şükela:  tümü | bugün
  • 1999 yılında ilk albümlerini çıkarmış, şu anda kariyerlerinin zirvesinde olan lo-fi grubu. üstad phil elvrum önderliğinde "tests", "it was hot we stayed in the water" gibi pek akıllarda kalmayan birkaç albümden sonra geçen sene "glow, pt. 2" ile gözümde olmazsa olmaz statüsüne hak kazandı. kayda değer eleştirmenler tarafından geçen yılın en iyi albümü olarak gösterilen bu albümde "the gleam pt.2" dan "the map"e yirmi şarkılık gayet leziz bir mikrofonlar seyahati sizi bekliyor. bitme sürecine girmiş bir ilişkinin sıkıntısını yaşayan çiftlere tavsiye olunur.
  • (bkz: mount eerie)
  • (bkz: phil elvrum)
    (bkz: mirah)
  • washington eyaletinden cikma, post- seattle grunge kusagi muzik grubu. ilginc bir muzik turleri vardir. ozellikle "don't wake me up" isimli albumlerinin kayitlarini 80lerden kalma bir muzik seti ve mikrofon ile yaptiklarini dusunmekteyim. dinlenesi ve dinletilesi gruplardan biri.
  • phil elvrum'un gorevini tamamladigina inanmasi ile mount eerie olarak isim degistiren grubu/projesi. yeni projenin the microphones'dan ne farki olacagi ise halen elvrum'un kafasinda sekillenmemis. bilinen tek sey anacortes'e tasinmasina ragmen gene little wings, calvin johnson, mikhaela maricich gibi olympia/washington tayfasi ve daha fazlasi ile calismaya devam edecegi.
  • the microphones'u ilk dinlediğimde aşırı bir reaksiyon göstermediğimi çok net hatırlıyorum; iyimser bir tahminle kendimi bu cümbüşe kaptıramamıştım sanırım, gerçekçi olmak gerekirse (ki olalım be, şurda biz bizeyiz) kafam pek basmamıştı lan. müzik fazla karmaşık gelmişti bünyeye, ancak zamanla alıştık tabii. it was hot, we stayed in the water, tatil yapamadığım yorucu yazların başucu albümü olurken, the glow, pt. 2 hayatımın soundtrack'ine dönüşmüştü (hayatımın soundtrack'i: bu klişe laftan nefret ediyorum ama daha iyisini de bulamadım, idare edin). "the glow, pt. 2" çok tuhaf bir albüm. bir kere adında "part 2" diye bir şey var, öyle albüm mü olurmuş lan? the glow adlı başarılı albümün mirasını yemek amacıyla yapılmış bir devam albümüne benziyor ilk bakışta, ama alakası yok. biraz iddialı bir laf olacak ama "the glow, pt. 2"ya müzik dinleyen herkesin dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. the microphones, phil elvrum'un kararıyla artık dağılmış olabilir (bkz: mount eerie), ancak grubun yaptığı şarkıların her biri tarihin eskitemeyeceği özellikler taşıyor. paralel bir evrende the moon, hey jude* ile aynı anlama geliyor olabilirdi; keza sand de blue moon* ile. çok özel şeyler var bu şarkılarda, kelimelerin tanımlamaya yetmediği. phil elvrum'un kaçış yollarından biri olan something gibi hepsi, ancak bir araya geldiklerinde everything olabiliyorlar; somut ya da soyut diğer her şeyin varoluşunu anlamsızlaştırarak.

    gördüğünüz gibi the microphones hakkında söylemek istedigim bir şeyler var ve yazmaktan da çekinmiyorum, aksine bugüne dek yazmamış olduğum için kendime kızıyorum: modern zamanların* en büyüleyici anti-pop grubudur the microphones. psychoacoustics'e dahil olarak ya da olmayarak, hoş melodiler yazarak ya da pop müziğe kendi çaplarında başkaldırarak öylesine orijinal, etkileyici ve (hepsinden önemlisi) güzel bir müziğe imza atmıştır ki phil elvrum ve tayfası; eğer yeterince uzun yaşar isem, altmış yaşında tonton bir dede olduğumda* dahi bu müziği dinlemekten bıkmayacak, hatta torunlarıma da dinleteceğim. varsın the microphones dinleyerek anormal olsunlar, psikopata bağlasınlar; böylesine eşsiz bir güzelliği sadece kendime saklayacak kadar bencil olamam.
  • (bkz: #62836604)