şükela:  tümü | bugün
122 entry daha
  • ilk 10 dakikasından neler olacağını anlayabildiğim ve sonunu söyleyebildiğim bir film.

    savaş sahneleri, kostümler ve mekan gerçekten filme uygun ve gerçekçi. fakat insan ilişkileri, özellikle samurai ve kızılderililer arasında kurulan duygusal paralellik filmin çıkış noktası gibi görünse de, yüzbaşının hayatı ve sorgulamaları asıl kaynak olarak göze çarpmaktadır.

    bir yerinde abd başkanı esprisi geçiyor ki, hollywood yine yapmış yapacağını demekten başka çaremiz yok. akira kurosawa nın elinde doğulu bir şekilde çekilecek bu film, batılı arkadaşların elinde biraz çizgifilme dönüşmüş gibi.

    aşırı romantizm ve amerikan film kültürünün bitmeyen hastalığı (büyük adam küçük aşk gibi) -ben sana şunu öğrettim, sen de bana bunu öğrettin.- yine kafalara kazınmaktadır. hem de kanırta kanırta.. konuyu dolu bir şekilde yoğurmak akira kurosawa nın , alfred hitchcock un işiydi. niye? çünkü en iyi bildikleri kültürleri anlatabiliyorlardı. fakat burada yüzbaşı samuray kültürüne ne kadar uzaksa, yönetmen de bir o kadar uzak. sanki bir batılıymış gibi izliyoruz filmi. epos hali yerini yukarıda da dediğim gibi çizgifilme bırakıyor. hani şu güya japonlarla ilgili çizgifilm yaptığını sanıp çekik gözlü karakterler çizmeyen yine japon olan çizgifilm yapımcıları var ya, aynen onlar gibi. onlardan tek farkı bu filmi yapanların; hakikaten samuray ve japon kültüründen uzak olmaları.

    yüzbaşı niçin askerden sonra kendini içkiye vermiş, ölüme her an hazır? yoksa amerikan film kültürü, bu karakteri öldürmek istemiyor mu? bir düşünelim, böyle bir rolü gördüğümüz ne kadar çok film izledik. filmin sonunda doğru yolu (kendince..) bulan ve bulduğu yolda ilk başta aşağılanan ama sonra bulduğu yolun yılmaz savunucusu olan..

    kısacası, seyirlik bir film. sabaha karşı 5-6.30 gibi izlediğim için, pazar akşamı ailecek izlenecek muhteşem bir film diyemeyeceğim. tabi hevesler kırılmamalı uyku problemi yoksa bilahare ilgilenmeyi hakeden bir film, diyelim kapatalım konuyu.
148 entry daha