şükela:  tümü | bugün
  • otorite karşıtı, keyifle izlenen bir yol filmi. jack nicholson her zamanki gibi döktürüyor.
    şöyle neşe kaynağı bir sahneyi de bünyesinde barındırır:
    cakabo*, ki filmde denizci bir askerdir, on sekiz yaşından küçük bir başka askere bira almaya çalışmaktadır; fakat yasak olduğu için barmen bira vermemekte direnir. cakabo iyice sinirlenip adamı tehtit etmeye başlar. barmen de "derhal defolun yoksa denizci inzibatlarını çağırırım" der. bunun üzerinde cakabo silahını çıkarıp tezgahın üstüne koyar ve "inzibat benim orospu çocuğu!" cevabını yapıştırır.
  • yönetmeni hal ashby olan bir "coming of age" filmi. filmin sonunu ilk olarak tam aksi şekilde çekmiş ama sonradan değiştirmiştir.
  • jack nicholsun'un oynadığı,şirin bir hal asby filmidir.

    --- spoiler ---
    buddusky(jack nicholson) ve male donanma mensubudur.hırsızlık yapmaya teşebbüsten 8 yıl ceza alan meadows'u, portsmouth'daki hapishaneye götürme görevini alırlar.jack nicholsun'un filmdeki bir repliği ile anlatacak olursak 'ishal olsa tuvalete gidemeyecek kadar'pısırık olan meadows ile çeşitli tecrübelere dayalı bir yolculuğa girişirler.
    --- spoiler ---
    uzun lafın kısası keyifli bir yol filmi.
  • filmin en komik sahnelerinden biri meadows'u hapishaneye teslim etmeden önce kerhaneye götürdükleri sahnedir. meadows ufak tefek bir kız seçer. buddusky de kıza bahşiş vererek meadows'a "iyi muamele yap" der ve olaylar gelişir.
  • jack nicholson'un alışık olduğumuz tavırlarına ve mimiklerine cuk oturan buddusky karakterini canlandırdığı 1973 yapımı film. ertesi sene 3 oscara aday gösterilmiş lakin hiçbirini alamamıştır. film hem komik hem de dramatik sahneler barındırıyor ama dramatik sahneleri tadında bırakmışlar, çok da iyi olmuş. bu sayede film, siz zamanın geçtiğinin bile farkında olmadan akıp gidiyor. bittiğindeyse kendinizi 'keşke biraz daha uzun' olsaymış demekten alıkoyamıyorsunuz.
  • bu muhteşem film hakkında bu kadar az entry olmasına oldukça şaşırmış durumdayım. çünkü çok derin bir psikolojik temeli var bu filmin ve kimse bilmiyor mu yani? gavuristanda da bilinmiyorsa bırakalım bu işi aminor. neyse, geçelim analize.

    ----------spoiler-----------

    filmde ilk olarak şefle budusky ve mule'un konuştukları sahne önemli. iki denizci de verilen cezanın abartılı olduğunu düşünüyor ve ortada bir adaletsizlik olduğunu anlıyor. şefin bir de üzerine komutanın karısı için önemli bir mesele demesi, 40 dolar için bir tane adamın sekiz yıl hapse gitmesi için komutanın kahrolası karısının canını sıkmasının yeterli olduğu sonucuna götürüyor iki denizciyi. vicdani rahatsızlıkları o anda başlıyor.

    daha sonra ise filmde görevlerini icra etmek ile vicdanlarının sesi arasında kalan iki denizcinin, insani bir psikoloji olarak tarihi belli kaçınılmaz felaket günü gelene kadar bir şekilde bulaştıkları haksızlığı hafifletme çabalarını izliyoruz. filmde aslında en dramatik ve aynı zamanda komik ilk önemli sahne, jack nicholson ile meadows arasında otelde geçen sahne. "bugüne kadar hiçbir şeye kızmadın mı?" diye soruyor jack nicholson. meadows onun bu tahriklerine o kadar kapılmıyor ve duymak istediği cevabı -şuna kızdım ve ağzını burnunu kırdım gibi bir cevabı- o kadar vermiyor ki, jack nicholson patlıyor, deliriyor ve abajuru kırıyor. buradaki ince nokta, bana kalırsa şu, buddusky aslında feryat ediyor: "bana masum olmadığını kanıtlayacak bir veri ver, bir şey söyle, işlediğin bir günahtan söz et, bu kadar masum olmamalısın, böyle bir adamı hapse götüremem!" işte bu yüzdendir ki, baktı meadows'tan bir bok çıkmayacak, bu sefer de kalkıp "bana yumruk at!" diye deliriyor. yediği yumrukla birlikte çocuksu bir ödeşme yaşamak istiyor, evet ben masum bir adamı hapse götürdüm ama o da bana yumruk atmıştı, bunu söylemek, eline bir koz geçsin diye çırpınıyor ve orada da istediği karşılığı alamıyor. diğer bir nokta ise, mule'un tüm çekincelerine rağmen, buddusky'nin elemana kelepçe takmaması, çocuğa ona güven duyduğu kisvesi altında kaçabilecek alan yaratması, yine vicdani olarak reddettikleri bir görevi yapmak zorunda kalmalarından kaynaklanıyor.

    bu noktadan sonra artık olay amacından sapıyor ve meadows'un son özgür günlerinde mutlu olması için ne gerekiyorsa onu yapmaya evriliyor. komutanın kahrolası karısının saçma sapan egosal hassasiyeti yüzünden sekiz yıl hapis cezası alan, reşit bile olmayan meadows için seferber oluyor iki denizci. başlarda mule, donanmanın onun yaşamındaki kurtarıcı rolünden dirense de, bir süre sonra o da direnemiyor vicdanının sesine ve işte size genelde erkekler arasında inşa edilen o muhteşem dostluğun inşası. önce meadows'un annesiyle son kez görüşmesi kararı alıyorlar, sonra barlarda takılmalar, kadın tavlamaya çalışmalar, kumar, genelev ve son olarak piknik ile altın bir bir hafta armağan ediyorlar toy meadows'a. kaçınılmaz felaket öncesi, yaşamdan alınabilecek tüm hazları bir insana vermeye çabalamak, bu çabayla yaşamlarını anlamlı kılmak ve böylece az da olsa vicdanlarını rahatlatmak; tıpkı canım kardeşim filminde tarık akan ile halit akçatepe'nin ölüme her gün yaklaşan çocuk için mücadele etmesi gibi, müthiş bir insanlık örneği, hüzünlü ve sonunda ölüm değil hapis olduğundan boğucu bir hüzün değil, gülümseten bir hüzün söz konusu.

    ve son sahne, iki denizci ele vermiyorlar meadows'u, onun kendilerine karşı ihanet girişiminde bulunmasını toyluğuna veriyorlar, ona hep "kid" diye hitap etmeleri de bunun bir göstergesi, reşit olmayan bir çocuk, böle boklar yemesi normal fakat iki koca adamın onunla kendilerini bir tutmamaları doğru olan ve iki denizci de kendilerine yakışanı yapıp ele vermiyorlar onu, hayır, kaçmaya çalışmadı diyerek.

    ----------spoiler-----------

    iğrenç bir gevşekliğin, değersizliğin, içi boşaltılmamış tek bir ahlak normu kalmayan dönemin içerisindeyiz, bu film insanlık adına unutulan birçok şeyi anımsamak açısından eşsiz bir hazine. bir nevi antidepresan. kaçırmayın.
  • madem richard linklater bunun devamını (last flag flying) çekti, daha doğrusu onun deyimiyle "ruh ikizini" çekti, izleyeyim, zaten yıllardır listemdeydi deyip indirip izledim. yıllar önce jack nicholson'ın filmlerini peşi sıra izlediğimde nedense bu filmi es geçmiştim. es geçilecek bir film değilmiş. pek eğlenceli, nicholson'ın gene iyi oynadığı, karakteriyle eğlendirdiği bir film. hal ashby'nin yönetmenliği iyi, ama büyük senarist robert towne'ın senaryosunu, olaylardan ziyade diyaloglarını övmek gerek. towne döktürmüş. üç denizci arasındaki diyaloglar pek lezzetliydi. otorite karşıtı tarafı, enfes karakterleri filmi daha da etkileyici hale getirmiş. last flag flying'ten önce izlemek gerek diyeceğim ama imdb'den anladığım kadarıyla ortak bir karakter yok iki filmde. bakalım linklater'ın filmi nasıl olacak. ashby'nin filmini izlerken "tam da linklater'lık bir öyküymüş" diye düşündüm. keşke nicholson da oynasaydı linklater'ın filminde.
  • yeni amerikan sineması'nın muhalif vizyonunun sadece sex drugs and rock'n'roll sığlığına, karşı kültürel argümanlara indirgenemeyeceğinin tekrardan teyit bulduğu film.

    --- spoiler ---
    bir sahnede bizim gezgin üçlünün yolu manevi nutuklar dinleyen genç kalabalıklarla da kesişir. mistik bir aydınlanma hâli içindedirler. jack nicholson abimiz manzaraya dayanamaz ve "bir grup sünepe" der. hal ashby, yarım akıllı karşı kültüre siktiri çeker böylece. hippilerin uyuşukluğuyla, depolitizasyonuyla, yönelim gösterdikleri doğu mistisizmiyle alay eder. yakın geçmişin bir kanadıyla köprüleri açıkça ayırır.
    --- spoiler ---