şükela:  tümü | bugün
  • oymabaski ustasi, gec yenicag mistigi, tatli kacik william blake'in cennet ve cehennemin evliligi adiyla guzel duru akici turkcemize cevrilmis, hikmetinden sual olunmaz eseri.
  • (bkz: earth)
    (bkz: dunya)
  • bir kuple okuyalım:
    "kendisini aldatmana katlanan kişi, seni tanıyordur."
  • bu büyük william blake eseri ulver tarafindan iki cdlik bir albüm olarak yorumlanmistir.
  • blake'in aynı anda tablosunu da yaptığı derin okültik izler taşımasının yanında cesaret gerektiren bir dönemde yazılan, ciddi bir sorular soran bir felsefenin şiiridir. iyi nedir, seytan mıdır ademi baştan çıkaran.... gibi sorularla dolu şiirdeki başrol oyuncuları ne tanrı, ne seytan ne elmadır william blake ve eşini de geride bırakan bir eşektir başrol oyuncusu. şiir yıkık bir kilisenin darmadağın harabesinde geçer ve blake olanca çıplaklığı içinde yine çırılçıplak ama güzel mi güzel ışıltılar içinde bir genç kadına doğru yürümektedir...
  • dilimize algı kapıları diye çevrilen meşhur huxley kitabının adının sıklıkla algının kapıları sanılmasının sorumlusu olan blake eseridir efendim.
    madem öyle, kitaptan bir kuple:

    "cennetle cehennemin evliliği'nden

    cehennemden aldığım habere göre dünyanın altı bin yılın sonunda
    alevler içinde yanacağına ilişkin eski bilgi doğru.
    çünkü bu nedenle kızgın kılıçlı keruba yaşam ağacının başında tuttuğu nöbeti
    bırakması emredilecek: ve bunu yaptığında tüm yaratılış yanacak
    ve sonsuz ve kutsal görünecek, ki şimdi sonlu ve düşkün görünüyor.
    bu, duyumsal hazzın gelişmesi sonucu meydana gelecek.
    ancak ilk önce insanın ruhundan ayrı bir bedeni olduğu kanısının silinmesi gerekiyor;
    bunu cehennemi yöntemle, cehennem'de son derece sağlığa yaralı ve şifa verici olan,
    görünen yüzeyleri eriterek saklı olan sonsuzu ortaya
    çıkaran aşındırıcılarlarla baskılar yapmak yoluyla ben yapacağım.
    eğer algının kapıları temizlenseydi herşey insana olduğu gibi görünürdü, sonsuz.
    çünkü insan kendisini kapattı, ta ki tüm şeyleri mağarasındaki dar çatlaklardan görene dek."

    (bkz: william blake/#1900872)
  • william blake, "cennet ve cehennemin evliliği"’nde toplum ahlakının kötüye gitmesinin ve yobazlaşma sürecinin, insanoğlunun tanrı’nın bir parçası olduğunu unutmasıyla başladığını öne sürer:

    "ilkçağ ozanları sezilebilir nesnelere, tanrılar ve dehalara hayatiyet kazandırıyorlar,onlara ormanların, ırmakların, dağların, göllerin, kentlerin, halkların ve gelişmiş pek çok duyularının algılayabildiği şeylerin adlarını veriyorlar ve bunların özelliklerini atfediyorlardı. özellikle her kentin ve her bölgenin dehasını araştırıyorlar ve burayı oranın tanrısal varlığının koruyuculuğuna emanet ediyorlardı. bir süre sonra birilerinin, tanrısal varlıkları gerçek kılmaya ve nesnelerinden soyutlamaya girişmesiyle üstünlük elde edip halkı köleleştirdiği bir sistem oluştu. papazlık böyle başladı.

    ozanların anlattığı masallardan yararlanıp ibadet biçimlerini geliştirdiler. sonra bu ibadet biçimlerini tanrıların buyurduğunu söylediler. böylece, insanlar tüm tanrıların insanın içinde yaşadığını unuttular."

    görüldüğü üzere, blake, dinin nasıl kurumsallaştırıldığını gayet iyi ve açık bir şekilde ifade etmiştir. dahası, yapıtın ilerleyen bölümlerinde, kurumsallaştırılan bu "din kavramı"nın, onu yaratan toplumu nasıl yok ettiğini, toplumda insan analizi yaparak ifade etmeye çalışmıştır:

    “yani, varlığın bir kısmı “doğurgan”, diğer kısmı “yiyici”dir. yiyici, üreticiyi zincire vurulmuş gibi görür. oysa böyle değildir. o varlığın yalnızca bir kısmını elinde bulundurur, fakat bunun, varlığın tümü olduğunu düşünür. öte yandan yiyici, tıpkı bir deniz gibi, hazların fazlasını almadıkça, doğurgan olan artık doğurgan olamayacaktır. bazıları: “doğurgan olan yalnız tanrı değil midir?” diye soracaklardır. yanıtlıyorum; “tanrı yalnızca mevcut varlıklarda veya insanlarda harekete geçer ve vardır.” bu iki tür insan her zaman yeryüzünde var olmuştur ve her zaman birbirlerine düşman olacaklardır; onları uzlaştırmaya çalışmak, varlığı yok etmeye çalışmak demektir. din, bu ikisini uzlaştırmaya çalışma çabasıdır.”