış. bir de filmin sonlarına doğru birkaç yerde inandırıcılık çok düşüyor. bazı şeyler fazla kolay gerçeklesiyor sanki. yine de insanı baştan sona avucunun içinde tutmayı başaran filmin artıları eksilerini unutturuyor.
  • film iyi ya da kötü veyahut da çok aptalca bir sonu var ama ne olursa olsun bosna gerçeğini tekrardan hatırlatması bakımından çok değerli bir film.