şükela:  tümü | bugün
  • 60. uluslararası berlin film festivali'nde altın ayı için yarışacak olan michael winterbottom' filmi.
  • jim thompson'un romanından beyaz perdeye aktarılan film. casey affleck, kate hudson ve jessica albabaşrolü paylaşıyor. alba, seri katil tarafından öldürülen bir hayat kadınını* canlandırıyor.
  • --- spoiler ---

    jessica albayı sevişirken görmek, anatomisine şahit olmak için biçilmiş kaftan.

    --- spoiler ---
  • casey affleck ne güzel bir oyuncu olmuş. abisi bir yana ama bu oğlanı seyretmek iyi geliyor bana.
    film dingin ritmi hadi ya duygusunu yaratması ile oldukça iyi. basit bir seri katil filminden daha fazla şeyler var içinde...
  • (bkz: the spanker inside me)

    --- spoiler ---

    casey affleck'in bir yıllık sevişme ihtiyacını peşinen aldığı film. gelsin jessica albalar gitsin kate hudsonlar.

    --- spoiler ---
  • casey affleck'in inanilmaz oyunculugu olmasa "kotu" diyip gecmek isterdim, ozellikle insanin bogazini dugumleyen siddet sahneleri yuzunden. fakat madem ki casey insanustu bir oyunculuk cikarmis, itiraf edilmeli ki filmdeki siddet filmin derdini anlatmak icin ustaca kullanilmis bir arac olmus. nedir filmin derdi derseniz, "insani dis gorunusuyle yargilama" derim kendi adima (cok yuzeysel oldu ama, kusura kalmayin).

    filmdeki siddetin insanin icine islemesinin, kanini dondurmasinin en onemli sebebi bu tip insanlarin var oldugunu ve benzer davranislarda bulunduklarini icten ice cok iyi bilmemiz. belki de bilmedigimiz tek sey kurban ile katil arasindaki o son anlarin ayrintilari idi, buna da filmin malum sahnelerinde tanik olduk ve bu mahremiyetin bozulmasi bizi rahatimizdan etti. jessica alba ve kate hudson bu sahnelerdeki oyunculuklari ile yasadigimiz soku arttiriyor ayrica.

    --- spoiler ---

    yasadigim travma yuzunden filmin son sahnelerini gercek gibi izledim ve tatmin olmadim, olamadim. filmin sonunda inanilmaz bir burukluk yasadim bu yuzden. genelde kotu filmlerin sonunda bu tip ama cok daha az siddetli bir hisse kapilirim, ama bu filmin sonunda yasadigim bambaska idi. tarif etmek zor. her neyse, daha sonra bir iki yorum okuyunca farkettim ki lou'nun akil hastanesine girmesiyle film kopuyor; hastaneden cikma, eve gitme falan tamamen hayal (simdi dusununce nasil anlayamadigima cok sasiriyorum, hakkaten film psikolojimi bozmus). ilk sinyaller hastanedeki slayt sovla veriliyor seyirciye. daha sonra lou tanimadigi birine her seyi bastan sonra anlatiyor (kendiyle hesaplasma), daha sonra evine gidip buyuk final icin hazirliklarini yapiyor. bu sirada kravat giymek istiyor fakal akil hastanesinde kravat olamayacagi icin (intihar etmesinler deyyu) kravatsiz kaliyor, bu da bir diger ipucu. sonra da buyuk hesaplasma zamani geliyor ki buradaki absurtlukleri anlatmaya baslamak dahi istemiyorum.

    --- spoiler ---

    sonuc olarak izlemeyin, izlettirmeyin; fakat bilin ki film oldukca iyi.

    ennn son olarak, inception'daki ruyalari cok mekanik bulan arkadaslar umarim bu filmin anlatis tarzinin ruyasal bir kaotiklikle yurutulmesinden orgazmik bir zevk almislardir.
  • fena başlamayan ama ilerledikçe ipin ucunu kaçıran, oyunculuklar ve müzikleri güzel kendisi kötü değil ama olmamış film....
    dibi tutmuş....
    elde izlenecek onlarca film varken.... gerek yok yani.....
    le feu follet (1963) altyazısı da çıktı onu izleseydim keşke......
  • izledikten sonra kabus gördüğüm şiddet içeren film.
    daha evvel hiç bir filmden sonra kabus görmemiştim. benim için çok şiddet dolu idi.
    casey afleck evet iyi oyuncu ve konuşma ses tonuna tahammülüm yok. kate hudson a ne olmuş dedim. kilo alıp çirkinleşip oscar mı alacak acaba?

    jessica alba çok güzel.
  • alt metninde "kadınlar şiddetten hoşlanır", "şiddet uygulayan adama aşık olur" gibi bir saptaması olan "hasta" film. bu film için yorulmaya, lafı çok uzatmaya gerek yok; michael winterbottom şişirilmiş bir yönetmen, casey affleck filmin başından sonuna kadar aynı surat ifadesiyle kötü ve öylesine oynuyor, alba sıradan, hudson çirkin görünüyor (bu filmin ve kadının suçu değil tabii, eşyanın tabiatı, tarihe not düşeyim dedim.) ve ayrıca kötü oynuyor, senaryo berbat (uyarlanan kitap nasıl merak ediyorum.) vs. vs.

    komik bir kasabada, şiddet düşkünü (bunun nedeni olarak da, çocukluğunda bakıcı kadının? poposuna vurması -kadının arzusuyla tabii!- veriliyor.), baby face! bir adamın başından geçen, absürt olaylar dizisi. eğer şans faktörünü anlatmak istiyorsa yönetmen, woody allen'ın match point sonrası tüm filmlerine bakabilir. eğlenceli ve zekice nasıl anlatılırmış şu şans denen meret, o zaman görülür işte, özellikle whatever works filminde.

    ayrıca şans ve ötesini merak edenler için;

    (bkz: jung ve eşzamanlılık)
  • tokat gibi çarpan filmleri seviyorum. gücünü 1952de yayınlanan aynı isimli romandan alan bu film winterbottomun olgun avrıyla aceleye gelmeden insanı sarsıyor. öylesine güçlü ki film irkiliyorsun ve "lan olum yapma lan" diyorsunuz. o kadar sert ki cinsellik sahneleri 9 songs'tan daha sarsıcı, dedektiflik bölümleri "fargo" zekasında, şiddetin sansürlenmemesi ise en az "irreversible" gibi.

    --- spoiler ---
    polis memuru lou ford'u izliyoruz. texas'lı kendisi. aynı zamanda bir piskopat. değişimleri sık olsa da bunu belli etmiyor. ta ki intikam almak için beklediği kasabanın taşaklı zengini chester conway'a karşı bir fırsat yakalamışken. oğlunun bir fahişeyle ilişkisini değerlendirip chester'ın oğlunu ve fahişeyi acımazsıza öldürür. bu ise herşeyin başlangıcıdır. bebek yüzlü polis memurundan şüphelenmek için çok daha fazlasına ihtiyaç duyan eyalet polisi ise bill pullman.

    --- spoiler ---

    filmin böyle karanlık bilinmeyen bir karakter barındırmasına rağmen olaylara karşı oldukça şeffaf davranmış winterbottom. sorulacak soruların hepsinin cevabını veriyor. bunu acemice değil gayet sakin ve yavaşça yapıyor.

    film jessica alba, cassey affleck, kate hudson ve bill pulman gibi yıldızlarla dolu. ama casey afleck insanı korkutan bir piskopat tribine giriyor. insana "gerçeğim ben" diye fısıldıyor. hem de çaktırmadan arkadan gelip kulağına eğilip.

    8,5/10

    *