şükela:  tümü | bugün
  • the seven samurai'in western versiyonudur, aslında seven samurai'de bir nevi western'dir.
    steve mcqueen, yul brynner, ve charles bronson 'un birlikte oynamaları açısından da engin bir önemi hasıldır inan.
  • kendine güvenen arkada$larimiz bir cete kurar, altın avına giderler, lakin avuçlarını yalarlar, tam da o sıralarda memlekete eşkiyalar dadanır, bu üzücü olaylara son vermek isteyen, her biri birbirinden koyboy olan, en klas 7 silahşör, yüzlerce eşkiyanın posasını çıkararak insanları kurtarırlar,

    yul brynner'ın siyah takımı şu naçiz akılda yer etmiş.
  • elmer bernstein'e ait müziğiyle de oscar kazanmıştı sanırım. bütün karma western soundtrack'leri arasında mutlaka wardır.

    müziğin bir partisyonu bana mfö'nün bodrum bodrum'unu hatırlatır, bir slow çalsan aynı, tam da:
    "duygu, biraz duygu
    bütün isteğim buydu"
    bölümünü.
  • yul brynner'ın tartışılmaz bir biçimde starı olduğu son büyük westernlerden biri. kurosowa'nın the seven samurai'sini gören brynner filmin yayın haklarını almak için sinemadan çıkar çıkmaz ajansını aramış. ama hakları alan filmin prodüktörü ve yönetmeni john sturges olmuş. brynner başrolü kapmış, yardımcı oyuncular da o zaman fazla ünlü olmayan ama gelecek vadeden oyuncular arasından başarıyla seçilmiş. eli wallach, charles bronson, steve mcqueen, james coburn, robert vaughn gibi heycan verici, bazıları sonradan çok ünlü olan oyuncular gerçekte de muhteşem bir yedili oluşturmuşlar. bir yönetmen ya da hikaye filmi değil, tamamen bir oyuncu filmi the magnificient seven. ayrıca western filmi klişelerinden uzak durmaya çalışan, gerçekçi karakterler ve olaylar yaratma çabasının ön planda olduğu bir film. akira kurosawa da filmi izleyip bir western olarak çok beğendiğini belirmiş, kendi filmiyle karşılaştırmayı olgun bir tavırla doğal olarak reddetmiş.

    meksika'daki çekimler başladığında, holivud'un gelmiş geçmiş en kaprisli oyuncularından steve mcqueen ve yul brynner arasında ilk günlerde sıkı bir ego çekişmesi yaşanmış. filmin ilk 20 dakikasında görebileceğiniz üzere mcqueen sahnelerde rol çalmak için özel teknikler geliştirmiş. geri planda kaldığını düşündüğü her anda mimikleriyle, el hareketleriyle, davranışlarıyla ön plana çıkmaya çalışıyormuş, yull brynner ön planda konuşurken steve mcqueen arka planda dikkat çekmek için sinek kovalıyor, başına içki şişesi dikiyormuş. bu çabaları yull brynner'ın onu bir köşeye çekip "bak steve, senin sahnelerinde sadece şapkamı çıkarmam bile film boyunca kimsenin bir daha görmemesi için yeter, ona göre" demesi üzerne son bulmuş. mcqueen'in ondan sonra yaptığı tek şey çekimden sonra diğer yardımcı oyunculara gidip "brynner'ın tabancasını gördünüz mü, ne kadar büyük, bize küçük tabanca verdiler...brynner'ın atını gördünüz mü bizmkiler onun yanında köpek gibi kalıyor*..." diye olay çıkarmaya çalışmak olmuş, fakat diğer oyuncuların hiçbiri mcquuen kadar hırslı olmadığından ya da fallik obje kavramına onun kadar önem vermediklerinden olacak aldırış etmemişler.

    kült aktörlerin oynadığı, tematik açıdan zamanına göre yenilikçi bir western klasiği the magnificient seven. çoğu eski holivud klasiği gibi karşısına geçip sadece keyif almak için pek çok kere izlenebilir.
  • yul brynner'in genç hevesliyi alkış numarasıyla eziklemesi, james coburnün bıçak numaraları gibi daha pek çok güzel sahneyi barındıran, charles bronson'a aşık olduğum film.
  • bir metro goldwyn mayer yapimi olarak, karizmatik film afisi "aha iste boyle olur" dedirten film.
  • filmde orjinaline ters düşer biçimde iyiler ölmez vatan bölünmez gibi bir temaya değinilmiştir. ayrıca bu tema sonucunda üç adet nurtopu gibi seven serisi çıkmıştır.*** holivudun kral aktörleri filmden çizik almadan karizmayı yarmadan çıkmışlar. zamane genci charles bronson, james coburn ve robert vaughn ise abidik gubidik sebeplerden ölürken görülürler. ayrıca yine orjinalinden farklı olarak aslında aşk kazandı bakın nede güzel oldu temasıda işlenmiştir.
    bütün bunlar filmin bir klasik olmasına tabi ki engel olmuyor olamıyor güzel kotarılmış bir western. fakat videocunuzdan ısrarla orjinalini* isteyiniz, üç buçuk saat japonca dinleyiniz.
  • mathieu kassovitz in sozde debutsu**** la haine de, zihnimize kazinan dusen adam meselesi**, burada steve mcqueen in dudaklari arasinda can bulmustur*.