şükela:  tümü | bugün
  • seriyi yakından takip edenleriniz bilirler, üçüncü kitap olan doors of stone'u bir türlü yazmayan pat ağbi, 2014 yılında game of thrones'un yazarı george r r martin'in, kalburüstü birkaç fantastik kurgu yazarı tarafından yazılmış özgün hikayeler derlediği rogues isimli kitabı için the lightning tree isminde bir hikaye yazmıştı.

    rothfuss önce bu kitap için kvothe'u beklerken geçirdiği bir haftada auri'nin şeyaltında yaşadıklarını anlatan the slow regard of silent things'i yazmıştı ancak daha sonra karar değiştirip bu hikayeyi antolojiye koymayıp ayrı bir kitap olarak basmıştı. türkçemize de sessizliğin müziği ismiyle çevirildi. yayınlandı.

    martin'in kitabı için rothfuss bu kez bast'ın bir gününü anlatan the lightning tree'yi yazdı. bu güzel hikaye ise dilimize çevrilmedi.

    sebebi martin ile rothfuss'un türkiye'deki teliflerinin farklı yayınevlerinde olmasıydı. martin'in antolojisi "düzenbazlar" ismiyle çevirilp yayınlandı ama kitabın içindeki lightning tree öyküsü çıkarılmıştı.

    hikaye ayrı bir kitap olarak da yayınlanamadı ülkemizde.

    neyse efendim, şimdi ingilizce bilmeyen yahut ingilizce okumayı sevmeyen kralkatili okurları için ben bir çılgınlık yaptım ve üç bölümden oluşan hikayenin 18 word sayfası tutan ilk bölümünü türkçe'ye çevirdim. ahan da burada:

    (bkz: #122138826)

    böylece dilimizi konuşan kralkatili okurları hikayeden daha fazla mahrum kalmamış olur hiç olmazsa.

    çeviri ile alakalı düzeltme ve önerileriniz olursa çekinmeden irtibata geçebilirsiniz.

    ikinci kısmın çevirisini de bir haftadan az bir süre içinde ekleyecektirim inşallah. iyi okumalar.

    edit:

    buyrun efendim, ikinci kısım: (bkz: #122278121)

    üçüncü ve son kısmı da bir haftadan kısa sürede çevirip ekleyeceğimi umuyorum. eklediğimde haberdar olmak için the lightning tree başlığını takibe alabilirsiniz.
  • son kitabı en az 3000 sayfa olmazsa anasını avradını sikeceğim süper seri.
  • lanetli seri.

    (bkz: #122139227) numaralı entryde belirttiğim üzere, the lightning tree öyküsünü çevirmeye başlamıştım. kitabın üçte ikisini çevirmek beş gün sürmüştü. kalan üçte birlik bölümün çevirisini tamamlamayı on üç ayda başarabildim.

    insan kınamadığını yaşamadan ölmezmiş, derler... adama küfrediyorum yıllardır bir seriyi bitirmedi diye. kıçı kırık bir çeviriyi bir yıldan uzun sürede bitiremeyerek dersimi aldım.

    lakin bugün çeviri bitti. kitabın linklerini entry'nin sonunda paylaşacağım.

    bu olay sabırlı, acılı, çilekeş, derbeder, perişan kralkatili okuru için bir umut olur umarım. bir gün gelir, pat efendi doors of stone'u bitirir, iklim değişir, akdeniz olur... olmadı, brandon sanderson bitirir seriyi...

    çeviri ile alakalı öneri, yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum... sağlıcakla kalın...

    epub
    kindle
    pdf
  • pat efendi'nin videolarının altında falan çokça dönen ve oylanan bir yorum var, "gelin kabul edelim, seriyi brandon sanderson tamamlayacak" şeklinde...

    kralkatili okurunun buruk ümitsizliği daha güzel bir şekilde ifade edilemez. geçenlerde editörü "ben son altı yılda kendisinin bir kelime yazdığını düşünmüyorum" dediğinde, ben de doors of stone'un çıkışına planladığım yeniden okumalarımı öne aldım ve ilk iki kitabı okudum bir hafta evvel. bir haftam zevk içinde geçti. son okumamda ve akabinde izlediğim birkaç videoda aklımda kalan birkaç küçük detayı paylaşayım.

    kitabın çevirmeni biliyorsunuz, bazı sözcükleri ve isimleri türkçeleştirirken bazılarını orijinal haliyle bırakıyor. bu bende ufak kafa karışıklıklarına yol açınca ben de isimlerin orijinallerine bakar oldum. zaten son okumamı, ingilizce ebooklar ile karşılaştırmalı olarak yaptım diyebiliriz. (şiir ve şarkı tercümelerini hiç beğenmedim, boş bir zamanda alternatif olarak çevirip paylaşayım diyorum kitaptaki şarkıları)

    mesela artificery'ye (artifişıri) kısaca fishery (fişıri) denmesi çok mantıklı ama bunları "zahiriyehane" ve "balıkhane" şeklinde çevirmek olmamış. aynı şekilde arcanum için seçilen "gizemiye" sözcüğü de bir garip. "sırriye", "esrariye" falan olsa yine eyvallah da, giz sözcüğünden öztürkçe -em ekiyle türetilen sözcüğü arapça bükün kullanıp "gizemiye" yapmak... "gizembilim" bile daha iyi olurdu... bunun gibi örnek çok.

    kitapta teccam diye bir antik filozoftan ve en meşhur eseri tecelli isimli kitabından bahsediliyor, malum. ben bu "teccam'ın tecellisi" kitabının çevirmenin oyunu olduğunu sanıyordum. teccam'ın da tecim sözcüğünün "fa'al" babındaki hali sanmıştım. meğersem orijinal hali teccam imiş.(tekk'm okunuyor) eserinin adı ise theophany. yani teofani. yani bir faninin tanrı ile konuşması. burada tecelli sözcüğü uygun bir çeviri olmuş. teccam ile tecelli'nin uyumu ise hoş bir tesadüf. ben bunu mesela bir scarton'un skata'sı gibi bir şeyin çevirisi zannetmiştim...

    burada da pat efendi kitaptaki isimlerin telaffuzlarını gösteriyor tek tek:

    https://youtu.be/mpeb6nagoyk

    kvothe'ın "kvot" okunduğunu biliyordum ama hemme'nin "hem" okunduğunu öğrenince şaşırdım mesela...

    dün sessizliğin müziği'ni okumaya başladım. (bkz: the slow regard of silent things)
    malum, kitap aurinin o'nu beklerken geçen yedi gününü anlatıyor. kitabın başında tunnel bob isminde, auri karakterine ilham kaynağı olmuş bir kişiye ithaf var. baktım bu tunnel bob kişisi kırk yıla yakındır wisconsin'de üniversitenin altındaki buhar tünellerini mesken edinmiş takıntılı tatlı bir amca. hikayesi de çok hoş. kimdir merak ederseniz bir bakın:

    https://youtu.be/lyn9wvkigkw

    pat üçüncü kitabı yazar mı bilinmez. ama ben ilk iki kitabın varlığından ziyadesiyle mutluyum. yarım kalmış bir hikaye olarak bile çok güzel...
  • kitabın editörü olan betsy wollheim, kişisel facebook sayfasında attığı bir gönderide üçüncü kitabın "bir kelimesini bile görmediğini" söylemiş. 2013 yılında üçüncü kitabı beta okuyucularına ve bazı arkadaşlarına gönderdiğini paylaşmış olan yazarımız patrick rothfuss'un tahmini tarih vermemesi ve kendisine her hatırlatıldığında da sinirlenmesinden, üçüncü kitabın belki de hiç çıkmayacağını fikrimdeyim. okurlarına biraz saygı gösterip en azından "şundan şundan dolayı ilerleyemedim." dese okurlarının anlayış göstereceğini tahmin ediyorum ama onu da yapmıyor malesef.

    daha endişe verici durum ise linkini verdiğim facebook paylaşımında editörün yaptığı "üçüncü kitap kvothe'nin geçmişini anlatan son kitap olacaktı. ama pat ilk başta bu evrende geçen daha fazla şey yazmayı istiyordu. ama artık bunu yapmak isteyip istemediğini bilmiyorum. herhangi bir şey yazmak istiyor mu, ondan bile emin değilim." şeklinde yaptığı yorum. bu ruh hali zaten patrick rothfuss'un twitch yayınlarından ve twitter gönderilerinden belli de oluyor. yazar, sanki kendisini kitabı yazmaktan uzak tutacak her şeyi yapmak istiyor gibi. birçok yazarın kitap yazmaya günlük 7-8 saat ayırıp, her bölümü bitirmek üzere son tarihler belirleyip bunlara yetişmeye çalışarak kitaplarını çıkardıklarını söylediğini düşünürsek de, patrick rothfuss'un durumunun ne kadar endişe verici olduğunu görebiliriz.

    edit: şimdi yeni fark ettim. editör aşağıdaki yorumlardan birinde "altı yıldır herhangi bir şey yazdığını düşünmüyorum." demiş. şok etkisi yaptı.
  • seriye yeni başladım ve severek okuyorum ama bir şey beni çok güldürdü. büyük ihtimalle türkçe oluşu komik geldi.
    -s!-
    şehrini yakıp yıkan lanre'ye sadece "ne ettin lanre" diyen adamın krallığı bırakın yansın :(
    -s!-
  • tdos'un tek kitap olarak çıkacağına zerre inanmadığım seri. (disbelief)

    --- spoiler ---

    ikinci kitabın yarısını mal gibi felurian'ı bafilemekle, diğer yarısını da ademre'de funk-hu öğrenerek geçiştirdiler.

    şimdi allah için adem kısımları, üniversite kadar olmasa da okuttu kendini yine. gayet hoş. ama bu adam daha kaç tane isim öğrenecek, cinder'le kapışacak, melek öldürecek, denna'ya çakacak, olaylar olaylar olacak sonra kaçıp kote olacak. daha bast'la nasıl tanıştığına gelmedi amk..

    buralar en az bin sayfa eder. bir de innkeeper'den sonra gelecekler var. tabi vintas yolculuğunda yaptığı gibi yapmazsa. adamın gemisi battı, bi ton ekşın oldu yolda ama sadece 3-5 sayfada anlattı.

    ayrıca; denna hariç tüm kadın karakterler harika. favorim auri, plase fela. devi ve mola'ya karşı da boş değilim. denna'dan nefret ediyorum. ambrose bile sempatik kalıyor lan yanında, tam kezban. üstelik motor. hehehe
    --- spoiler ---

    son kitap çıkmadan okumayın. ya da okuyun, güzel.
  • süresiz izne ayrıldığım için epey boş vaktim vardı, tekrar okudum kitapları. oradan buradan okuduklarım ve bazısını da kendim saçmaladığım teorilerim var.* belirtmeme gerek yok sanırım ama spoiler içerir.

    bence kvothe’ın bize anlattıklarıyla gerçekler aynı değil. olayları o nasıl anlamamızı istiyorsa öyle algılıyoruz. anlatırken ilerde olacak olan olayları çoğunlukla bize yansıtmadan anlatıyor. mesela en basitinden willem'la ilk karşılaşmalarında anlatırken o bir yabancıymış gibi, herhangi biriymiş gibi öylesine bahsediyor, sonradan en yakın arkadaşlarından biri olduğunu öğreniyoruz. yani kvothe’ın şimdiye kadar karşılaştığı kişiler hakkındaki düşünceleri değişmiş olabilir ve biz henüz hikayenin o kısmını okumadığımız için bilmiyor olabiliriz. bu da bize rahat rahat teori oluşturma imkanı tanıyor. böyle düşünürsek benim teorilerim şunlar:

    1) cthaeh aslında selitos.
    2) lyra, asıl lady lackless.
    3) drossen tor’da savaşıp beast’i yenen lanre’yle haliax’a dönüşen, selitos’un konuştuğu lanre aynı kişi değil.
    4) tinker’lar amyr’lerden.
    5) kvothe hikayenin sonunda bir kahraman değil.

    epey saçmaladım farkındayım ama kanıtlar vereceğim merak etmeyin.

    1) şimdi skarpi selitos’la olan hikayesine başlamadan önce “kim bir gözünü kaybetmiş ama daha iyi görüş kazanmış bir adamın hikayesini dinlemek ister?” diye soruyor. malum selitos kendi gözüne mountain glass saplamıştı.

    “i am sorry, ” selitos said, and stood upright as well.
    then selitos spoke in a great voice, “never before has my sight been clouded. i failed to see the truth inside your heart.”
    selitos drew a deep breath. “by my eye i was deceived, never again...” he raised the stone and drove its needle point into his own eye. his scream echoed among the rocks as he fell to his knees gasping. “may i never again be so blind."

    bu kısımda cthaeh ve selitos arasındaki bağlantıyı görmek kaçınılmaz. bir göz kaybediyor, “görü” kazanıyor. tüm geleceği görebilen bildiğimiz kim var? cthaeh. dahası da var. kvothe lackless box’ı gördüğünde cthaeh’nin ağacının kokusunu alıyor kutudan.

    ağaçtan bahsederken: "the wind shifted, and as the leaves stirred i smelled a strange, sweet smell. it was like smoke and spice and leather and lemon. it was a compelling smell. not in the same way that food smells appealing. it didn’t make my mouth water or my stomach growl. despite this, if i’d seen something sitting on a table that smelled this way, even if it were a lump of stone or a piece of wood, i would have felt compelled to put it in my mouth. not out of hunger, but from sheer curiosity, much like a child might."

    kutudan bahsederken: "the wood itself was interesting. it was dark enough to be roah, but it had a deep red grain. what’s more, it seemed to be a spicewood. it smelled faintly of... something. a familiar smell i couldn’t quite put my finger on. i lowered my face to its surface and breathed in deeply through my nose, something almost like lemon. it was maddeningly familiar. 'what sort of wood is this?'
    their silence was answer enough."

    şimdi buradan nereye geliyorum? kutuyu açmanın bir yolu yok bildiğimiz kadarıyla ve cthaeh de ağaçtan kaçamıyor. bence haliax onu oraya hapsetmiş, yani selitos’u. ayrıca kvothe kutunun içinde ne olduğunu tahmin etmeye çalışıyor bir de.

    “what’s inside it?”
    i thought for a long moment before saying anything. “something smaller than a saltbox…” i began. meluan smiled, but alveron gave the barest of frowns so ı hurried on. “something metal, by the way the weight shifts when i tilt it.” i closed my eyes and listened to the padded thump of its contents moving in the box. “no. by the weight of it, perhaps something made of glass or stone."

    kutunun içinde selitos’un gözüne sapladığı mountain glass var. taş selitos’un kanıyla kaplı ve haliax kanı bağ kurmak için kullanıyor. bu da haliax’ın neden hiç uyumadığını da açıklıyor. çünkü uyursa alar’ının etkisi kalkacak ve bağ kopacak.

    2) lyra, tekerlemedeki aslı lady lackless.

    seven things has lady lackless
    keeps them underneath her black dress
    one a ring that's not for wearing
    one a sharp word, not for swearing,
    right beside her husband's candle
    there's a door without a handle
    in a box, no lid or locks
    lackless keeps her husband's rocks
    there's a secret she's been keeping
    she's been dreaming and not sleeping
    on a road, that's not for traveling
    lackless likes her riddle raveling

    burada “her husband’s rocks” halk arasında anlaşılıp espri konusu olduğu gibi kocasının testisleri değil, takdir ederseniz. bahsedilen şey “mountain glass”ın ta kendisi. bu da demek oluyor ki tekerlemede bahsedilen asıl lackless, lyra. yani meluan lyra’nın soyundan geliyor. meluan da kvothe’ın teyzesi olduğuna göre o da aynı soydan geliyor.

    3) drossen tor’da savaşan lanre’yle haliax’a dönüşen, selitos’un konuştuğu lanre aynı kişi değil. lanre'nin hikayenin başında isim gücü yoktu. lanre güçlü bir savaşçıydı ama namer değildi.

    "selitos knew that in all the world there were only three people who could match his skill in names: aleph, iax, and lyra. lanre had no gift for names-his power lay in the strength of his arm. for him to attempt to bind selitos by his name would be as fruitless as a boy attacking a soldier with a willow stick."

    "selitos, his eyes unveiled, looked at his friend. he saw how lanre, nearly mad with grief, had sought the power to bring lyra back to life again. out of love for lyra, lanre had sought knowledge where knowledge is better left alone, and gained it at a terrible price."

    bence lanre’nin gerçek ismi değişti. lyra ölünce, o duygusal şokla uyuyan zihni uyandı. ay’ı çalan, creation war’u başlatan, selitos’la yarışabilecek üç kişiden biri olan jax/iax’ı buldu. adem’lerin hikayesinden öğrendiğimiz gibi iax onu yeniden isimlendirdi ve alaxel oldu adı. bir şeyin ismi değişince tabiatı da değişeceğinden lanre farklı bir kişi oldu. ayrıca haliax’ın anlamına bakalım. hal latince de nefes demek. yani iax’ın nefesi. iax’ın onu yeniden isimlendirdiği kesin bence. yani lanre myr tariniel’e döndüğünde eskiden olduğu kişi değildi artık.

    4) tinker'lar amyr'lerden.

    buraya kadar olanların gerçekliğine inanıyorum ama buradan sonra biraz sınırları zorlayacağım. şimdi lanre myr tariniel’i yakıp yıktığı için selitos chandrian’ları cezalandırmak istedi ama aleph resmen men etti.

    “... selitos one-eye stood forward and said, “lord, if i do this thing will i be given the power to avenge the loss of the shining city? can i confound the plots of lanre and his chandrian who killed the innocent and burned my beloved myr tariniel?”
    aleph said, “no. all personal things must be set aside, and you must punish or reward only what you yourself witness from this day forth.”
    selitos bowed his head. “i am sorry, but my heart says to me i must try to stop these things before they are done, not wait and punish later.”
    some of the ruach murmured agreement with selitos and went to stand with him, for they remembered myr tariniel and were filled with rage and hurt at lanre’s betrayal.
    selitos went to aleph and knelt before him. “i must refuse, for i cannot forget. but i will oppose him with these faithful ruach beside me. i see their hearts are pure. we will be called the amyr in memory of the ruined city. we will confound lanre and any who follow him. nothing will prevent us from attaining the greater good.”

    selitos “gideceğiz, chandrian’ı öldüreceğiz, kusura bakma aleph.” demiyor burada. “en azından onların vereceği zarara karşı koyup engellemeye çalışacağız, böylece senin sözünden de çıkmamış olacağız.” diyor. arkasındaki ruach’larla ve yeni kazandığı “görü”süyle amyr’leri oluşturuyor.

    felurian hiç insan amyr yoktu diyor kvothe’a. ruach'lar bir çeşit melek, burası uyuyor. ama tinker'lar insan diyeceksiniz, bence değiller. kvothe fae’deyken felurian ona ne diyordu?

    “most fae are sly and subtle folk who step as soft as chimney smoke. some go among your kind enshaedn, glamoured as a pack mule laden, or wearing gowns to fit a queen.”

    tinker’lar bilidiğimiz gibi kasaba kasaba, şehir şehir eşek arabalarıyla dolaşıp ıvır zıvır satıyorlar. bence tinker’lar fey. daha da ileri gidiyorum, amyr’lerin fey kolu. cthaeh’nin görüsü sayesinde insanların önemli anlarında ihtiyaç duyacağı şeyleri onlara sağlıyorlar. mesela kvothe trebon’a giderken bir tanesiyle karşılaşıyor. “halatım ve çilekli likörüm de var, alır mısın?” diyor. kvothe almıyor ama sonradan draccus’u avlamaya çalışırken halata ihtiyaç duyuyor ve bulamıyor. ayrıca da denna’nın çilekli likörü çok sevdiğini de öğreniyor.

    5) gelelim sonuncusuna kvothe herkesin kurtarıcısı olacak kişi değil. kvothe, farkında bile olmadan cthaeh’nin yönlendirdiği şekilde hareket etti ve bazı olaylara sebep oldu. bir yerde ne yaptığını fark ediyor ve ismini değiştiriyor(bunu da muhtemelen auri yapıyor ama buraya hiç girmeyeyim, iyice uzayacak), newarre’a taşınıp cthaeh’nin kurduğu plandan uzaklaşmaya çalışıyor. ismini değiştirdiği için kendi de değişti. basit bir sembati bağını bile kuramadı hatırlarsanız. ve bence hala cthaeh’nin lanetinden kurtulmuş değil. bast’ın korkuları yersiz değil, daha kimbilir neler yapacak.
  • 3. kitabının ismi muhtemelen doors of stone olmayacak seri.

    patrick rothfus goodreadsteki ismi untitled olarak değiştirdi. bence yerinde bir karar olmuş çünkü isim resmen spoiler veriyordu. (ha serinin ismi resmen en büyük spoileri veriyor aslına bakarsan ama neyse..)

    --- spoiler ---

    birinci kitabı yeniden okurken bir şey dikkatimi çekti.

    usta kilvin kvothe'ye diyor ki "bir laf vardır bilir misin? 'chan edan vaen kote' sonra da ne anlama geldiğini açıklıyor. diyor ki "her yedi yılda bir afet bekle". kitapta chandarialıların 7 kişi olduğunu biliyoruz. bu yüzden cümledeki "chan" yedi anlamına geliyor (bence). kvothe'nin önceden bahsedildiği gibi büyük boklar yediğini bildiğimize göre; kote'nin anlamı'nın "afet" olduğunu düşünüyorum. kitapta isimlerin ne kadar önem taşıdığını hepimiz biliyoruz ama kote'nin gerçek anlamı ile ilgili kitaplarda pek bir şey yok yada ben bulamadım.

    --- spoiler ---

    edit: typo
  • o kadar güzel bir kitap ki; okurken direk içine alıyor insanı. üçüncü göz olarak, tüm mekanlar dahil fıtı fıtı kvothe'yi izliyorum böyle uzaktan. kesinlikle filmi çekilmesi gereken bir seri.

    (bkz: allahını seven üstüme 3. kitabı atsın)

hesabın var mı? giriş yap