şükela:  tümü | bugün
  • produktorlugunu bernard butler in yaptigi londra cikisli grup. ilk single lari what a waster haziran ayinda piyasada.
  • (bkz: libertine)
    (bkz: eve libertine)
  • isimlerini marquis de sade'nin "the lust of the libertines" eserinden almış olan londradan çıkmış en heyecan verici şey*. referansları kendilerine benzer bir hayat hikayesine sahip olan efsane the clash, zaten debü albümleri up the bracket'ın prodüktörlüğünü de the clash'den mick jones yapmış. müzik olarak new yorkun the strokes'una londra'nın verdiği kesin cevap olarak görüyorum, bir anlamda strokes'un canlandırmaya çalıştığı old schoolu vatanına döndüren grup olmaktalar bu dörtlü. birçok eleştirmene göre de şarkı sözleri olarak the smiths'den sonra adaya düşen en yetenekli arkadaşlar da yine bunlar. up the bracket, gidin koşun temin edin biyerlerden, daha ne diyim..
  • bernard butler iyi bulmus yine, nereden bulduysa ki orada sebil vardir buyuk ihtimalle. butler'in kesfine mick jones da arka cikinca saglam sallandik acikcasi. jarvis cocker vokalli the kinks gibi sound veriyor bazi sarkilarinda the libertines. punk spotlari please kill me ve the boy looked at johnny'yi sarkilarina isim yapmislar. bu ikisini sirilsiklam sarhos vaziyette merdiven tirmanmaya calisirken cigirabilirsiniz. swing atmak icin iyi album.
  • american wedding soundtrack'inde de bulunan time for heroes süper bi parçadır.sound olarak 2000li yılların the smiths'i diyebiliriz,etkileyici.
  • solist ve gitarist pete doherty'nin yasadigi problemler nedeniyle*** onsuz devam karari almis ve selftitled albümlerini yayinlamaya hazirlanan grup. neyse ki doherty'nin nisan, mayis aylarinda henüz saglik problemleri bas göstermemis ve kayitlarda yeralabilmisti.
  • ayni zamanda the libertines'in 2004 çiki$li 2. albümünün adi.

    1 can't stand me now
    2 last post on the bugle
    3 don't be shy
    4 the man who would be king
    5 music when the lights go out
    6 marcissist
    7 the ha ha wall
    8 arbeit macht frei
    9 campaign of hate
    10 what katie did
    11 tomblands
    12 the saga
    13 road to ruin
    14 what became of the likely lads
  • aramızda dolaşan bazı dj arkadaşların "libertayns" şeklinde okuyarak yazık ettikleri, ingiliz fanlar arasında "libs" olarak da bilinen; müzikleri, videoları, tavırları pete doherty ve carl barat'ıyla benim gözümde de the strokes'u gölgede bırakmış grup.
  • son zamanlarda duyduğum en iyi şey...
    bunun ingiltereden çıkmış olması daha da umut verici doğrusu...
    ama grubun ömrünün uzun sürmemesi olası.
    zira pete doherty babyshambles adında bir grupla,
    carl barat da the chavs adlı bir grupla libertines dışında müzik yapmaya devam ediyor. dağılmadıkları sürece bu iyi birşey tabi. ama bana bu pek de olasılıklar arasında görünmüyor nedense... belkide carl barat'ın pete doherty'i evini soydu diye polise şikayet etmesi üzerine pete'in hapse girip çıkması yüzündendir.

    grubun tüm şarkıları güzel ama bir anda tutulmak için up the bracket derim.
  • benim icin son yillarda ingiltere’nin yetistirdigi en iyi guruptur the libertines ve de en hizli oleni belki de. metallica’nin zamaninda dedigi gibi “brightest fire burns quickest” son, kendi isimlerini tasiyan albumlerini her gun defalarca cd calarimda calip, onlarla hoplayip ziplayip, onlarla huzunlendikce, sanki odamin bir aksesuari, vazgecilmez bir parcasi, sessiz ve yorgun gecelerimin bir paylasicisi olmuslardi halbuki. ben gece pooh’ma sarilip uyumaya calisirken, onlarin music when the lights go out unu dinleyip, bir daha kim boyle beni etkileyecek bir sarki yapicak diye dusunurdum. ve ben bu cok basarili olduklarina inandiklarim ve sanki bir the clash, bir rolling stones ya da beatles gibi ingiliz muziginin gelecege tasiyicilari olucaklarini dusundugum gurubun yeni guzelliklerini beklerken, onlarin ask hikayeleri bitmis, bir the libertines masali da sona ermisti bile. birbirlerine bir ask ve nefret agiyla bagli, konserlerinde bir mikrofonu paylasirken, sarkilarini soylerken opusen, birbirinin agzinin icine giren siamese ikizleri carl ve pete gobek baglarini koparmaya karar vermislerdi. iki guzel erkegin asklarindan dogan birbirinden guzel ve essiz sozlerle bezenmis, yaraticilik kokan muziklerle suslenmis sarkilarin sona erdigini dusunmek uzucuydu benim icin. ben kendi kafamda bir ayrilik senaryosu yazdim onlara. benim the libertines masalimda carl ve peter’in ayriliklari soyle gelisiyor:

    peter: and all the memories of the fights and the nights
    and the blue lights and all the kites
    we flew together
    i thought they'd fly forever
    but all the highs and the lows
    and the to's and the fro's
    they left me dizzy
    oh won't you please forgive me

    but i no longer hear the music
    oh no no no no no

    carl: well i heed the words you say
    but my heart has gone astray
    i watched friendship slip away
    but it wasn't s'posed to be that way
    i lived my dreams today
    and i lived it yesterday
    and i'll be living yours tomorrow
    so don't look at me that way!

    ve ben soruyorum onlara:

    what became of the likely lads?
    what became of the dreams we had?
    what became of forever?
    what became of forever though?

    we'll never know