şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: l'insulte)

    filmekimi sayesinde izleyebildiğim 2017 yapımı lübnan filmi.
    yönetmeni ziad doueri. en iyi yabancı film dalında oscar'a en büyük aday. almalı da.
    a seperation etkisi bırakıyor bünyede.
  • belgesel gibi bir film. ortadoğu gerçeği mi dersiniz, laneti mi dersiniz... adı her ne ise; onu az çok anlayabiliyorsunuz.

    genel fotoğrafın çok güzel olmasının yanı sıra her detay, her cümle, her bir küçük hareket müthiş dolu. oscar alır mı bilemem fakat; son dönemde izlediğim iyi filmlerden biriydi.

    --- spoiler ---

    tony'nin babasının: "savaşlar böyle sözler yüzünden çıkıyor" cümlesi öyle ağır öyle derin ki, yüzlerce sayfadan oluşan bir romana konu olabilir.

    --- spoiler ---
  • bugün cgv arthouse da izleme fırsatı buldum. inanılmaz beğendiğimi söylemeden edemeyeceğim.

    zaman zaman tansiyon düşse de özellikle mahkeme salonu içinde olan bitenler sizi filmin içine alıyor. bir ara soluksuz izlediğimi fark ettim. en son mahkemede hakimin karar! herkes ayağa kalksın dediği sahnede neredeyse salonsa ayağa kalkacaktım *o kadar kaptırmışım kendimi. filmin sonunda öyle bir an geliyor ki hakimin kararını bekliyorsunuz ama ne karar açıklayacağının bir hükmü de yok. çünkü herkesin durumla ilgili bir öngörüsü ve kararı kafasında oluşuyor.

    dava bittiğinde, kazanan da kaybeden de aynı şekilde rahatladı. dava bittiğinde kimse üzülmedi çünkü davanın bir tarafı olsun ya da olmasın herkes her şeyin farkında.

    savaşların nasıl başladığını yaşayarak gördük bitince neler olacağını ya da böyle de bitebilir senaryosunu izlemiş olduk.

    şiddetle tavsiye ederim, yabancı film kategorisinde oscar alır mı? neden olmasın.
  • filmi orta doğu gerçeğini iki karakter üzerinden harika anlatması nedeniyle çok sevsem de karakterler ile ilgili dertlerim var sevgili sözlük. tony'yi bu kadar sevdirmeye çalışmasına rağmen tüm hareketlerini bir travmaya bağlaması bence filmin milletin ruhuna işlemiş nefreti indirgedi. nefretin saman alevinden yangına dönmesi saniyeler alan topraklardaki hikayeleri anlatma başarısı nedeniyle yine de oscar adayı olmasına sevindiğim bir film. tüm dertlerimi şurada yazdım, merak edenler tıkırdatsın.
  • izleyiciyi ırkçılığı nedeniyle sevilesi durmayan tony karakteriyle özdeşleştirmeye çalışan film. heyecanlı, sürükleyici, gerilimli bir film. "burada yabancıları sevmezler, yerlileri hiç sevmezler" diye özetleyebileceğimiz ortadoğu'yu, ortadoğuluların birbirlerine nefretini iyi yansıtmışlar. mahkeme sahneleri de bir hollywood filmi kadar heyecanlı. lakin göze batan tek sorunu da tony yüzeysel bırakmamak adına eklenmiş travma. burada sorun tony'nin travma geçirmiş olması değil. ırkçılığa mazeret üretilmiş olması. şahsen yer yer tony'e hak versem de genelde haksız buldum, adamı sevmedim. bu adamı sevdirmeye, ırkçılığına mazeret bulmaya çalışmak da doğru olmamış yönetmen kardeş.

    spoiler

    adamın ırkçılığı, filistin nefreti gözlerinden taşıyor. filistinli görünce böcek görmüş gibi davranıyor. hatta böcek görse böyle davranmaz. yetmeyip karşısındaki filistinliyi kışkırtıyor. "keşke hitler tüm yahudileri katletseydi" cümlesinden farksız olan "keşke sharon hepinizi öldürseydi" cümlesini kurabiliyor. bildiğin çomar. liderini aşırı seviyor, o kadar seviyor ki cümlelerini ezberleyip tv'de duyunca bu cümleleri bağırarak söylemeye başlıyor. bir değil, onlarca günahı var. altta işlerini yapan filistinlilerin üzerine bilerek su döküyor [avukatın yanında suçunu kabul ediyor]. filistinlileri evine kabul etmeyince işçiler dışarıdan merdiven yardımıyla boruyu tamir ediyorlar, tam bitti derken elindeki demirle boruyu kırıyor. dediğim gibi tony ırkçı. tony'nin filistin nefreti çok büyük. işçinin sinirlenip hakaret etmesi de normal aslında. velhasıl böyle davranan, "keşke hepiniz ölseydiniz" diyebilen tony'nin ırkçılığına mazeret üretilmesini, ırkçılığın travmaya bağlanmasını sevmedim. bence ırkçılık ırkçılıktır, ırkçı olmak için travma yaşamak gerekmiyor. ırkçılığı alıp politikaya bağlasalar daha iyi olurdu. ırkçılığın nedeni olarak geçmişte yaşanmış bir olayı gösterince adamın eylemleri ve tüm filistinlilerin ölmesini arzulaması hafifletilmiş oluyor kanımca. belki de bazı karakterler yüzeysel kalmalı.

    spoiler
  • yönetmenliğini ziad doueiri'nin yaptığı, başrollerinde adel karam, kamel el basha, camille salameh, diamand bou abboud ve rita hayek'in yer aldığı 2017 yapımı film.

    dünya prömiyerini 74. venedik film festivali'nde yapan film burada başrolündeki ''kamel el basha''ya ''en iyi erkek oyuncu'' ödülünü kazandırmıştır. film ülkemizde ise ilk olarak geçtiğimiz ekim ayında gerçekleştirilen filmekimi 2017'de seyirci ile buluşmuştur. film ayrıca bu sene gerçekleştirilen oscar ödülleri'nde lübnan'ın ''yabancı dilde en iyi film'' oscar adayı olmuştur.

    film, lübnan'da yaşayan ve farklı toplumsal sınıflara ait iki insanın, basit bir sorunu inatları uğruna nasıl karmaşık ve çözümsüz bir hale getirdiklerini anlatıyor. araba tamircisi tony'nin hamile eşi shirine'le sade bir hayatı vardır. sokaklarındaki altyapı çalışmalarından lübnan'a göç etmiş, yakınlardaki bir mülteci kampında yaşayan filistinli ustabaşı yasser'in şirketi sorumludur. yasser, tony'nin balkonundaki giderin akıttığını fark edip tamir etmek ister. ancak tony onu evine almamakta kararlıdır. yasser dışarıdan da olsa gideri onarır. ilk anlaşmazlıkları bu olay üzerine çıkan ikili arasında git gide büyüyen gerilim, tony'nin yasser'e kurduğu bir cümle ile çok farklı bir noktaya taşınır. aralarındaki bu husumet önce mahkemeye, sonrasında politikacıların da dahil olduğu bir kamuoyu davasına döner. iki taraf da sonuna kadar hakkını savunurken, geçmişin yaraları da tekrar açılacak ve olaylar gelişecektir.

    film, başından sonuna dek çatışmadan beslenen yapısı ile kendini soluksuz bir şekilde izletmeyi başarıyor. yakınında bulunduğumuz coğrafyada gelişen olayları barındıran film, izlerken seyirciye yabancılık çektirmiyor. ilk başta son derece sıradan bir hakaret davası gibi görünse de, işin içinde iki farklı ulus ve onların geçmişlerinde olan ilişkileri girince ve taraflar da davayı körükleyici adımlar atınca kar topu gibi büyüyen dava adeta siyasi bir kriz doğuruyor ve önüne geçilmez bir hal alıyor. ülkemizde bulunan suriyeli mültecileri ve onların da zaman zaman neden oldukları düşününce filmi daha çok içselleştiriyoruz. oyuncuların başarılı performansı ile özellikle mahkemede sahnelerinde adeta o salonun içinde bizler de oturuyormuş ve davayı dinliyormuş hissine kapılıyoruz. bu da filmi ayakta tutan en önemli etken olarak öne çıkıyor. karakterlerin birbirlerine söylemiş oldukları hakaretlerin geçmişte yaşananlara da ışık tutması da hakaretlerin sıradan olmadıklarını ve mazilerinin oldukça geçmişe dayandıklarını gösteriyor.
  • özellikle bizim coğrafyalar gibi insan ve kültür çeşitliliği (ve kavgası) bol olan yerlerde izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. tavsiye edilir.