şükela:  tümü | bugün
  • 16 kasım 2016'da başlaması beklenen kdrama. başrollerinde genç kızların sevgilisi lee min ho ve my sassy girl * filminden tanıdığımız, pek şirin pek güzel yeni anne olmuş ji-hyun jun var ki kendisini taaa my sassy girl zamanından beri severek izliyorum, kadın zerre yaşlanmıyor. konusu ise kısaca bir dolandırıcının dünya üzerinde yaşayan son deniz kızına rastlaması ile ilgili. kdrama severler kaçırmasın.
  • lee min ho'nun bir buyucu, ji-hyun jun'in bir deniz kizi oldugu, modern zamanda gecen fantastik bir dizi. simdiden gozlerimi alamiyorum, yaraticilik dorukta.
  • --- spoiler ---
    4. bölümde tae-hyun cha ile ji-hyun jun'un karşı karşıya gelmesi çok nostaljik olmuş, my sassy girl filmini seven bünyelerde bir gülümsemeye sebep olmuştur.
    --- spoiler ---
  • bunu söylemekten çok utanıyorum ama bayılarak izlediğim kore dizisi.üstelik her tür saçmalığı da içeriyor.neden izliyorum bilmiyorum.
  • ji-hyun jun için izlediğim dizi. yanılmıyorsam 20 bölümden ibaret. eğer bu planlarını değiştirmezlerse 20. bölümde bitecek (bölümler de çifter çifter yayınlanıyor, 17. bölüm de yayınlanmış, bitişe 3 bölüm kaldı). iyi olur, zira konu öyle 40-50 bölüme kadar devam ettirilecek bir konu deği, daha 10. bölümde öykü ellerinden kaymaya başladı. ji-hyun jun da dizinin bitişiyle belki sinemaya döner, ki bir süredir filmlerde oynamıyor.

    bu koreliler hem birkaç yüz yıl önce, hem de günümüzde geçen fantastik-romantik dizi ve filmleri seviyorlar sanırım. ara ara böyle filmler karşıma çıkıyor. mesela ji-hyun jun'un bir filmi de (adını unuttum gitti, hugh jackman da oynamıştı) hem geçmişte, hem de günümüzde geçmişti. romantizme gelirsek... zaten bütün kore dizilerinde kof bir romantizm mevcut. bu açıdan bizim dizilere benzetiyorum. tabii amerikan dizilerinde de romantizm var ama romantizmi işleyiş şeklimiz amerikalılardan ziyade korelilere benziyor (o yüzden her yıl kore'nin bazı yapımlarını uyarlıyoruz). kore'nin bizden farkı daha yaratıcı olmaları ve romantizmin daha iyi olması. diğer dizileri bilmiyorum da özellikle bu dizide neredeyse her bölümde 1 veya 2 kez klipli sahnelere yer veriyorlar. klipli sahneden kastım; arkaya müzik koy, önde iki aşığın bakışmalarla dolu sahneleri... bizde de süre yüzünden sıkça yapılır. iğrenç bir şey kanımca. bu dizide de bu sahnelerden bolca var.

    dizi izleniyor da klişe çok yahu. romantizm klişelerinin tamamı mevcut dizide. bir süre sonra iyice saçmalıyor. mizahı eğlenceli olmasa, jin-hyun jun da olmasa o klişelerle, saçmalama noktasına gelmiş senaryosuyla, yeşilçam'dan farksız dramıyla, arjantin dizilerinden farksız entrikalarıyla çekilecek gibi değil aslında. pek çok açıdan bizim dizileri hatırlatıyor. entrikaya bak: kocasının servetine konmak için kocasını öldürmeyi planlayan kadın, bu kadının üvey evladına hayatı dar etmesi. sanki arjantin dizisi izliyorum. bir de öyle dandik tesadüfler var ki akıl uçurur. senarist türk olsa inanacağım. gerçi amerika'dan da berbat diziler her yıl çıkıyor. neyse. sonuçta mizahı eğlenceli vasat bir denizkızı masalı uyarlaması dizi. bu arada jin-hyun için başladım ama si-ah mıdır nedir o karakteri oynayan aktris favorim oldu.
  • daha şimdi açtım ve ilk saniyede aklıma takılan soru şu oldu: deniz kızları asyada siyah saçlı ve çekik gözlü, avrupa'da ise sarışın ve renkli gözlü mü oluyorlar illa? onlar hangi ırka dahiller ki? hani biz neyse su üstünde yaşıyoruz ve rengimiz de yaşadığımız çevreye göre değişkenlik göstermiş. e ama denizin altı da aynı mı ki?

    tranko buskas aldıktan sonra gelen uyku halinde izlemeye başlamasa mıydım acaba bu diziyi? ciddi ciddi bunu düşünürken yakaladım kendimi ve sebebi konusunda aldığım ilaçtan daha mantıklı başka bir cevap bulamadım.

    ekleme: bu uzakdoğulular dizi ya da filmlerinde renkleri ve manzarayı ne güzel kullanıyorlar ya hu? içim açılıyor izledikçe yemin olsun. neyse uyuyayım, uyanır tekrar izlerim.
  • sonuna kadar izlediğim ilk kore dizisi. hikayesi, oyuncuları, olay kurgusu, karakterler, görüntü yönetmeni herşeyiyle bayıldığım.
  • sürükleyici ve masalsı bir k-drama izlemek isteyenlere kesinlikle öneririm. bayılarak izledim.
  • k-drama'yı hiç sevmeyen, alakası olmayan bir arkadaşım vardı. lise son sınıftayız. bir gün -yanılmıyorsam ders boştu- canımız fena halde sıkıldı. ne yapsak ne yapsak birden aklıma telefonda yüklü olan the legend of the blue sea geldi. baktım ilk bölümler var. dedim ki hadi dizi izleyelim. ne dizisi dedi, çok seveceksin harika bir kore dizisi dedim. biraz mırın kırın etti ama yapacak başka bir şey yok, başladık izlemeye. bu arkadaşım diziyi bir sevdi bir sevdi... sevmekle de kalmadı tam bir lee min ho fanı olup çıktı! (bkz: minoz) elimde olan bölümleri izlemekle kalmadı, sonraki günlerde devamını da istedi. okulda kah derslerde hocalardan gizli kah teneffüslerde 20 bölümlük diziyi bitirdik. zaten bu kore dizilerinin tadını bir kez alan bir daha bırakamıyor. ben de (ilkokukdayken trt'de yayınlanan saraydaki mücevher (bkz: jewel in the palace) sayılmazsa) moon lovers ile başlamıştım k-drama yolculuğuna. ilk başlarda önyargıyla yaklaşmış olsam da sonradan bu önyargımdan dolayı çok utandım. belki de en büyük hatamız bu. belli şeylere belli etiketler yapıştırıp saf dışı bırakıyoruz. velhasılıkelam the legend of the blue sea harika bir dizidir. belki yüzün üzerinde kore dizisi/filmi izlemiş olmama rağmen ilk üçümdeki yerini ısrarla korumaktadır. yargılamadan önce bir şans verip dizinin sizi nasıl alemlere götürdüğüne kendiniz tanık olun.
  • hakkı yenmemesi gereken k-drama