şükela:  tümü | bugün
  • sean penn'in yöneteceği, charlize theron, javier bardem ve adèle exarchopoulos'un oynayacağı pre production aşamasındaki film.

    http://www.imdb.com/title/tt3286560/?ref_=nv_sr_1
  • henüz vizyon tarihi kesinleşmemiş sean penn filmi.
  • 2016 cannes film festivali'nde altın palmiye için yarışacak film. muhtemelen ilk gösterimi de burada olacak.
  • imdb puanı 4.1 olan sean penn'in yönettiği film. bardem ile oynadıkları the gunman bile 5.8'lerde seyrediyor. ha, imdb herşey mi, değil. ama ateş olmayan yerden 4.1 de çıkmaz herhalde.
  • rotten tomatoes puanı yüzde on olan film, bütün eleştirmenler tarafından yerden yere vurulmuş.
  • nerdeyse belgesel tadında bir film olmuş. birleşmiş milletler görevlisi iki doktorun aşkını temel alarak aslında liberya ve sudan'daki iç savaşların vahşetini anlatmaya çalışan, sert ve sarsıcı bir film olmuş. çatışma sonrası görüntülerde kan, kemik, yanık cesetlerde, organ parçaları hiç esirgenmemiş. film bitince en az 2 saat kendime gelemedim, "biz neleri dert ediyoruz, elalem neler yaşamış, ne acılar çekmiş" diye. açlık ve susuzluk üzerine bir de iç savaş yaşayan ülkelerde, insanlar neden savaşmıyor ve kaçmaya çalışıyor sorusunun cevabı da bu filmde. suriyeli mülteciler konusu henüz çok sıcakken, film başka bir yerden afrika'nın içinden bu konuya dikkat çekiyor.

    jean reno filmin sürprizi olmuş. yaşlanmış da olsa, kendisini yıllar sonra perdede görmek iyi geldi. charlize theronise çok güzel, her sahnesinde iç eritiyor. filmin imdb notu çok düşük, sanırım yeteri kadar insan henüz izlemedi. bakmayın imdb notuna gidin ve kendinizi sorgulayın, yaşadığınız yere ve zamana şükredin.
  • rhcp otherside ile başlayıp, aynı şarkıyla biten film.

    hans zimmer adını görünce heyecanlanmıştım. ilk defa hayal kırıklığına uğradım. filmin bir derdi var belli. izlenmesini tavsiye ederim lakin bu tarz filmlerde derdin tam anlatılamaması beni hep rahatsız etmiştir. o yüzden filmin türkçe ismine yaraşır olduğunu düşündüm. ikiyüzlü...

    --- spoiler ---

    açlıkla boğuşan afrika'da son model silahların nereden geldiği, bu savaşlardan kimin çıkarı olduğu (halkın olmadığı kesin bilgi yayalım), savaşı destekleyen güçlerin oradaki barış güçlerinin de sahibi olduğu gibi gerçekler es geçilmiş.

    beni en çok etkileyen sahnelerden biri; filmin başında cam bir fanusa barınak, yemek ve güvenliği temsil eden üç taşın konulmasının ardından gelen "sizce bu dolu mu?" sorusu idi. sonrasında kum ve su ile boşluklar doldurulmuş, öğrencilerden biri ise "taşlar yerleştirilmeden hiçbir zaman tam dolu olmaz." repliğiydi.

    diğeri ise dünya tarım ve gıda organizasyonu'nun (fao) gönderdiği yüksek karbonhidratlı yardım yiyecekleri ile sam'in babası ile olan sahnesiydi.

    dünyanın bir yarısı evlerinde huzur içerisinde uyurken ve elde edemediklerine hayıflanırken, diğer yarısı hayatta kalma mücadelesi veriyor.

    sığınmacılarla ilgili zayıf da olsa bir gönderme içerdiğini de belirtmeliyim. sığınmacı kabul etmeyen bir ülke menşeili bu filmde.
    --- spoiler ---
  • dünyanın korkunç yüzünü bir kere daha gösteren film.
    çoğu sahneyi gözlerim dolu dolu izledim. dünyada neden bu kadar çok kötülük var bilmiyorum.
    birileri istediğini yer içerken, birileri evlerinde güvenle uyurken başka birileri hayatta kalmaya çalışıyor.
    hayatta en çok korktuğum şeylerden biri çaresizlik. ımdb puanı düşük kalmış, izleyin.
  • daha ilk dakikalardan gözyaşlarımı indirip getiren film oldu bende... derinlemesine bir film olmasa da şiddetin çıplak sunumuyla hitap etti bana... "düşünce ve muhakemenin olmaması sonucu sıradanlaşan kötülüklerle"... yeniden yeniden.

    -spoiler'li-

    içimizdeki şeytan'daki "ya büyük bir şey yapmalı bu hayatta ya da hiçbir şey yapmamalı" kısmını hatırladım mesela. işte o "meseleyi kökünden halledememe''nin verdiği bulantılı sıkıntıyla eylemsiz kalışları... daha derin şeyler tercihin çünkü. o, ağza çalınan bir parmak bal misali muktedir yardımlarından ziyade. halihazırda savaşı palazlandıran; yardım sahipleriyken, ortada her daim "acıyı yaratanların acıya karşı 'olağan' mesafesi" varken, vurguların başka yönlerde yapılmasına bakmayınız.

    sonra... ankara patlamalarından ucuz kurtulduğumda, yaşadığıma duyduğum o utanç hissinden bi' deneyimledim izlerken mesela. çünkü uzun uzun, çıplaklığıyla gösteriyordu şiddeti film. bir hocam, mesleğimizi savaş alanlarında yapmayı seçen meslektaşlarımızdan bahsettiğinde "4 ay savaş ortamında çalışıp 8 ay dinlenmeye çekildiklerini" söylemişti. o gün o uzun süreye anlam verememiştim. şimdi daha iyi anlıyorum. o tarifsiz hislerin ortamları sonrası o kadar uzun bir süre gerekmez mi elbet dinlenmeye...

    sonra, bir kaseyi taşlarla doldurup (bunlara beslenme-güvenlik) deyip, sonra herkes "kase doldu" demesine rağmen kumu da suyu da koyması güzeldi kadının. ama ''her zaman bir yer vardır''dan ziyade diğer kızın söylediği "önce taşlar olmalı ki diğerlerine yer kalabilsin" yorumu beğenilesi... çünkü
    insanların ihtiyaçları, denildiği üzere sonsuz filan değildir. hep bir yer yoktur yani, olmamalıdır. temel olana yeme-içme, barınma ve cinsellik deriz ki öyledir. lüks, şatafatlı evler, mülkler ihtiyaç filan değildir. sadece ihtiyaç olduğuna kandırılırız. velhasıl herkesin temel ihtiyaçları karşılanmak zorunda. sonrasında daha dahası tabii ki gelecek ancak kandırılmış birileri çok'luklar içinde lüks araçlara binerken çocukların ise yokluklar içinde ağır yükler taşıması olarak değil. kölelik değil... ki zaten köleliğin olduğu yerde (mutlak) efendi olmaz. çünkü efendi de kölesindeki o köleliğe muhtaçtır. kölenin kölesi olmuştur...

    son olarak toplulukta konuşan kadın üzerinden gösterilen sığınmacılara yaklaşım da saf ve temiz olsa da hoşuma gitmedi aslında... insanların ilgisini, vicdanını sığınmacılara kaydırmak için onların da doktor mühendis filan olduğunu söylemek ne kadar yerinde... sığınma hakkı, insan hakkıdır, bu kadar basit.

    yine de gayet izlenesi bir film işte.
    "hislendim şarkı oldum. bir garibim bu akşam..."