şükela:  tümü | bugün
  • the act of killing'in devamı olarak çekilen belgesel. 71. venedik film festivali'nde altın aslan için yarışmaktadır.
  • film, abisi endonezya'da bir milyon komünistle birlikte katledilen gencin, katliamın öncüleri ve birebir katilleri ile yaptığı röportajlardan oluşuyor. kurgusudur vs girmeyeceğim. zaten üst seviye ama içerik daha mühim bu noktada.

    tanım: emperyalizmin dehşetini, el broşürüyle dağıtılmış gibi müslüman ülkelerde aynı kara propaganda kalıplarının nasıl kullanıldığını gözler önüne seren film.

    dinin, zamanın başından beri tek görevi olan toplumları yönetme maşalığını üstün bir başarı ile yerine getirişi büyük bir riske girilerek belgeselleştirilmiş.

    kitlesel hareket haline gelmiş bir sapıklık karşısında suskunluğun, umursamazlığın bu kadar kolay oluşunu, sabretmesi zor bir gerçeklik ve sadelikle anlatıyor. sarsılmamak elde değil. maraş katliamını yaşamış bir toplumun parçası olduğunuzu düşününce, aynı sapıklarla, aynı iğrençliğe gırtlağına kadar boğulmuş binlerce insanla aynı ülkede yaşadığını kabul etmek çok zor. maraş'tan duymaya katlanamadığınız detayları size endonezya'dan tutup getiriyor.

    kan dondurucu demek istemiyorum, bir süre kanla ilgili hiçbir şey düşünmek istemiyorum aslında.

    üstelik cinnet, cinayet, kesmek, parçalamak bunlara filmlerden ya da yaşadığımız toplumun vahşiliğinden alıştırıldığımız şeyler. ama 1 milyon insanın düzenli olarak, sistematik bir şekilde kesilip dereye atılarak öldürülmesini, son derece rahat ve hatta eğlenerek, gurur duyarak katiller tarafından anlatılışına şahit olmak zor. hepsinin harfi harfine gerçek olduğunu kabul etmek zor.

    --- spoiler ---

    şüphesiz ki yine, yeniden bir gerçek islam olmamakla suçlanacak film. din burada maşa elbette, katillerin "namaz kılmıyorlardı, dinsizlerdi" savunmaları aciz, ahmak vahşiler olmalarından mütevelli arkasına sığındıkları söylemler. islam yüzünden değil, amerikan emperyalizminin din üzerinden hareket etmesiyle gerçekleşmiş, katlettikleri insanların kanlarını içmezlerse delireceğine inanan ve bu yüzden bardak bardak insan kanı içmiş binlerce insanın deliliğini gösteriyor.

    bu deliliğe maruz kalıp da elinden hiçbir şey gelmeyen anne ve onun dile getirilmeyen gerçekleri kayda almaya çalışan oğlunun duruşunu görmek en zoru.

    kutsalıma dil uzattın böhühühücüler falan varsa bu noktada not düşmek isterim: kardeş neden islam bu kadar katliama meyilli onu düşün, beni yorma. lakin gerçek bu, kullanıldı, kullanılmaya müsait bir cahillikten besleniyor çünkü.

    --- spoiler ---
  • insanoğlunun ne kadar iğrenç bir yaratık olduğunu yüzünüze çarpan belgeseldir.

    bir nehirde 1 milyon insanın öldürüldüğünü düşünün.
    1'den başlayıp 1 milyona kadar sayın ve her ağzınızdan çıkan sayıda birinin katledildiğini düşünün.
    sizin 100 dakika bir perdeden izlemeye dayanamadığınız gerçekleri, insanların bir ömür yaşadığını düşünün.

    ve spoiler sayılmaz ama yine de uyarayım;

    --- spoiler ---

    öldürdüğü insanların kanını içmek için yanında bardak taşıyan katilleri düşünün.

    --- spoiler ---
  • sıkıcılık kavramına yepyeni boyut kazandıran, mesajı da "katiller hala katil" olan film. film demek de ayıp olur, "katillerle yapılan ropörtajlar" diyelim, keza filmin sinema öğeleri oldukça kötüydü.

    --- spoiler ---

    hiçbir cellat olaylardan kendini sorumlu tutmuyor, suçu hep yöneticilere atıyor. yöneticilerin hepsi bizzat bir insan öldürmemiş olduklarından masum olduklarını söylüyor. hiç kimse pişman değil. hepsi "bugün olsa yine yaparım" mesajı veriyor. bu katillerin çocukları da babalarını koruyor ve onlar da aynı şeyi yapacak haldeler. midem bulandı.

    durup durup yaşlı adamı niye yıkadık, anlayabilen varsa söylesin.
    --- spoiler ---
  • birkaç ay evvel istanbul modern sinema vesilesiyle izleme şansına ermiştik, vizyondaymis suan çok sevindim. daha çok kişiye ulaşsın, daha çok kişi haberdar olsun izlesin isterim.

    bakın bu filmi sinema öğesi adı altında kotulemeye kalkarsaniz benim canım çok sıkılır ve canınızı sıkmak için söylenir dururum fena olur. yapmayayım.

    bu film büyük bir gerçeği anlatıyor. insan olduğumuz için katlanilmasi cok zor bir gerceklik. boylesi bir vahset tum insanligi cirkinlestiriyor. bu kadar büyükse nasıl oluyor da görmüyoruz veya görmezden geliyoruz nasıl oluyor da bu dünyada bir kısım ülkelerde bir kısım insanlar kitlesel olarak vahşice katlediliyor, işkence görüyor, nehirlere atilip, öldürülüyorlar.

    bu filmi bir belge gibi izleyin. ülke ha endonezya ha türkiye fark etmiyor. din kisvesi altında yapılan da ırk adı altında yapılan da aynı çirkinlikte.

    katliam yapsa bile, öldürdüğü insanın kanini icecek kadar çıldırmış olsa bile vicdanı sizlamayanlarin, sogukkanliligini koruyanlarin, sorumluluk almayanlarin, cezalandirilmayanlarin, pismanlik duymayanlarin hangi hisler içinde olduğunu bu filmin içinde bulabilirsiniz.
  • the act of killing’in devamı olarak çekilen belgesel.

    --- spoiler ---

    bir önceki belgeselde 1960’ların endonezya’sında devlet desteğiyle gerçekleştirilen komünizm karşıtı soykırımın faillerini bu cinayetleri yeniden canlandırırken kaydeden joshua oppenheimer, the look of silence’ta da kamerası aracılığıyla endonezya’da yaşanan soykırımı tartışıyor. erkek kardeşi 1965 yılında yaşanan askeri darbenin ardından öldürülen adi rukun’u filmin merkezine yerleştirmiş abd’li yönetmen ve rukun’un sessizliği filmin geneline de sirayet ederek sakin ama sarsıcı bir anlatım sağlamış. yaşadığı trajediyi öfkeden ziyade, kederle hatırlayan rukun’un ruh haline oppenheimer’ın arşiv görüntülerinden uzak, tanıkların sözleri ve yüzlerine odaklanan kamerası da eklenince ortaya claude lanzmann’ın başyapıtı olan shoah (1985) ayarında bir belgesel çıkmış.

    --- spoiler ---
  • gerçek din ve uyutucu (afyon) din arasındaki farkı biraz daha anlamamı sağlamış über belgesel-film.
    niye bu kadar az entry olduğunu anlamak zor gerçekten. illa holywood filmi ve saçma aksiyon sahneleri mi olması gerekiyor insanların izlemesi için. insanların nasıl aptallaştırıldıklarını anlamak için çok önemli mesajları var. aynı aptallaştırmanın bizim ülkemizde de yapılmaya çalışıldığını kelimelerini unutan genç nesil üzerinde üzülerek görüyorum.
    şeriati'nin tabiriyle gerçek din uyandırıcıdır, ancak bütün sahte dinler afyondur uyuşturucudur. burada islamın ne şekilde özünden koparıldığını, gözlük denemesi yapan katil amcanın sözlerinden anlayabilirsiniz. vicdansız herif peygamberimizin öldürmeye karşı olduğunu da biliyor basbayağı ve dil ile ikrar ediyor. bun noktası benim ilgimi ayrıca çekiyor çünkü aynı soruyu bizim memleketimizde sorsan düsünmeyen sorgulamayan ehli sünnet vel cemaat din kardeşlerimiz beni-kurayza yalanını olduğu gibi anlatır ve bu yaşllı katil amcanın temel bilgisinden bile yoksundur bizim insanımız. kuran'ın tabiriyle aklınızı kullanmaz iseniz pisliğin içine batarsınız.
  • yine birileri lafı islam'a getirmiş. yahu ne alakası var dinle diyanetle. olay endonezya'da yaşanmış diye hemen olayı islam'a getiriyorsun. amerikalıların yerli soykırımlarını nereye koyacaksın o zaman? ya da ruanda soykırımını? onu yapanlar da hristiyandı. ya da dünyanın bilmem kaç farklı yerinde yaşanmış sayısı katliamı? mesele birilerinin otoritelerini sağlamlaştırmak için insanları maşa olarak kullanıp masum insanları katletmesi kısaca. insanlık tarihinin en başından beri olduğu gibi. meseleyi bu eksende incelersen ne ala. fakat sırf islam düşmanlığı adına her türlü rezilliği islam'a yıkmaktan utanmadınız gitti.
  • --- spoiler ---

    - ama bir milyon kişi öldü?

    - ne yapalım, siyaset bu! siyaset, bir kişinin ideallerini gerçekleştirme çabası değil mi?

    --- spoiler ---
  • ınsan iyidir, inanç çok gerekli bir şeydir, bik bik falan. bu filmi/belgeseli seyredip öyle düşünmeli.