şükela:  tümü | bugün
  • elton john yorumu rocky v'in muzikleri arasinda yer almaktadir. kapani$ jenerigi sirasinda serinin onceki filmlerinden enstantaneler e$liginde dinlenebilir... etkileyici bir parcadir.
  • harpercollins yayıncılıktan çıkmış sidney poitier biyografisi.
  • star trek the next generation sezon 2, dokuzuncu bölüm. kanımca yayınlanmış en iyi star trek bölümlerinden biridir.
  • alan menken 'in bestelediği mükemmel elton john şarkısı. rocky v biterken serinin en can alıcı kareleri ile beraber duyduğumuz şarkıdır. rocky o zaman "bitmişti" the measure of a man de en yakışanıydı.
  • star trek the next generation 2.sezon 9. bölümünün adı. data bu bölümde yıldızüssünde merkezden aldığı emir doğrultusunda bir subayca el konur. bilim subayı data nın üzerinde araştırmalar yaparak, data nın parçalanarak* incelendiğinde yeni data ların üretiminin mümkün olduğunu söyler. data ise dr. soong un bu araştırma sırasında kaybolabileceğini ve bir daha özüne dönemeyeceğini söyler ve reddeder. data emre itaatsizlik olmaması için görevinden istifa eder lakin bilim subayı data nın kişi değil bir mal olduğunu söyler. askeri hakim ise bu gelişmeler ışığında mahkeme düzenler. yüksek rütbeli subay mahkemede olmadığından data nın bir mal olduğunu iddia eden tarafı riker, savunma tarafını ise picard alır. riker bu görevi reddetmek ister lakin hakim böyle bir durumda mahkeme düzenlemenin gerek olmadığını kararın ortada olduğunu söylemesi üzerine riker mecbur kalır.

    riker muhteşem iddiaları ile data nın makine olduğunu kanıtlar. picard ise savunma olarak bilinç, farkındalık ve karar verebilmenin data da olduğunu ve bunun insanlardan farkı olmadığını, çoğaltılmasının kararları alınmış bir köle ordusundan farkı olmayacağını ve bu farkındalığa sahip bir olgunun mal değil bir birey olması gerektiğini söyler ve mahkeme düşer.

    bölüm star trek the next generation'un en güzel bölümlerinden biridir. bu bölümde felsefik olaylar ağırlıklı olarak yer alır ve insanı düşündürür.

    benim sevdiğim en güzel repliklerden biri ise şudur:

    picard: data, seni sevdiğim ve desteklediğim kadar yıldız filosunun çıkarlarını da gözetmek zorundayım. düşünsene, senin gibi onlarca data, onlarca gemide bizim gibi sıradan insanların yanında süper bir varlık olarak yardımcı olabilecek. bence bu deneye katılmalısın.
    data: efendim,*geordi*, vizörü sayesinde siz insanlardan daha iyi görüyor değil mi?
    picard: evet, elbette.
    data: o zaman neden gemilerde köprü*deki subaylardan birine optik sinirlerini alıp bu vizörlerden koymuyoruz?
    picard: ...
    data: anlıyorum efendim. sonuçta ben bir makineyim, ve gözden çıkarılabilirim. siz ise insansınız.

    mükemmel ayar, mükemmel bir ifade, mükemmel bir replik...
  • sabah evden çıkmadan dinlenilmesi gereken parçalardan. enfes..

    http://www.youtube.com/watch?v=xs_jmg8l9iy
  • rocky 5'in sonunda çalan insanı hüzünlere gark eden güzel bir elton john parçası,sözleri alan menken'e ait.
    naçizane kendi çapımızda çevirisini şöyle yaptık

    bu hırpalanmış eller sana ait,
    bu kırılmış kalp ise taşa döndü.
    git ve zaferini duvara as,
    kalelerin düşme zamanı yaklaşıyor,

    ve bütün bunların hepsi kumun üstünde değişiyor
    sen zamanın dışındasın,sen mekanın dışındasın,
    şu yüzüne bir bak,işte adam olmanın ölçüsü budur

    bu kat kat üstüne yapışır,tıpkı eldiven gibi
    bu kirli caddelerde öğrenirsin aşkı,sevgiyi
    bu yüzden tekrar hoşgeldin benim kayıp arkadaşım.
    sen cehennemdesin ve işte yeniden
    yalnız tanrı bilir yolları nasıl geçtiğini

    devriyenin gerisinde,başlangıcın gerisinde,
    güvenmek kalbinin içinde,
    işte adam olmanın ölçüsü budur !

    işte yangınlar gözlerde,çizikler ise ellerde.
    bazı şeyler var ki,anlayabilirsin.
    ne zaman baki dostlardan önce yanına koşan oldu
    işte adam olmanın ölçüsü budur !

    bir tam dairen olacak,şimdi sen özsün.
    altının olmadan,tacın olmadan.
    ve nerde olursan ol yanında olacak,her zaman.
    kaybetmek zorundasın böylece hep kazanacaksın.
    ve dertlerin içinden yukarıya yüksel,sen yapabilirsin !

    ve şu an sevebilirsin,şu an kaybedebilirsin
    şu an seçim yapabilirsin
    işte adam olmanın ölçüsü budur.
  • robot mevzulari hakkinda muhabbet ederken "gelecekte robotlar kolemiz olacak ehehehe" soylemlerinde bulunabilecek kafada yasayan, kolelik kavraminin insanlik disi taraflarini idrak edememis, kolelik kavrami ile insanligi halen ayni kefeye koyabilen, ve emri altinda kole barindirmaya merakli olmaya yatkin psikolojideki insanlarin suratlarina suratlarina vurulmasi gereken; muthis bilim-kurgu ve insanlik dersi veren star trek the next generation bolumu.

    data'nin ceyregi kadar bile akli olan robot olsa etrafimda, yemin ediyorum karsilikli oturup sohbet ederim, ev icinde ona ozel sandalyesi bile olur. robot mobot, o da bir varolus bicimi.
  • filmekimi kapsamında izlediğim, bendeki mesleki deformasyonun ne seviyeleri ulaştığını görmemi sağlayan filmdi.

    stéphane brizé tarafından yönetilen orjinal adı la loi du marché filmde uzun bir süre iş bulamayan thierry'nin para kazanmak için verdiği savaşta önüne çıkan ahlaki sorunları göz önüne alıyor. böyle anlatınca çok beklenti artıyor ama yönetmen maalesef güzel bi şekilde başladığı filmi son derece sıradan ve düz çizgide bitiriyor. verebileceği bir çok mesaj varken kuru kuruya sunuyor size filmi.

    --- spoiler---

    efendim şöyle ki alışveriş mağazasında yapılan bir kaç hırsızlık anlatılıyor birden fazla hepsinin kendine ait bir hikayesi var bi tanesi hariç hepsine tepkim yapmasaymış oldu. ne kadar üzücü olursa olsun hırsızlık çözüm değildir ve ayrıca ya tamam tamam geç önemli denecek bir şey değildir. her eylemin olduğu gibi bununda bir sonucu vardır. o değil de böyle yazınca bayağı içim mahkeme duvarı gibi olmuş lan hiç mi insani duygum kalmadı, hiç mi insani değerim yok lan??

    açıkçası filmi sevmedim hatta beni birazcık baydı. filme dair ilgimi tutan tek şey matthieu schaller'un oyunculuğu oldu. vay anasını dedim ben şahsen. hoş oynadığı engelli çocuk karakterinden dolayı aklıma sürekli breaking bad geldi. abi parasız kaldıysan meth pişir dedim. bi ara meth sat onurlu yaşa diye bağırasım geldi ama olmadı. filmdeki ikinci en güzel şey filmin sonunda çalan şarkıydı. o negzel şarkıydı lan öyle, bayıldım.

    --- spoiler---
  • insanın değeri nedir sorusuna açık bir yanıt vermediği için başarısızmış gibi yaftalanabilecek film. büyük cümlelerle anlatılmamış olabilir ancak cevap, vincent lindon tarafından canlandırılan thierry’nin beden dilinde. bana göre uzun süren işsizlik yıllarının bezdiriciliğini o kadar iyi sindirmiş ki thierry’nin omuzlarındaki yükü somut olarak görebildim sanki.
    narsist bir kişilik yapısı sergilemiyorsak başroldeki karakterle empati kurmak zor değil. hayatta ne kadar başarılı olursanız olun, en azından bir iş görüşmesinde kendinizi karşınızdakine beğendirmek için çabalamış olmalısınız. ardı arkası kesilmeyen beylik sorulara klişe cevapları vermiş ve kişiliğiniz için değil ama işlerine daha fazla yarayacağınız için o işi kapmış da olabilirsiniz. başlangıçta ikinizin de hedefinde aynı şey vardır çünkü: para.
    ekranda izlediğimiz kişi bir beyaz yakalı değil. dolayısıyla “bu iş için ne kadar para istiyorsunuz?” gibi doğrudan bir soru ile karşılaşmış da değil. fakat bazılarımız karşılaştı ve karşılaşmaya da devam edecek. yani daha iş görüşmesi sırasında kendinize bir değer biçme ve size biçilen değeri anlamak üzerine oynan bir oyunun içerisine giriyorsunuz. işe girdikten sonra karşılaştıklarınız ise, sonradan para ile ölçülemeyecek değerleri hatırlatmaya başlıyor size. sizi siz yapan yanlarınızı kaybetmeye başladığınızı hissettiğinizde, parasız da olsanız kendiniz olabileceğiniz bir sığınak aramaya başlıyorsunuz ve istifa sürecine giriyorsunuz bir şekilde.
    film iş edinme süreci içerisindeki hiçbir alanda size insan olarak bakılmadığını duygu sömürüsüne kaçmadan hissettiriyor. yani amaçsız bir eğitim için harcadığınız zaman ve paranın size yaratacağı sorun ile iş ve işçi bulma kurumuna yaratacağı sorun arasında farkı sessizce gözler önüne seriyor. ya da mülakatınızın başkaları tarafından değerlendirilirken yetkinliklerinizin değil de kişiliğinizin değerlendirilmeye başlanması arasındaki ince çizgiyi de…
    suç ve ceza arasındaki bağlantıyı da mesleğinizin insana bakış açınızı değiştirmesini de görüyorsunuz filmde. istisnasız her kişiyi potansiyel hırsız olarak yaftalamak da var, diğer çalışanlara hakkaniyetli olmak adına tuzak kurarak (öncesinde uyarı verilmeden takibe alınarak) işten atmak da... etik kuralların şirketin işine geldiği şekilde esnetilebileceğinin izlerini de görebiliyorsunuz yani.
    ama tüm bunlara tanıklık ediyorsunuz. kimse kendini savunmaya kalkmıyor. bu nedenle karakterlere beklediğiniz eleştirel laflar söylettirilmiyor. bana kalırsa buna gerek de yok çünkü filmin içinde anlatılan hikaye gerçekçiliği ile tek başına işi götürüyor.