şükela:  tümü | bugün
  • ilk olarak şunu söylemem lazım oyunculuk, hem filmin oyunculuğu hem tiyatro oyunculuğu tarihe geçecek kadar iyi. ben music hall'da çekirdek çitleyen bir londralı gibi hayranlıkla seyrettim. bunu söyledikten sonra filme geçebiliriz. londra'da duyarlı bir dedektif ve onun asistanı olan polisin golem dedikleri bir seri katili bulma çabalarını ve bu sayede girdikleri tiyatro dünyasını ve tanıştıkları oyuncuları (daha ziyade vodvil, varyete, music hall tarzı bir oyunculuk düşünün) konu alıyor. karizmatik isimli dedektif kildare korkunç cinayetler işleyen golem'i ortaya çıkarma çabası esnasında kocasını öldürmekle yargılanan ve idamı hemen hemen kesin gibi görünen lizzie isminde ünlü bir oyuncuyu sorgular. küçük ama etkileyici bir rolde olan asistan polisiyle çeşitli ipuçlarını takip ederlerken aktris ile konuşmalarında lizzie'nin çocukluktan (ve çocukluk travmalarından) bu yana geçmişi parça parça bize gösterilir: lizzie her zaman çok ünlü bir aktris olmak, tarihe geçmek istemiştir, bu vesile ile muhteşem bir oyuncu olan ve o dönemin ünlü aktör ve komedyeni olan freddy mercury ile pardon pardon dan leno ile tanışır ve onun ekibinde getir götür işlerinden baş aktrisliğe kadar çıkacak bir kariyere adım atar. lizzie'nin yaşamı ve dönüm noktaları geri planda akarken asıl film zamanında dedektif kildare, lizzie'nin kocası dandik oyun yazarı müteveffa john cree'den karl marx'a (evet bildiğiniz karl marx) kadar bir çok zanlıyı sorgular, her zanlıda cinayetleri biz dedektifin gözlerinden seyrederiz. katil çok okuyan bir kimsedir ve düzenli olarak kütüphaneye takılmaktadır. tüm seri katiller ve psikopatlar gibi o da güzel sanatlar resim bölümünü bitirmiş gibi kullanmış olduğu bir kitaba kafasından geçenleri yazıp çizmiştir. lizzie'ye yakınlık duyan (pek karşı cins anlamında değil, sadece insanca bir sevgi*) ve asıl görevinin yanısıra onu da kurtarmak isteyen kildare için bu kitap limehouse golem'ini bulmakta en büyük ipucudur ama mahkeme hızlı ilerlemekte ve kızın hemen hemen kesin olan idamı yaklaşmaktadır. çalakalem girişilmiş kısımlar, özensizce atılmış fırça darbeleri görünse de sonuç olarak kaliteli film.
  • peter ackroyd'un romanından uyarlanmış, güzel bir gizem, gerilim hatta belki korku filmi.
    (bkz: cinayet sanatı)
    (bkz: the trial of elizabeth cree)
  • uzun süredir izlediğim en iyi film. oyunculuklar bir harika. atmosfer gerçekçi.
  • son yıllarda senaryo ve oyunculuk olarak izlediğim en iyi film.

    --- spoiler ---

    filmde karl marx'ın bir şüpheli olarak kullanılması oldukça ilginç. elizabeth cree karakterinin geçmişine yönelik sahneler, psikanalitk göndermeler oldukça güzel. bunun yanında seri katilin bir kadın olarak düşünülmemesi victorian dönemdeki kadına yönelik görüşü oldukça başarılı bir şekilde ortaya koyuyor

    --- spoiler ---