şükela:  tümü | bugün
  • türkçeye günlükler olarak çevrilmiş (ön kapak başlık üstü reklamı "bir edebiyat olayı") sylvia plath yapıtı. çeviren merve sevtap ılgın, 5. basım (birinci basım 2014, beşinci basım 2017), genişletilmiş yeni çeviri, kırmızı kedi yayınları'ndan.

    hemen başında gerçek sarsıcı bir olayla başlıyor. sonra yavaşça sancılı edebiyatçının arka odası, kulisi, mutfağı halini alıyor. bunalımlarını, çıktığı üniversite erkek arkadaşlarını görüyoruz; ilgileri, sorunları kendi başınayken işleyiş tarzı, bazı mektuplarından günlüğe alıntıladıkları, çağıyla sarmallaşması. ilerisi olasılıkla daha ciddileşme adayı. dünyaya ilgisi, çağının tanıklığı olarak ilk ipucu luis bunuel - salvador dali ortak filmi un chien andalou üzerine notları var:

    --- sürpriz bükücü ---
    [deneysel bir film üzerine notlar

    senaryo dali'ye ait: sarsıcı bir film: seks ve sadizm.

    açılış: "il y a une fois*..." adam elindeki usturayla aylak aylak tırnağını yontmaktadır... dışarıya, verandaya çıkar... gökyüzüne bakar... (kamera gökyüzüne çevrilir)... sis gibi ince üç adet bulut dolunay halindeki ayı yatay olarak kesmektedir... (kızın yüzü ekrana gelir)... tekrar ay... (tekrar kızın yüzü)... adamın eli gözü kaldırır ve usturayla düzgünce keser... kan pıhtılarına yakın plan...

    sonraki sahne: adam boynuna asılı bir kutuyla bisiklet sürmektedir... kadınsı kumaş... (kamera pencereden dışarıya bakan bir kadına döner)... adamın yukarıdan görüntüsü... kaldırıma düşer... kadın koşturur... adamın hareketsiz yüzünü öper... (görüntü odaya geri döner)... kadın kutuyu açar... kumaşları yatağın üzerine yayar... adam kendine gelir... meraklı bir ifadeyle kendi eline bakar... (ele yakın plan)... avuç içinde kırmızı bir yara ve karıncalar vızır vızır yaranın içinden dışına koşuşturmaktadırlar...

    sonraki sahne: adam ve kadın pencereden dışarıyı izlemektedir... (aşağıdaki sokak)... cazibeden yoksun kadın şefkatle ve sıradan bir merakla elindeki sopayla yerde duran bir nesneyi dürtüklemektedir... bu nesne bir insan elidir... polis kalabalığı uzaklaştırır... kadın eli bağrına basar... onu kutuya koyar... o kendinden geçmiş bir şekilde sokakta dikilirken arabalar yanından süratle geçip gider... (kamera yeniden pencereden aşağıya bakar)... araba yaklaşır... kadına çarpar... adam pencerenin önünden ayrılır... şehvetle kadına yaklaşır... onu kollarına alır... elleri uzanıp kadının basma elbisesinin altındaki göğüslerini ve kalçalarını okşar... eller göğüslere dokunur ve giyinik figür çıplak hale gelir... sonra tekrar giyinik haline döner... göğüsler kalçalara dönüşür... ve eller esnek hatları yumuşatır... (güçlü bir şehvet duygusu uyandırılmıştır)... kadın kurtulur... adam iki kuyruklu piyanoyu peşisıra sürükleyerek gelir... geyikler, top mermileri, papazlar yüklenmiş piyanolar... (şehvetin insanüstü gücü?) kadın kapıdan kaçıp gider... el onun arkasından uzanır... (yaraya üşüşen karıncalara yakın plan)...

    sonraki sahne: kadın odaya girer... güveyi perdenin üzerindeki bir benek olarak görür... güve büyür... (yakın plan... arkada bir kafatasıyla)... kafatası adama dönüşür... adam ağzını siler... ve yok olur... kadın çığlık atar ve dudaklarına çarçabuk ruj sürmeye koyulur... adamın dudaklarından tüyler çıkar... kadın koltuk altına bakar... tüyler gitmiştir... (erojen bölgenin cinsel sembolü mü?) kapıyı kapatır ve kumsala koşar... yakışıklı bir adamı kolundan tutup kaldırır... bir kahkaha atar ve ona sarılır... deniz kıyısına inerler... paçavralar ve kumaş parçalarıyla dolu kutuya kaldırır... onları bir köşeye fırlatır... bir kahkaha atar ve yürümeye devam eder...

    -son-]
    --- sürpriz bükücü ---

    günlük son bölümünde aslında sadece iş notları varmış. bu bakımdan günlükler kitabında "... bu bize plath'ın aslında, hayatına 30 yaşında son verdiği 11 şubat 1963'ten çok daha uzun zaman önce öldüğü izlenimini vermektedir." yazılıyor. o fiili aralığın başı 15 kasım 1959, yani frieda hughes'a gebe, çift henüz ingiltere'ye taşınmamış, sonraki düşük düşük olmamış, nicholas hughes doğmamış, boşanma vs gerçekleşmemiş. [yalnız 1960-63 arasında verimsiz de olsa (ki verimsizliği gerekmez, seyrek olabilir) günlük tutmayı sürdürmüş olabilir, ted hughes'ın birkaç ana defteri yok etmiş olma olasılığı yüksek. bu günlükler'de pltah'ın efsane kıskançlığının hughes'a ilişkin yönleri daha yok, son ingiltere dönemi tamamen kayıt dışı kalmış oluyor. günlükler kitabında o taraftan bilgi verilmeyerek, plath'ın başka hiçbir günlüğü karanlıkta kalmadı veya yok edilmedi gibi hava doğurulmuş oluyor. bir de kapak alıntısındaki "içimde susmak istemeyen bir ses" cümlesini günlüklerin içinde ben hiç görmedim, nerede o?]

    "çünkü bir erkek önüne gelenle yatmayı* seçse bile, önüne gelenle yatma fikrine bütün zarafetiyle hâlâ burun kıvırabilir. kadının kendisine sadık olmasını, onu kendi arzularından kurtarmasını talep edebilir. ama kadınların da arzuları vardır."

    "sanırım en çok amy lowell'a yakınım, hakikaten elinor wylie'nin lirik duruluğunu ve saflığını; e. e. cummings'in değişken, şiirsel, dizgisel anlamda alışılmadık mısralarını seviyor ve t. s. eliot, archibald macleish, conrad aiken gibi olmak için can atıyorum."

    "ve keskin, tatlı, yudumladıkça gözlerin arkasından ani ve hoş bir yanmaya ve rahat bir kahkahaya yol açan porto şarabı. hoş, kaynar, sade kahve. tabaklardakiler biterken ve mum ışığında uykulu uykulu gevşerken "la mer". denizin o müthiş kör dalgaları ve sesin, ışığın, sezgilerin belli belirsiz ışıltılarıyla, rahatsız edici, akıldan çıkmayan, tarfisiz ölçüde garip ve derinden etkileyen müzik, devam ediyor."

    "küçük keyiflere gelince: dediğim gibi: burnumu karıştırmaktan* aldığım o yasak tensel zevkin farkında mısın? bundan hep zevk alırdım, çocukluğumdan beri - hislerin üstü kapalı çok çeşidi var. narin, uzun tırnaklı bir serçeparmağı burun deliğindeki kurumuş kabukları ve sümük pıhtılarını yakalayabilir ve bakmak, parmakların arasında ufalamak ve minik kabuklar halinde yere fırlatmak için çekip çıkarabilir."

    "dün ve bugün ilk villanelle'imi yazdım; zaman akışında başka bir yön: kısa ömürlü, fani güzellik ve ebedi zaman akışının ezeli paradoksunu yan yana koyup karşılaştırmaya çalıştım - birkaç cinas: "tema" (kurnaz olduğu kadar akıcı) ve "düzen" (hain olduğu kadar düzenbaz)."

    [(...) dryden'ın* lucretius çevirisi üzerine: "cinsel birleşmenin trajik yanı ruhun daimi bekaretidir." "cinsel birleşme ebedi zıtlığı çözme teşebbüsüdür; başarısızlığa mahkumdur çünkü girdabın yalnızca bir tarafında hayat bulur."]

    (frost'un* dediği gibi, "ev, gittiğinde seni içeriye almak* zorunda oldukları yerdir!)

    "yani kasvetli dis'e** gidip proserpine* için pazarlığa girişmek ceres'e* bütün bu acılara patlar. donmuş gözyaşlarıyla sertleşmiş sıçan postu gibi gri kasım havalarında dolaşır ve bekleriz."

    [bugün, ıssız bir adaya düşsem incil yerine yanıma almayı yeğlerim diye sıklıkla böbürlendiğim eşanlamlılar sözlüğüm kötü, hastalıklı bir şiir taslağı yazdıktan sonra öylece açık duruyordu, 545: dalavere; 546: yalan; 547: keriz; 548: hilekar. eli açık, yaratıcı düşman kuvvetlerinin müttefiki olan zeki eleştirmen ve yazar ölümcül bir kesinlikle haykırıyor: "hile, hile!" cehennem gibi olan o karanlık yılda* tamı tamına altı ay boyunca haykırıldı.]

    "erkeklerim. ben bir kadınım ve anne ve kızı arasında bile sadakat yoktur. ikisi de baba için, oğul için, akıl ve bedenin buluştuğu yatak için savaşır."

    "burada tanıdığım erkeklerin listesinin üzerinden geçtim ve dehşete düştüm: kabul ediyorum, yol verdiklerim görmeye değer bile değilmiş (eh, bu doğru) ama değerli olanlar da ne az! ve tanıdıklarım. ve yine, karar verdim, yine, parti, çay davetini kabul etme zamanı geldi."

    [bu öğleden sonra stephen spender şeri içmeye geldi, mavi gözlü, beyaz saçlıydı ve çok geçmeden "hindistan, beni inanılmaz bunaltıyor," diyen ve sonsuza kadar hep dilenci kalacak dilencilerden söz eden bir heykel haline geliverdi. genç adamlar çay fincanlarıma çiçekler ve şiirlerle ve --- kartaneleri kadar kırılgan --- ruhlarla dolu gemicikler bırakıyor.]

    "şimdi bakıyorum da, cambridge'de; londra ve yorkshire'da; paris'te; nice ve münih'te; venedik ve roma'da; madrid, alicante, benidorm'da yaşadım. vay. neredeyim? bir roman. başlamak. şiirler anın anıtları: pek fiyakalı terza rima'mın dikişlerini alıyorum."

    "tipler şöyle: yale'li vurdumduymaz eleştirmen alman kurdu gary haupt; küçük sıska hastalıklı egzotik zengin richard; gary ve gordon'u birleştir; richard ve lou healy'i. güvenilir güvenilmeze karşı. ve tabii ki: o büyük, vurucu, tehlikeli aşk. ve bir de, çift tema: nancy hunter ve jane'i birleştir: o büyük kimlik sorunu. yan karakterler: eğlence amaçlı erkekler. chris levenson: peltek züppe."

    "ted'in şiir kitabı --- the hawk in the rain --- harper's ilk basım ödülünü, hem de şu jüriyle kazandı: w. h. auden, stephen spender ve marianne moore!"

    ["the earthenware head" (kil kafa) şiirimi eleştiriyor*. eleştiri için kötü bir zaman. kendimi kanıtlayacak yeni bir şiirim yok.]

    "d. h. lawrence'ın inanılmaz öyküsü ölen adam'a devam eden krook'a yetişmek için koşturdum. kitaptan bölümler okudu, içim ürperdi, "ölü"nün son paragrafında olduğu gibi, melek tüylerimi diken diken eden bir ürpertiyle beni saçlarımdan tutup çekmiş gibi: sevdiğini kaybetmiş isis'in, aranıp duran isis'in tapınağında."

    "asıl mesele, üslup. ben üslubun ciddi, trajik, aynı zamanda da keyifli ve zengin ve yaratıcı olmasını istiyorum. bir ustaya, birkaç ustaya ihtiyacım var. lawrence* women in love hariç, tarz olarak çok yalın, çok gazetecivari. henry james çok ayrıntılı, çok sakin ve terbiyeli. joyce cary'yi beğenirim. o taze, küstah, konuşma dili bende de var. ya da j. d. salinger. ama bunun için "ben" diyecek birinci tekil kişiye ihtiyacım var, ki bu da çok sınırlayıcı. veya jack burden. zamanım var."

    "yangın tuhaf biçimde tatmin ediciydi. bir olaya, bir kazaya hasret kalmışım. insanın içinde genel bir kıyım* için zincirlerinden kurtulmuş bir arzu olmalı."

    [sanat kitapları* almak istiyoruz. de chirico. paul klee. de chirico'nun hayal gücümü ele geçiren tabloları "the disquieting muses" (rahatsızlık veren ilham perileri) ve "on the decline of oracles" (kehanetlerin çöküşü üzerine) (ilk tablosu the enigma of the oracle'dan sonra) üzerine iki ve rousseau'nun* tabloları - yeşil ve dalgın-ruh hali eseri snakecharmer (yılan oynatıcı*) - üzerine iki şiir yazdım ve sekiz şiirimden sonuncusu, daha önce söylediğim gibi, the dream ismindeki tablosundaki yadwigha üzerine bir sestina* oldu.

    buraya de chirico'nun dilimize çevrilmiş düzyazı şiirinden ya da günlüklerinden birkaç alıntıyı yazacağım; üzerimde beni harekete geçirme gibi eşsiz bir gücü olan ve içlerinden biri, ilki, "on the decline of oracles" şiirimin epigrafı olan sözler:
    1. "yıkık bir tapınağın içinde bir tanrının kırık dökük heykeli esrarengiz bir dil konuşur."
    2. "ferrara insanın yalnızca fazlasıyla acayip ve doğaüstü şekillerde şekerleme ve kurabiye bulabileceği eski bir gettodur."
    3. "gün ağarıyor. bilinmezliğin saati. aynı zamanda tarih öncesinin saati. kutsal sütunun ayak ucunda, tanrının soğuk, beyaz hayalinin hemen yanında uykuya dalmış peygamberin son duaı; garip şarkısı, son ilahi şarkısı."
    4. "bilinmezliğin kendisi olmadıkça neyi seveyim ki ben?"]

    "yeats* çok gerçek: eliot'ın* habercisi ve ben eliot'a bayılırım, yeats coşkun ve keskin, açık, elmasla kesilmiş gibi."

    "(...) benim geleceği gören melekelerim özgürlüğüne çoktan kavuştu ve sabırsızca ber şeyi yazmak ve marianne moore, wallace stevens gibi isimleri okumak için çekiştiriyor, dengemi bozuyorlar - bir anda umursamamaya başlıyorum - "the wasteland*" nasıl giderse gitsin - ben çoktan başka bir aleme geçmişim bile - ya da iki alem arasındayım; biri ölü, diğeri doğmak için ölüyor."

    "(...) - çocuklarımız için bir dizi üstü kapalı sembolik isim keşfettim - çok tuhaf ve korkutucu geliyor. şunları düşündük: gwyn, alison, vivien, marian, farrar*, gawain. tümü beyaz tanrıçalar ve şövalyeler."

    [kitabım için bir başka isim: "full fathom five". düzinelerce kitabın ismi buymuş gibi geliyor, ama düşününce aklıma hiçbiri gelmiyor. hayatım ve imgelemlerimle şimdiye kadar tasarladıklarımdan çok daha fazla ilişkili: bir kere the tempest arka planı var, baba imgesi -kendi babama ilişkin, eşim olmak için yeniden doğan toprağın altındaki erkek ilham perisi ve yaratıcı tanrı, deniz-baba neptün- ve sanatta fazlasıyla işlenen inciler ve mercanlar: denizin hazır ve nazır bulunan keder ve yavan rutin taneciklerinden yarattığı inciler.]

    "sonra, diğer yandan**, bir avuç dolusu şiirden başka bir şeyim yok - eliot*, yeats*, hatta auden** ve ransom* çalışınca çok yetersiz, çok kısıtlayıcı geliyorlar -"

    "ve korunması gereken azimli ve esrarengiz bir onur ve namus duygum var benim. güvenli sularda fazla yüzdüm. şimdi boğulma vakti."

    [buradaki sloganım "ruhumun, bir rüyada gibi, eli kolu bağlı," olabilir. bunalımla boğuştum, hala da boğuşuyorum. hayatım sihirli bir şekilde iki elektrik akımı tarafından yönetiliyor sanki: neşeli artı ve umutsuz eksi uç* - o anda hangisi akıyorsa hayatıma o hükmediyor, sularına katıp götürüyor.]

    "acayip rüyalar: kırmızı ağızlı silindir şeklindeki plastik bir şişeden bir şey içiyordum ve korkuyla içtiğim şeyin nişasta zehri* olduğunu fark ettim - midemin kasılıp burkulmasını bekledim, sonra panzehirlerini hatırlayıp buzluğa koştum ve bütün bir yumurtayı çiğ çiğ yuttum: ted bunun sembolik bir gebelik rüyası olduğunu söylüyor."

    "ağaçtaki diğer bütün kuşların sıhhatine içerledim. eve döndük: kuş güçsüzce cikcikliyor, parmaklarımızı gagalamaya uğraşıyordu. ted kauçuk banyo hortumunu ocağın* gaz memesine taktı ve diğer ucunu da karton kutunun içine soktu. ben bakamadım bile; ağladım, ağladım. acı çekmek zalimce. bu küçücük, hasta kuşu başımızdan savmış olduğumuz için çaresiz hissediyor, ısrarcı yürekliliği ve iyi huyluluğunu anımsayıp mutsuzluk duyuyordum. (...) ted beş dakika sonra kuşu bana getirdi; ölü, sakin, mükemmel ve güzeldi."

    "hayatımda yaşadığım hiçbir şey 20 sayfalık bir öyküye bile yetecek malzemeye sahip değil."

    [şok tedavisinden daha iyi: "annenden nefret etmen için izin veriyorum sana." "ondan nefret ediyorum doktor." işte bu yüzden müthiş hissediyorum. anaerkilliğin yapmacık birlik-beraberliğinde, insanın annesinden nefret etmek için izin alması zordur, hele de inandığı bir izin alması.]

    "faulkner* okuyorum. nihayet. tam bir mabet. derleme öyküler ve yazılar. tam anlamıyla kusursuz bir betimleyici üslup: ve bir dolu betimleme: köpekler, kokuları, düzüşmeler* ve korkular. sahneler. genelevlerin içi. renkler, mizah ve hepsinden öte, hızlı bir kurgu: mısır koçanlarıyla tecavüz, cinsel sapma, vurulan ve diri diri yakılan insanlar, hepsini özümsüyor*. ve nerede benim küçük olaylarım, ayakkabılardan damlayan kanım?"

    "sanırım başarı şimdi cesaret verici geliyor. ama, en çok cesaret vereni, camdan zarımı yırtıp çıktığım hissi." [ben "camdan zar"ı sylvia plath'ın günlükler'inde sırça fanus yani the bell jar'ın erken uç veren bir ifadesi, bir öncülü olarak görüyorum. the journals of sylvia plath'ta 1953 anıları içinde açıkça geçiyor: "(...) -ki uyutucu aylaklık ve konforlu eğlencelere kapılıp koyvermek çok kolaydır- kıyaslandığında oldukça karşı konulmaz geliyor. saat gibi tıkır tıkır çalışan bir topluluğun üzerindeki sırça fanusu kaldırmak ve bütün o küçük insanların durup soluklarının kesildiğini (...)"]

    "bugün bir itham gibi. temiz, açık, yaradılış günü olmaya hazır çatıların tepeleri kar beyaz, üstlerine güneş vuruyor ve gökyüzü tam tepesinde mavi bir sırça fanus."

    "yazmanın dışında bir kariyer daha istiyorum. yazmanın tek işim olması imkansız, sık sık körelip tıkanıyor. karşılaştırmalı edebiyat okumak istiyorum. doktoranın getireceği disiplin gözü kara tarafımı cezbediyor, ya da haftalık raporlamaların ya da incelemelerin getireceği disiplin. beynimi dış dünyada da kullanmalıyım, yalnızca evde kendime özel şeyler yaparken değil."

    "hayal gücümün şekillendirici ruhu benden çok uzaklarda. hiç olmazsa almancaya başladım. ıstıraplı, 'beynimden bir parça kesilip alınıyormuş' gibi. ben kesinlikle arızalıyım. yine kendimi uyuşturuyorum ve orada hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorum. bu kibrin laneti var. hep kendim*, hep kendim. yayımlanmış olmak ne işe yarar ki, ya ben hiçbir şey üretmezsem?"

    "gerektiğinde sabırlı ol ve yaz - yeterince şey gördün, yeterince derinden hissettin ve sorunların anlamlı hale getirilecek kadar evrensel - yaz."

    "günlük tut - her bir tohumu yakala ve nadir çiçeklerin toplandığı akvaryumda açmalarını sağla - yaratan yaratıcı özü ve bütünlüğü koru (daha azını ederinden fazlasına satma) ve hiçbir kadın daha fazlasına sahip olamaz - sürekli sosyal hayat iç-dünyayı* öldürür ya da aldatır: bunu nadir ve ilgi çekici hale getir."

    sylvia plath'in günlüklerine de yansıyan çizimleri..

    (bkz: sylvia plath/@ibisile)
    (bkz: ted hughes/@ibisile)
    (bkz: giorgio de chirico/@ibisile)
    (bkz: adrienne rich/@ibisile)
    (bkz: sylvan/@ibisile)
    (bkz: mayday/@ibisile)
    (bkz: leonard baskin)
    (bkz: full fathom five/@ibisile)
    (bkz: child's park stones)
    (bkz: hapse göndermek)
    (bkz: the wife of bath's tale/@ibisile)
    (bkz: mussel hunter at rock harbor)
    (bkz: lorelei/@ibisile)
    (bkz: strumpet song)
    (bkz: point shirley)
    (bkz: suicide off egg rock)
    (bkz: richard wilbur)
    (bkz: ruth beuscher)
    (bkz: the ravaged face)
    (bkz: winthrop/@ibisile)
    (bkz: electra on azalea path)
    (bkz: man in black/@ibisile)
    (bkz: the bed book)
    (bkz: the goring)
    (bkz: maxine kumin)
    (bkz: sweetie pie/@ibisile)
    (bkz: philip roth/@ibisile)
    (bkz: virginia woolf/@ibisile)
    (bkz: johnny panic and the bible of dreams/@ibisile)
    (bkz: the lonely crowd)
    (bkz: galway kinnell)
    (bkz: jean stafford)
    (bkz: sadie peregrine)
    (bkz: polly's tree)
    (bkz: winter's tale)
    (bkz: elizabeth bishop/@ibisile)
    (bkz: iris murdoch/@ibisile)
    (bkz: magnolia shoals)
    (bkz: colossus/@ibisile)
    (bkz: mavis gallant/@ibisile)
    (bkz: theodore roethke/@ibisile)
    (bkz: the manor garden)
    (bkz: the blue mole)
    (bkz: lezbiyenlik/@ibisile)
    (bkz: phedre/@ibisile)
    (bkz: iffet/@ibisile)
    (bkz: siegfried sassoon/@ibisile)
    (bkz: all the dead dears)
    (bkz: nicholas hughes/@ibisile)
    (bkz: zihin/@ibisile)
    (bkz: tinka bell)
    (bkz: burada/@ibisile)
    (bkz: the new yorker/@ibisile)
    (bkz: yadwigha on a red couch among lilies)
    (bkz: truman capote/@ibisile)
    (bkz: ainu/@ibisile)
    (bkz: watercolor of grantchester meadows)
    (bkz: eudora welty/@ibisile)
    (bkz: katherine anne porter/@ibisile)
  • bu dünyaya bi türlü uyamayanların kraliçesi, sylvia plath'ın gerçek günlükleri.
    ben bu dünyaya bir türlü alışamadım. bu yüzden insan içine karışamadım (karışmış gibi görünsem de), bir küstüm bir daha barışamadım.
    gördüm ki sırça fanus'ta bile daha etkileyiciymiş bu günlükler. bütünlük derdi yok, ondan galiba.

    --- spoiler ---

    1950-1953 arasında (sylvia 17-21 yaşlarındayken) eddie cohen'e yazılmış mektuplardan.

    "... gelenekleri felaket doğuracak etkiler bırakmaksızın kırmak için fazla vicdanlıyım; yalnızca gıpta ederek sınıra kadar dayanabilir, ben arzudan sırılsıklam ve daima yarıda kalmış halde kendimi randevudan randevuya sürükleyip dururken, hiçbir kuşkuya mahal vermeksizin cinsel açlığını giderebilen erkeklerden nefret, nefret, nefret edebilirim. bütün bunlar beni hasta ediyor..."

    "... bu eşini bulmaya çalışma-sınama, deneme-yanılma oyununda çok fazla acı var. ve ansızın bunun bir oyun olduğunu unuttuğunu fark ediyorsun ve gözyaşları içinde her şeyden vazgeçiyorsun.
    eğer düşünmeseydim, çok daha mutlu olurdum; eğer cinsel organa sahip olmasaydım, mütemadiyen gergin hislerin eşiğinde, dokunsan ağlayacak halde olmazdım..."

    "... bütün o şarkılardaki aşk sözcüğünü arzuyla değiştirseler, gerçeğe çok daha yakın olabilirler.
    bu gece çirkinim. erkekleri cezbetme yetime olan bütün inancımı yitirdim. ki dişi hayvanlar için epey acınası bir illettir..."

    "... bu bir kabus. güneş falan yok. sadece süregelen bir devinim var. kendimi rahat bırakırsam, içime dönüp düşünürsem eğer, aklımı kaçırırım. incecik, gergin katmanlar halinde çok fazla şey var ve bambaşka yönlere çekilip uzatılıyorum; elimi uzatıp erişebilmek için çok uzaktayım..."

    "... ben, muazzam bir madde okyanusunda varlığının farkına varma yetisi bahşedilmiş alelade bir su damlasından başka bir şey değilim. milyonlarcası gibi ben de, doğduğumda her şey olabilme olasılığına sahiptim. ben de çevrem ve kalıtımın kaçınılmazlıkları tarafından güdük bırakılmış, kısıtlanmış olarak, eğilip büküldüm..."

    "... birini gerçekten derinden sevebilmem için, ona dost değeri biçebilmem için, önce hayranlık duymalıyım..."

    "... ama ben kederden ne anlarım? şimdiye dek sevdiğim hiç kimse ölmedi ya da eziyet çekmedi. yiyecek yemeğe ya da yatacal yere hiç muhtaç olmadım. bana beş duyu ve çekici bir dış görünüş bahşedildi. yani konforlu küçük koltuğumda, oturduğum yerden ancak ahkam kesebilirim..."

    "... öz-saygımı esas pekiştirme yolum burslu olduğumu söylemek..."

    "... nasıl olduğundan çok emin değilim ama sürüsüne geri döndüğünde üstüne insan eli değdiği anlaşılan bir hayvan gibi farklı..."

    "... özgür iradeye gelecek olursak, insanın hareket edebileceği daracık bir çatlak bu; hele ki daha doğduğu andan itibaren çevre, kalıtım, zaman ve koşullar ve görgü kuralları tarafından sindirilmiş haliyle..."

    temmuz 1951

    "... ama kadınların da aruları vardır. kadınlar neden duygu bekçisi, bebek bakıcısı, erkeğin ruhunun, bedeninin ve gururunun besleyicisi konumuna indirgenmeli ki? ... evet, sahnenin dinleyen, kaydeden, isimsiz bir parçası olmaya duyduğum yıkıcı arzularım, hepsi ama hepsi; yol işçileri, denizciler ve askerlerle, meyhane müdavimleriyle haşır neşir olduğum, kız olduğum, daima taciz ve tecavüz tehlikesi altında bir dişi olduğum gerçeğiyle yerle bir oluyor. erkeklere ve onların hayatlarına duyduğum ilgi, onları baştan çıkarma arzusu ya da cinsel birliktelik davetiyesi olarak yanlış yorumlanıyor. fakat tanrım, ben herkesle elimden geldiğince derinlemesine konuşmak istiyorum. açık bir arazide uyuyabilmek, batı'ya seyahat edebilmek, geceleri özgürce yürüyebilmek istiyorum... "

    3 kasım 1952

    "... ve bir de varoluş yanılgısı var: insanın belirli koşullarda ya da birtakım başarılarla sonsuza dek mutlu olabileceği fikri. virginia woolf neden intiharı seçti? ya da sara teasdale veya bütün o zeki kadınlar? sırf nevrotik olduklarından mı? yazdıkları şeyler en derin, en temel arzuların yüceltilmesi (ne korkunç bir sözcük ama) miydi? ah bir bilsem! hedeflerimi, yaşamsal gereksinimlerimi ne kadar yükseğe koyabileceğimi bilebilsem! değerleri ölçen bir cetvelle oynayan kör bir kız gibiyim. hesap yapma yeteneklerimin en dip noktasındayım şimdi.
    ... kendi kendine bahaneler bulan bir sekreter mi olacağım ben, yoksa önüne engeller konulurken kocasının zihinsel ve mesleki anlamda gelişimini içten içe kıskanan, yavan bir ev kadını mı? utanç verici arzularımı ve özlemlerimi bastırıp kendimle yüzleşmeyi reddedecek ve sonunda delirecek ya da nevrotiğin teki olup çıkacak mıyım?..."

    (sylvia plath 24 ağustos 1953’te aşırı dozda uyku ilacı içere intihara teşebbüs etmiştir.)

    25 ocak 1952

    "... küçük keyiflere gelince: dediğim gibi: burnumu karıştırmaktan aldığım o yasak tensel zevkin farkında mısın? bundan hep zevk alırdım, çocukluğumdan beri - hislerin üstü kapalı çok çesidi vardır. narin, uzun tırnaklı bir serçe parmağı burun deliğindeki kurumuş kabukları ve sümük pıhtılarını yakalayabilir ve bakmak, parmakların arasında ufalamak ve minik kabuklar halinde yere fırlatmak için çekip çıkarabilir. ya da daha ağır, kararlı bir işaret parmağı yumuşak, elastik, yeşilimsi sarı renkteki küçücük sümük damlalarına ulaşıp onları burundan sürükleyerek çıkarabilir, baş parmakla işaret parmağı arasında yuvarlayıp jöle kıvamına getirebilir ve onları sertleştirip organik kabuklara dönüşecekleri bir masanın veya sandalyenin altına sürebilir..."

    5 mayıs 1953

    “… peki karşında … kendi çapında bir şair ve öykü yazarı, bir zamanların hevesli ressamı, epey sağlıklı ve çekici, capcanlı, kafası çalışan, uzun boylu, duygusal, güçlü, renkli, 21 yaşında beyaz bir kadın var. bu kadının seni kusurlarıyla seveceğinin, senin kabalıklarını şereflendireceğinin, kaprislerine katlanacağının, metreslerini görmezden geleceğinin, soyunu emzireceğinin, evinin duvarlarını çiçekli kağıtlarla bezeyeceğinin, nesli tükenmiş fani tanrısı olarak sana tapınacağının doğururken ve sancılar çekerken hem bebeğini hem yeni tarifleri ortaya çıkaracağının ve her ikiniz de çürüyene ve ölümün kaçınılmaz sinestezisi üzerinize çökene kadar sana sadık kalacağı 50 yılını, kendi elleriyle sana sunduğunun güvencesini veren belge işte burada. bunun (evliliğin) ne göz kamaştırıcı bir kumar ne de gelip geçici bir kaçış olduğundan son derece emin olmak zorundayım.

    aralık 1955, richard sasoon’a yazılan mektuptan alıntı

    “… şöyle desem çok çocukça olur mu: istiyorum? ama istiyorum: tiyatro, ışık, renk, tablolar, şarap ve merak. yine de bunların hiçbiri ruhu hareket halindeki pislik yığınları ve inatçı kan pıhtılarının arasında surat astığı ininden çıkarmayı önermekten öteye geçemez. içimde bir yerlerde verimli tohumların olduğu o özü bulmam gerek. kendimi mevsimlerle bir tutmayı kesmeliyim, yoksa bu ingiltere kışı benim sonum olacak…”

    “… ben neden şu anı olduğu haliyle, bütün bir elma gibi, bir amaç bulmak uğruna kesip doğramadan ya da buna değip değmeyeceğini ölçüp tartmak için diğerleriyle birlikte bir rafa kaldırıp veya tuzlu su içinde bekletip turşusunu kurmadan ve çürüyüp kapkara olduğunu, sabah önüme sunulan o güzelim elma olmadığını gözyaşlarıyla fark etmeden kabullenmem neden bu kadar zor? …”

    ocak 1956, richard sasoon’a yazılan mektuptan alıntı

    “… sana yazmak istiyorum, aşkımı anlatmak, beni iffetli, başkalarına dokunuşum ya da söylediğim her şey sanki senin için yaptığım bir provaymış gibi , kendimi yalnızca bunun için saklıyormuşum gibi iffetli kılan bu yersiz inancı anlatmak istiyorum sana…”

    --- spoiler ---

    bi de sylvia'cım günlüğünde mutlaka yediği yemekleri tarif ediyor. eskiden günlük tutarken ben de yazardım. yemek önemli beybi.
  • kendisiyle uzun süre içli dışlı olduğum günlüklerdir. kısa bir değerlendirmemi sizlerle de paylaşmak isterim.

    sylvia plath günlük tutmaya on iki yaşında başlar. ölümünün üç gün öncesine değin de yazmayı sürdürür. günlükleri şiirlerinden sonra en önemli yapıtı olarak kabul edilir. yayınlanan en son eseridir.

    çok okuyan, başarılı ve zeki biri olarak plath, kendi iç sesine kulak verir, bu sesi günlüğü aracılığıyla açığa çıkarır. tutkulu bir yazı işçisidir. iyi yazmanın çokça okumaktan ve düzenli olarak yazmaktan geçtiğini düşünür. bu nedenle yazıya ısınmak için ilk olarak günlük yazar.

    ted hughes, sylvia plath’in günceleri’ndeki önsözünde plath’in “gerçek kendi” olmayı başardığı yegâne yer olduğu için çok önemli olduğunu ifade eder: “plath, burada, birbiriyle savaşan kendi’leriyle savaşımını gün gün, yalnızca kendisi için yazmıştır. onun, kendisini dürüstçe görmeye çalıştığı, kendisini yıkıp yeniden yaparak kendine yol açtığı özyaşamöyküsüdür bu: bitmiş olmaktan uzak, ama karmaşık ve kesinlikle doğru. bu güncelerde kestirebildiğimiz sylvia plath onun günlük yaşamındaki gerçek kişiye en çok yaklaşabildiğimiz sylvia plath’tir”

    gerçekten de plath, günlüklerinde diğer insanlara göstermediği “ben”ini ortaya koyar ve samimi bir dille tüm yaşamını paylaşır. zaaflarını, kıskançlıklarını, öfkesini, nefretini satırlara aktarır, kendisinde ve yazınında kusurlu gördüğü her şeyi yazar.

    sylvia plath’in günlükleri, ülkemizde iki farklı yayınevi tarafından çıkarıldı. ilki 1998 yılında ted hughes’in önsözü ve şadan karadeniz’in çevirisiyle oğlak yayınları tarafından basıldı. bu tasnifte ted hughes’in günlüğün bazı bölümlerini çıkardığı görülür. genişletilmiş yeni çevirisi ise merve sevtap ılgın tarafından yapılarak kırmızı kedi yayınları’nca 2014 yılında basıldı. johnny panik ve rüyaların kutsal kitabı adlı öykü kitabında ise “defterlerden alıntılar” başlığıyla günlüklerinde yer alan dört öyküye yer verilir. bu bölümdeki günlük biçimindeki öykülerinden ve 1961-1962 defter kayıtlarından olan, “rose ve percy b. (1961/62), charlie pollard ve arıcılar (haziran 1962) merve sevtap ılgın çevirisinde bulunmamaktadır.

    sylvia plath’in günlükleri, smith koleji’ni kazandığı 1950 yazında başlar ve ilk şiir kitabının bir kısmını yazdığı, sanatçılara rahat bir çalışma ortamı sunan yaddo’ya katıldıkları 15 kasım 1959’da son bulur. seçme kayıtlardan oluştuğu ve düzenli tutulmadığı için bazı dönemlerin birbirini takip etmediği görülür. smith koleji’nin nielson kitaplığı’nda bulunan tüm günlüklerin ancak üçte biri kitaplaştırıldığı belirtilmiştir. plath’in ölümünden üç gün öncesine kadar günlük kayıtlarının olduğunu söyleyen hughes, bu kayıtlardan birinin zaman içinde kaybolduğunu, sonuncusunu ise çocuklarının okumasını istemediği için kendisinin imha ettiğini dile getirir.

    günlüklerin içeriğine baktığımızda bir yazı atölyesiyle karşılaşırız: öykü taslakları, şiir imgeleri, yapıtlarında kullanmak istediği mekânların, insanların ayrıntılı betimlemeleri, arkadaşlarına gönderdiği mektupların ilk biçimleri vs. her an, herkes onun için malzeme işlevi görür. bu malzemeyi olduğu gibi kayıt altına aldığı yer ise günlükleridir.

    ilk gençlik yıllarından bu yana günlük tutan bir yazar olarak sylvia plath, günlüklerinde yaşamında gerçekleşen olayları aktardığı, zihinsel sıkıntılarını paylaştığı oldukça kişisel metinler ortaya koyar. günlüğü 1950-56 ve 1956-59 yılları olmak üzere iki döneme ayrılır. ilk döneme öğrencilik yılları, aile yaşantısı, erkek arkadaşları damgasını vururken 1956-59 yıllarını kapsayan ikinci dönemde ise evlilik hayatı, parasal sıkıntılar, şair olma yolunda yapılan çalışmalar vardır. her iki dönemin öne çıkan, değişmeyen özelliği, yazar olma tutkusuyla hareket eden bir edebiyat öğrencisinin, yazı işçisinin yaşadığı ruhsal sıkıntılar ve bu sıkıntılardan kurtulma çabasıdır. 1953 yılındaki intihar teşebbüsünün anlaşılması için günlüğü en önemli kaynaklardan biridir. yaşamına 1963 yılında kendi elleriyle son vermiş bir yazar olarak plath’in hayata tutunamamasının temel nedenleri; babasız büyümenin yarattığı travma, otoriter bir anneye sahip olması, ait olduğu topluma ayak uyduramaması, başarı odaklı yetiştirilmenin sonucunda başarısızlığa tahammül edememesinin sebep olduğu depresyondur. uzun yıllar tedavi görerek ruhundaki yaraları iyileştirmeye çalışır fakat başarılı olamaz. sylvia plath’in günlüklerinden hareketle çelişkiler yaşayan bir yazar olduğunu söyleyebiliriz. çünkü; her fırsatta nefretini beyan ettiği annesi aynı zamanda kendisi tarafından onaylanmayı istediği ilk kişidir. modern dünyada erkeklerin sınırsız özgürlüklerinin kadından esirgenmiş olduğundan şikâyet eder; fakat yaşamı boyunca hayatında erkeklere özel bir yer ayırır. günlüğüne hâkim olan ana duygu öfkedir. yazmak en büyük tutkusu ve varoluşunun simgesidir.
  • roman tadında okunacak günlüklerdir. kitaptan alıntıladığım bir günü okumak suretiyle iç dünyasına yolculuk yapmak isterseniz:

    "yaddo
    15 kasım 1959, pazar
    kötü, uykusuz geceler geçiriyorum. beni yaklaşan şeyler mi sarsıyor? sonuç olarak, hiç zorlanmadan, buruk bir halsizlikle dopdoluyum. film izlemek için beni uyanık tutacağını düşünerek dün gece geç saatlerde kahve yapma hatasına düştüm. sinemaya gitmedik ve ben sabahın en kör saatlerine kadar hastalıklı bir kederle öylece yattım, acayip hastanenin birinde ted’i bile göremeden çocuk doğururken öldüğüm ya da görmeme izin vermedikleri mavi veya kusurlu bir bebek doğurduğum kötü rüyalar gördüm.

    benim tek kurtuluşum hikâyelerdeki diğer karakterlerin içine girmek: yayımlandığını görmeye hazır olduğum yalnızca üç öykünün her biri birinci şahsın ağzından anlatılıyor. asıl mesele, başka birinci şahıslar yaratmakta. “my beggars” (benim beggarım) öyküsü tam bir parodi: içli, zorlu, ilgi çekici bir yanı yok. ve asıl dehşet verici yanı bir tehlike, ilgi çekici bir tarafı olmasıydı. argo dil kullanmak misafir odası çekingenliğimi kırmanın yollarından biri. okulda yazdığım günlerden bu yana bir şeyler öğrendim mi ki? yalnızca şiir konusunda. işte o konuda bir şeyler öğrendim.
    ted’in iyi öyküsü dayak üzerine. çok iyi, çok zorlu. o ilerliyor, dünyanın kendisinden ne beklediğine dair herhangi bir sahte kanıdan arınmış durumda. dün gece, beni kollarına aldı, avuttu. sevilmek sinirlerimi yatıştırdı ve beni uyuttu. korkunç duygusal kriz atlatmışçasına, dermansız bir halde uyandım. bugün bir nebze daha iyiyim. eleştirilerin eleştirilerinin içine daldım. diğer insanları okumak neye yarar? onların öykülerini oku, şiirlerini oku, eleştirilerini değil. eleştirmenlerin ve profesörlerin dünyasından epey uzaktayım ben. asıl hayatın kendisine kök salmalı. fakat ıris murdoch kendi işini yapan harikulade bir profesör ve entelektüel. bir şeyler bekleyen dünyayı unutmak için kendini hipnotize et. fikirler işin kendisinin yeşil filizlerini öldürüyor. aşkı, kederi, deliliği tecrübe ettim ben ve eğer bu tecrübeleri anlamlı bir hale getiremezsem, yeni tecrübelerin bana hiçbir faydası dokunmaz.
    kötü bir gün. kötü bir zaman. ruh hali çalışmak için önemli şey. şiirin kendisinin, öykünün kendisinin yattığı o gamsız, hevesli, istekli ruh hali çok mühim." (s.413-414)

    plath. s. (2014). günlükler (çev.: merve sevtap ılgın). istanbul: kırmızı kedi.

hesabın var mı? giriş yap