şükela:  tümü | bugün
  • michael fassbender, yükselişe geçen alicia vikander ve rachel weisz'lı kadrosuyla zaten baştan dikkatleri çekiyor. bir de yönetmen koltuğunda derek cianfrance'ın olduğu düşünülürse daha da merak uyandırıyor. kitabı alıp okudum. tam da derek'lik bir öyküye sahip bu film. derek ilk filmi blue valentine'da ve 2.filmi the place beyond the pines'ta evliliği ele almıştı. ilk filminde birbirlerini sevmelerine rağmen evliliklerini yürütemeyen bir çifte odaklanırken 2.filmde vizörünü daha çok babalarla oğulları arasındaki pek de sağlam olmayan ilişkilere çevirmiş, kadını 2.plana atmıştı. kısacası derek ilk filminde aile temasını işlemişti. stedman'ın yazdığı bu roman da savaştan yarasız dönmüş bir adamla (tom) ondan epey küçük olan genç bir kadının (isabel) aşkını anlatıyor. bir bebeği devlete haber vermeden sahiplenen bu çiftin yalanları yüzünden ilişkilerinin zarar görmesine odaklanan bu eser dediğim gibi tam da derek'lik... ben kitabı sevdim, fena değildi. ama bazen klişelere fazla yüz verilmiş. daha iyi olabilirdi. şu haliyle de sürükleyici... bakalım uyarlaması nasıl olacak...
  • müthiş bir drama. türüne aşina izleyiciler için kaçırılmaması gereken bir soy-sanat olayı.

    bu filmi izledikten sonra çocuk sahibi olmak istemeyen bir insan evladı tahayyül edilemez herhalde.

    dahası: film, kadın asalet ve anaçlığını muazzam ölçüde vurgulayıp yüceltiyor. filmde, bu minvalde çok kuvvetli bir didaktik boyut sözkonusu.

    son olarak: anglo-sakson kültüründen hâlâ daha öğreneceğimiz çok şey var.
  • bugün sevdiceğimle demirörende izlediğim filmdir.
    başta filmin dinamizm eksikliğinin de etkisiyle, standart bir dram olarak düşündüğümüz the light between oceans sahneler ilerledikçe bizi alışık olmadığımız sorgulamalar içine sürüklüyor. kökleri güçlü çatışmaların etrafında gelişen film michael fassbander ve alicia vikander gibi iki mükemmel oyuncuya performanslarını ön plana çıkarma olanağı sağlasa da yönetmen derek cianfrance bu olanağı baltalıyor. bazı önemli sahnelerde sekansları olması gerekenden kısa tutup, güçlü sahneler sırasında oyunculuğu arka plana atınca, film ulaşabileceği doruklara ulaşamıyor. fakat bütün bunlara rağmen, bir filmde seyirci olarak, sizin de kendi düşüncelerinizi sorgulamaya başladığınız dakikalar çok değerlidir. bu filmde de bunun iyi bir örneğini deneyimlemek mümkün. o yüzden gidip izleyin derim efenim.
  • sinematografisi ve müzikleriyle tüm duyulara hitap eden derek cianfrance filmi.
    filmde kullanılan mekanlar ve özellikle deniz feneri imgesi , fassbender'ın filmdeki karakteri ve hikayesiyle iyi örtüşmüş; inandırıcılığı ve etkileyiciliği arttırıyor.

    ----spoiler mode on----

    annelik dürtüsünün ve isteğinin kimi zaman ne kadar yıkıcı olabildiğini ve kişiyi mantıkdışı davranışlara yöneltebildiğini görüyoruz filmde.
    tom sherbourne (fassbender), yaşadıkları adaya sürüklenen kayıktaki bebeği daha en başında otoritelere teslim etmeyi düşünerek soğukkanlı ve mantıklı bir yaklaşım gösterirken karısı isabel(alicia vikander) bebeğin kendilerine bir lütuf olarak geldiği düşüncesiyle anlık ve romantik davranıyor- ki kısmen anlaşılabilir - ve kocasının da aklına giriyor bir süre sonra.
    bebeğin gerçek annesinin hayatta olduğunu öğrenen sherbourne, içindeki suçluluk duygusuyla daha fazla mücadele edemiyor ve anneye , karısına haber vermeden , bebeğinin hayatta olduğuna dair gizliden notlar gönderiyor.
    durumu öğrenen karısı ,bebeği - artık 5 yaşında çocuk olmuştur bu arada - gerçek annesine teslim etmek istemiyor ve yaygara koparıyor ; hattâ kendisi için "hayatıma ışık tuttun" diyen ve ona büyük bir aşkla bağlı olduğu kocasına düşman oluyor, onun hapise girmesine göz yumuyor ve benim gibi bir izleyiciye " e pessss yâni, yuh !" dedirtiyor.
    sonuçta hak yerini buluyor . çocuk aşkıyla bir nevi transa girmiş acılı annenin de aklı geç de olsa başına geliyor.

    ----spoiler mode off----

    özet: mantık ve duygu ilişkisini bol bol tartışmaya açan , özellikle müzikleri ve görselleri için izlenebilecek bir film. fassbender 'ın oyunculuğu başarılı.
  • mendil getirin bu film icin, ozellikle bayanlar icin soyluyorum. ortaya kadar super giderken, sonra bozmaya basladi. muzikler olmamis, cok daha iyi muzikler secilebilirdi.
  • duygularıma feci dokunan, toplum içerisinde ağlayamayan beni bile sinema salonunda hüngür hüngür ağlatan süper bir drama filmi. güzel mi güzel the danish girl de oyunculuğunu kanıtlamış alicia vikander ve yakışıklı mı yakışıklımichael fassbender filmde müthiş uyumu öyle bir sağlamışlar ki, gerçek hayatta da birliktelermiştir.
  • biraz bayik bir film, uzgunum michael'cigim fassbender, bu sefer olmamis. filmde duygu eksikligi var, o sebeple oyunculuklar da, cekimler de, mekanlar da filmi kurtarmaya yetmiyor.

    filmin ortalarina dogru rachel'cigim weisz de istirak ediyor, ama o da kurtaramiyor filmi.
  • blue valentine'la bir ilişkinin başlangıç-gelişim-bitişini farklı bir kurguyla ve gayet etkileyici bir şekilde anlatan derek cianfrance ne yazık ki bu filmdeki başarısını daha sonraki filmi the place beyond the pines'ta devam ettirememişti. çıtayı bu filmle yükseltir mi diye düşünürken önce film eleştirmenler nezdinde, sonra gişede battı, eylülün 2. haftasında unutuldu. yönetmen ve başrol oyuncuları da dahil demode bir öykü anlattıklarını defalarca kez söylemişlerdi. ama romanda göze fazla batmasa da görüntülere taşınınca göze daha fazla batıyor bu demode öykü. lakin güçlü tarafları yok değil. filmin kötü olduğunu düşünmemekle birlikte ne yazık ki derek'in, ilk filmiyle beni epey heyecanlandıran bu yönetmenin bu filmiyle de çıtayı düşürdüğünü söyleyebilirim.

    alicia ile michael gene döktürmüşler. en iyi performansları değil tabii ki. lakin ikisinin de performansından etkilenmemek zor. ikisinin de kimyaları tutmuş, aşkı inandırıcı hale getirmişler. rachel da acılı anne/eş rolünde iyiydi. müzikleri yapan desplat bu kez fena değil. müzikler vurucu olmamış. belki de yönetmen müziklerin öykünün önüne geçmesini istememiştir, bu yüzden böyle müzikler yapılmıştır, bilemeyeceğim altan. onun dışında yetenekli görüntü yönetmeni adam bu filmde de döktürmüş. derek'in performansıyla ortalamanın biraz üstünde. oyunculuk açısından önemli sahneleri klişeye ya da melodrama kaçmamak adına farklı çekmiş ama bu kez de mesela alicia'nın oyunculuğunu baltalamış. senaristliği, yönetmenliği kadar iyi değil bu filmde ne yazık ki. romanı satır satır uyarlamış, ama "roman özeti" gibi bir his uyandırmaması en büyük artısı olmuş. dediğim gibi senaryosu sıkıntılı ama yönetmenlik daha iyi. özetle izlenir ama yüksek bir beklentiyle değil. annelik mefhumunu fena işlememiş. daha iyi olabilir miydi peki? yani romanı okudum. o romandan bir başyapıt çıkmazdı. başkası çekse belki de çağan ırmak gibi "ağlayın ulan" diye düşünerek müziğe abanır, klişelere daha fazla sarılırdı.