şükela:  tümü | bugün
  • yorgos lanthimos'un 70. cannes film festival'inde yarismaya secilen son filmi. filmde colin farrell, steven adli basarili bir cerrahi canlandiriyor. steven, martin adli bir cocugu (barry keoghan) kanatlarinin altina alir. ancak steven'in hayati cocugun onu iletisimsiz ailesinin icine cekmeye calismasi sonucunda alt ust olmaya baslar. colin farrell, bir ropartajinda filmin kasvetli senaryonu okumanin cok sinir bozucu oldugunu, okudugunda mide bulantisi hissettigini ve filmin lanthimos'un son filmi "the lobster"dan daha garip ve korkunc oldugunu belirtmisti. bu colin farrel'in lanthimos'la ikinci filmi. nicole kidman cerrahin esini, alica silverston ise cocugun annesini canlandiriyor.

    filmin posteri oldukca carpici bir sekilde filmin atmosferini yansitiyor
    tanitim videosu 1
    tanitim videosu 2

    film euripodes’in iphigenia hikayesinden esintiler iceren intikam odakli bir drama. bu hikayeye gore miken krali agamemnon onderligindeki yunan donanmasi truva’yla savas hazirliklari icin avlid’de toparlanir. tam yelken acmaya hazirlanirlarken ruzgar aniden kesilir. kahin chalcas bunun sebebinin agamemnon’un av tanricasi artemis icin kutsal olan geyigi oldurmesinden kaynaklandigini ve bu yuzden tanrica artemis’in onu bu sekilde cezalandirdigini ve bu durumdan kurtulmak icin agamemnon’un kizi iphigenia’yi ona kurban etmesi gerektigini soyler. agamemnon baskilara dayanamayarak karisi klytaimnestra ’nin karsi koymasina ragmen kizini kurban eder.

    film cincinnati christ hospital joint and spine center'de cekilmis. filmde kalp ameliyati sahnesinde bir hastanin izni alinarak gercek kalp ameliyati cekilmis.

    edit: ek bilgiler.
  • filmin ilk posteri gelmiş.
  • yorgos lanthimos'un the lobster'dan sonraki şahanesi gibi duruyor.
    merakla beklenen.
  • ne twin peaks, ne almodovar,
    hiçbirini beklemedim
    the killing of a sacred deer kadar!

    ilk fragmanı: http://obicimsinema.com/…-of-a-sacred-deer-fragman/
    ikinci fragmanı: http://obicimsinema.com/…acred-deer-ikinci-fragman/

    bu sene filmekimi'nde izleyeceğimiz şaheser! hadi inşşşş cnm!
  • fonda gergin kalp atışları sesiyle beklediğim, yönetmenin artık iyice uluslararası sulara doğru kulaç attığını gösteren ve çok şeyler vadeden lanthimos filmi.

    beklerken boş durmayız elbette. nicole kidman'dan stoker'dakini katlayacak bir performans bekleriz. yönetmene de colin farrell'la çok takılmaya başladın, bu son olsun, ayrıl da gel diyerek selam ederiz.
  • yılın en merakla beklediğim, yorgos lanthimos filmi.
    bugün itibariyle ilk fragmanı yayınlandı. fragman beklediğim gibi çok çok iyi.
    ayrıca fragman boyunca kızın söylediği, ellie gouldingin nefret ettiğim şarkısı burnden tiksinmek için bir sebep daha eklemiş oldu trailer. sağ olsunlar.
    o değilde bu tarz tezatlıklar bazı filmlere ve yönetmenlerine çok yakışıyor. bu da onlardan biri fikrimce.

    fragman için burayı tıklayın
  • kazara birinin ölümüne neden olduğundan şüphelendiğimiz cerrah steven murphy, bedeli için eşinin “fedakarlık” yapması gereken olaylara bulaşıyor gibi görünüyor.

    (bkz: http://obicimsinema.com/…-of-a-sacred-deer-fragman/)
  • ikinci bir lobster vakası yaşatacakmış gibi düşünüyorum. üzecek yani bizi sanırsam. daha geçen gün izledim kynodontas'ı tekrardan nerde o muazzamlık, nerde lobster...

    umarım göt olurum.

    çıkmayın abicim ülkenizden, asyalıları örnek alın biraz. kendinizi sınırlamayın, yaratıcılığınıza ve ekstremliğinize sınırlar çizmeyin.
  • filmekimi kapsamında izlediğim lanthimos filmi. kanaatimce yönetmenin en kapalı anlatıma sahip ve zor filmi olmuş.

    öncelikle filmdeki supernatural olayları anlamakta zorlanan ve filmin iç akışını kavrayamayanlar varsa kısa bir girizgahla başlayayım. filmin üzerine oturduğu iki temel dayanak var. bunlardan birincisi hikayenin bir yunan mitinin üzerine oturması. aşağıdaki entry'nin son paragrafında güzelce açıklanmış. filmin adına referans yaparsak da, kutsal geyik ailenin biricik evladı bob'da cisimleşmiştir.

    (bkz: #68188626)

    ikinci dayanak ise lanthimos'un bu miti kendine özgü anlatım dilini kullanarak işlemesi. yani, barry keoghanın canlandırdığı martin karakterinin nasıl olup da çocukları o hale getirdiği merak edilebilir. esasen merak edilecek pek bir şey bulunmamakta. çünkü lanthimos'un film evreni gerçek bir evren değil, gerçeğin çarpıtılmış haline sahip bir evren. fantastik filmlerin gerçek karşısında takındığı tavrı, kendisi insan ilişkileri konusunda takınıyor. garip olan sadece martin değil. tüm karakterler ve içsel dinamikleri günlük hayatta karşılaşamayacağımız derecede tuhaf. neredeyse hepsi robotik, duygusuz bir şekilde konuşuyor. ve akıllarına gelen şeyi doğrudan söylemekten çekinmiyor. örneğin küçük bob, martin'in koltuk altı kıllarını merak ediyor ve martin de gösteriyor. aynı şekilde martin, steven'ın göğüs kıllarını merak ediyor ve görmek istiyor. bir diğer sahnede, doktorların davet sahnesinde, steven arkadaşına ayak üstü kızının adet gördüğünü direkt olarak söyleyebiliyor. bob hastanede yere kapaklandığında anna en ufak bir telaş yapmıyor. özetle günlük hayatta absürd olarak niteleyebileceğimiz durumlar lanthimos'un evreninin temel malzemesi haline gelmiş durumda. bu açıdan the lobster'de kullanımına başladığı çizgiyi devam ettirmiş diyebiliriz.

    fakat tüm bu unsurlar birleştiğinde, ortaya nasıl bir şey çıktığı ve ne izlediğimiz konusunda şüphelerim var. en az çalıştıkları hastane kadar steril bir eve sahip orta üst sınıf bir ailenin, işin içine bencillik ve ölüm korkusu girince tüm düzenlerinin bozulması ve dağılmaları işlenmek istenmiş olabilir. sınıf aidiyeti burada abartılı bir yorum olarak gelebilir fakat martin, murphy'lerin evine ilk geldiğinde 'pek de iyi olmayan bir semtte, iyi olmayan bir evde' yaşadığını söylüyordu. hikayeyi açabileceğim elimdeki nihai malzemenin bu olduğunu düşünüyorum çünkü karakter dönüşümlerini okuyabileceğimiz yegane unsur ölümün murphy ailesinin gerçeklikten soyutlanmış steril evlerini ziyaret etmesi. intikam duygusunun fitillediği çevresi ölüm melekleriyle sarılmış korunaklı bir köşkte, pişmanlık, çaresizlik ve öfke gibi* insana ait duyguların tek bir potada hemhal olması ve eninde sonunda o ölüm meleklerinin karşısına çıkması, ve ancak meleklere bir kurban verdikten sonra hayatlarına devam edebilmeleri. lanthimos şunu demek istiyor belki de, gerçeklikte olmasa bile metafizik evrenimde sizi yok etme, dağıtma gücüne muktedirim. sinemanın bana sağladığı imkanları kullanarak sizi üzebilirim, parçalayabilirim, kendinize o kadar güvenmeyin.

    öte taraftan martin ile gezerken kim'in söylediği ellie goulding'in burn adlı şarkısının tesadüf eseri seçildiğini düşünmüyorum. şarkının sözlerini buraya kopyalamayacağım fakat linkini koyayım: burn
    dikkatli incelerseniz parça direkt olarak prometheus'a göndermeler yapıyor ve belli ki filme de bu yüzden seçilmiş.
    (bkz: prometheus)
    peki buradan ne anlamamız lazım derseniz benim anladığım şudur; ateşe, yani bilgiye, onun gücüne ve kazanımlarına sahip olan beyaz adamın kendine olan güvenini ve kibrini temsil ediyor şarkı. ve henüz bu güven tazeyken, hikayedeki çatışmalar ortaya çıkmamışken "kim" karakteri tarafından kırda söyleniyor. martin onu sessizce dinliyor fakat belli ki içinden aileyi nasıl un ufak edeceğinin hesaplarını yapmakta.
    bu kısma not: filmin en başında ve en sonunda çalan o rönesansımsı epik müzik de bu çıkarımı haklı kılıyor. bir kalp imajı ile yani bir canlılık ve güç timsali ile açılan film, batılı adama ait aynı müzik eşliğinde murphy'lerin çöküşü ile sona eriyor.

    -----ayrıntı------

    filmde nekrofili bir steven var. gerçeklikten kopmuş, sterilize yaşam ve onun getirdiği güvenlik hissiyatı artık öyle bir düzeye ulaşmış ki, ölüme dair hiçbir korkusu kalmamış olan karakterimiz ölüm itkisini ancak bir ölüyle cinsel ilişkiye girme fantazisiyle ayakta tutabiliyor. şuna dikkat kesilin. bu işlemi büyük bir keyifle gerçekleştiren steven, martin başına belaları açmaya başladıktan sonra anna yatağa tekrar aynı şekilde uzandığında ona karşılık vermiyor. çünkü eskiden ihtimal dışı olan ölüm artık ona çok yakın konumda. diğer bir deyişle,
    gerçek steven'ı bulup yakasından tuttu ve artık steven'ın onu simüle etmek için bir nedeni kalmadı.

    -----ayrıntı------

    ek olarak, mutfakta yapılan steven ve anna'nın tartıştığı bir sahne var. steven bütün tabak, çatalı aşağı indiriyor. sinematik olacağız kaygısıyla çekilmiş gibi sanki biraz, abartı buldum. steven'daki dönüşüm vurgulanmak istenmiş belli ki ama bu filme oturmamış sanki o sahne.

    özet olarak filmden anladıklarım bunlardır. teknik incelemesine girecek olursak lanthimos kamera kullanmayı ya bilmiyor, ya da filmin içeriğine uygun olması açısından bu tuhaf biçimi bilinçli olarak seçmiş. neredeyse her sahne geniş bir açıyla açılıyor ve sonra karakterin close-up'ına giriyor. karakterleri ya çok uzaktan ya da çok yakından görüyoruz. bu da doğal olarak bir tension yani gerilim yaratıyor. diğer bir hamle ise planlarda yavaşça zoom-in'ler yapılıyor. görsel rejim bu sistem üzerine kurulmuş, non diegetic gergin müzikler ile de desteklenmiş. artık lanthimos'a özgüleşmiş bu non diegetic müzik kullanımının filmde gerilimi sağlamaktan öte önemli bir unsur olduğunu düşünüyorum çünkü biz seyirci olarak karakterlerin başına gelecek belalara hazırlanırken, karakterler ne olacağını bilmiyor. film ortalama seyirci için çok zor bir film. psikanalitik, metaforik anlatım çözümleme yapmayı gerektiriyor. burada ortalama seyircinin "çoh eyi filmdi, gorhtuk gerildik film boyu, martin çoh eyiii oynamışş" ın üzerinde bir anlam edinebileceğini düşünmüyorum. kara komedi unsurları ne derece çalışıyor tartışılır.
    filmin akışında belli sıkıntılar var, sahneler pat pat atlıyor. anlatım dili ise, yorum yapmak için zorlayıcı.
    genel puanım: 7.1