şükela:  tümü | bugün
  • trailer'ında showcase ve foxtel isimlerini gördüğüm yeni* başlamış dram dizisi.

    sezonlukdizi.com'da gördüm bugün. ikisini de daha önce duymamıştım. ne showcase'i ne foxtel'i. foxtel kanal değilmiş zaten de. neyse bilgi almaya buraya geldim fakat bulamadım.* daha iki bölüm yayınlanmış. imdb puanı dolayısıyla bir şans vereceğim bakalım nasılmış.

    edit: ha bir de leo*'nun da the great gatsby filminden itibaren tanıdığım elizabeth debicki başrolde. (diğerlerini tanımıyorum zaten.*)
  • sadece gizem ve elizabeth debicki kelimeleri yüzünden bu avustralya yapımı mini diziye başladım. mini dizileri polisiye, gizem ve gerilim unsurları olanları çok severim. gayet iyi bir açılış yaptı zaten sadece elizabeth* için bile izlenir.

    bu hatuna the great gatsby'de de night manager'da da hasta olmuştum burada yine bir başka güzel. kararsızım sözlük deborah ann woll mu elizabeth debicki mi?
  • aynı dönemde çekilen bir başka 'gizem' dizisi jordskott'a çok benziyor, fakat şimdilik bu detaylara girmeden the kettering incident hakkındaki -çoğunlukla olumsuz- görüşlerimi özetleyeceğim.

    --- spoiler ---

    eğer dizinin konusunu kısaca merak ediyorsanız şu;

    14 yaşındayken, yaşadığı garip ve gizemli bir hadise sonucu, olay sırasında yanında olduğu bilinen kız arkadaşı gillian'ı kaybeden anna macy, bu hadiseden yıllaaaaar sonra, bir tuhaflıklar silsilesinin sonucunda kendisini arkasına bakmadan kaçtığı tasmanya'da bulur. geri döndüğünde -kendi ailesi de dahil- herkesin 'gillian senin yüzünden kayboldu' imasında bulunduğunu fark edip, tumblr kızı depresyonunu devam ettirir.

    daha memleketine ayak basar basmaz, başka bir genç kızın da ortadan kaybolması sonucunda, tasmanya'nın temel değerlerini ifade eden altı okun ucu anna'ya döner ve anna, korkudan donunu doldurmasına rağmen kayıp vak'asını aydınlatmak için tek başına çalı çırpı arasında dolaşmaya başlar...

    ve tabii ki, gerçek sorumluları finalde karanlıkta bırakmaya yetecek kadar şüpheli davranmaya ve açıklanamaz tercihlerde bulunmaya devam eder. (mesela başına gelen olayları doğru dürüst detay vererek, çözülmesine yardım edebilecek pozisyondaki hiç kimseye anlatmaz. sadece olaya en çok tepki verecek kişiye, en yanlış zamanda, yarım yamalak söylemeye çalışır.)

    anladık, yaşadığı travma çok korkunç ve tüm bu tuhaf davranışlarının ucu bir şekilde buna dokunuyor. ama diyaloglar, kurgu hatta oyunculuk bunu tam olarak yansıtmak konusunda yetersiz kalıyor. mesela, dikkatsiz bir izleyici anna'nın neden çekip gidemediğini anlayamayabilir; çünkü kurgu ve hikayenin temel unsurları arasındaki tutarlılık gerçekten çok yetersiz. ya da bir doktor meslektaşı ile konuştuğu halde tıbbi geçerliliği olan hiçbir şey öğrenemeyip, bir de gizemli gizemli bakışlarla 'bence sen burdan kaç!' tribine maruz kalıyor.

    "seni arıyorlar biliyorsun değil mi?" olayına girmiyorum bile :)

    avustralya'nın güneyindeki bir ada olan tasmanya'da geçen konu, doğal güzellikleri ele almak ve coğrafyanın doğası gereği gizem oluşturmak için birebir; fakat daha önce yine avustralya'da yayınlanan top of the lake'ten daha yeni bir şey sunmuyor. sinematografi; özellikle de kamera kullanımı çok çok daha iyi olabilirdi.

    gatsby'den akılda kalan elizabeth debicki'nin başrolünde olduğu dizi, oyuncunun kariyeri için bir kutsanma mı yoksa lanet mi olur bilmiyorum. çünkü 3. bölümün ortalarına kadar sürekli bayılacakmış gibi dolaştığı için, insanın bir yerden sonra tokatlayıp "kendine gel ve banyo yap" diye bağırası geliyor. ayrıca canlandırdığı karakterin 'başına gelen olağanüstü hadiselere rağmen' neredeyse hiçbir belirgin motivasyonu yokmuş gibi dolaşması, interrail hippisi gibi onun bunun evinde kalıp, önüne gelen kişiden saçma sapan azar işitmesi ve tıp eğitimi almasına rağmen, üçüncü dereceden dalga kırmış keş gibi yalpalayarak, 'suçluyum ben' diye bağıracak davranışlarda bulunması, ana kahramanın üzerinde biriken gerilimi artırmak için atılmış ucuz çalımlar gibi görünüyor.

    ayrıca taaaaaaa lost'tan beri, neredeyse tüm gizem dizilerinde karşımıza çıkan o lanet olası hıyarlık burada da mevcut:

    ortada bir gerçek var.

    dizideki tüm karakterler, bu gerçeğe ait bir parçayı biliyor.

    fakat hiçbir zaman birbirlerine 'lan böyle bir şey var, bu ne iş amına koyim?' demedikleri ve sorulması gereken en basit soruları bile sormadıkları için büyük resmi göremiyorlar.

    ortada, sıradan bir manifaturacının fatih'teki dükkanında kuantum bilgisayarı icat etmesi kadar büyük büyük gizemler var ve kimse "ne oluyor lan bu siktiğimin yerinde?!?" demiyor. gayet, kafede falan oturup, çay çorba içip, hayatlarına melül melül devam ediyorlar.

    böyle gizem dizisi yazarlığının içine sıçayım afedersiniz.

    ingiliz, hatta belki inanmayacaksınız ama amerikan dizi sektörünün ortalama 15 yıl gerisinden gelen avustralya pazarının, şimdilik yazarlık anlamında devrim yaratabileceğini zannetmiyorum. o yüzden aussie aksanı dinlemek için bir müddet daha bunlara müsamaha göstereceğiz. ama polisiye diye, gizem diye, hafif supernatural'a da kayan mistik öğeler var diye bir true detective hatta the x-files ayarında enfes bir tat alacağınızı düşünmeyin.

    ya da düşünün.

    kimsenin beklentisini kendi zevklerime göre törpülemek, kafalarda ön yargılar oluşturmak istemiyorum.

    --- spoiler ---

    eğer saydığım olumsuzluklara katlanabilirseniz, özellikle the x-files'ın ilk sezonlarını, hatta belki de biraz millenium'u sevenler için sürprizli nüanslar sunuyor bu dizi. müzikleri falan da hoş, insanı milim milim germeyi başarıyor.

    ama avustralya'nın twin peaks'i gibi gazlamalara falan gelmeyin. çoooooooook boş vaktiniz varsa diziye bi şans verin derim. ama bunca yapımın içinde izlenmesi gereken ilk dizi kesinlike the kettering incident değil.
  • --- spoiler ---

    çok afedersiniz ama başroldeki anna macy karakteri tam bi embesil tam bir sığır. 5.bolum itibariyle bu düşüncem percinlendi. ya adam gelmiş jeofizikciyim , antartikada görevdeyken buzun çok altından şiddetli radyasyon ölçümleri alıyorduk. aynısı kettering de de olmaya başladı diyor. bizim sigircan beni rahat bırak diyor adama sadece.
    ulan insanda biraz merak biraz ilgi olur be. çok sinirlendim amk.
    --- spoiler ---
  • jordskott çakması dizi. jordskott her ne kadar durağan ilerlese de bir izlenebilirliği var ama bu dizi çekilmiyor. anna'nın * ha düştü ha düşecek gibi ruh hali ile dolaşması da insanı ayrı bir sinir ediyor.
  • finalini anlayan oldu mu? dün bir kısmını izlemiştim, demin de dünden kalan kısmını bitirdim. belki böyle ara vererek izlediğimden, belki de salak olduğumdan aklım almadı pek olup biteni. esas anlamadığım şu: n'oldu şimdi tüm bu yaşananların - doğanın sapıtması, insanların klonlanması gibi şeyler - sebeb-i hikmeti? "oyun" ne, oyunu oynayan kim ve oynayanın saikleri ne? bi' de nasıl oynanıyor? o küremsi dönergecin işlevi ne? yoksa sonraki sezonda mı açıklayacaklar bunları?
  • durgunluğun da bi sınırı olmalı.. başladık bitirelim dedik, kanımızı emdi ve finalden de bi şey anlamadım. anlayan anlatsın.. bu ''noktaları birleştirin, siz anlayın'' işi olmamış. mulholland drive değil sonuçta o kadar kafa patlatamayacağım ve veriler sonu birleştirmek için zayıf.. sonunda kızdım bu yüzden çünkü kafayı kurcalattıran işleri severim.. chloe'nin katili konusu tamamen kopuk bütünden, sırf gizem olsun maksat. tek ilginç karakter dutch... anna, ki kendisi ana karakter, ancak bu kadar sıkıcı olabilir... ne o küre yani ne oldu şimdi? yarım yamalak.. ben niye vakit verdim buna falan filan..
  • bir zamanlar anadoludayı al vur bunun kafasına. final için anlamlı gelebilecek hiçbir sonuç üretemedim, ya da milyonlarca olasılıkla piç gibi bıraktı.

    yukarıda yazmışlar güldüm doğruda bir tespit, tıp okumuş falan ama bildiğin leyla, biri sirkelesede kendine gelse diyosun. bir bölüm iki bölüm üç bölüm bekliyorsun ama o fiziksel enerji, ruh hali bir tık bile değişmiyor. insanın bir anı vardır çok daha güçlü enerjik olduğu bunda birtek o an ilk bölümde 10 dakikalık doktor olduğu an belki ondada kanaması başladı :)
  • az evvel 1. sezonunu bitirdiğim dizi. uzun boylu garı için izlemiştim zaten.

    ben ne izledim lan.